RutûbetMetninTranskripsiyonu Rutûbet-ı bedeniyeden gayr-ı fuzûl dört kısımdır. Bir kısmı rutûbetdir ki; etrâf-ı urûk-ı sığârda olur. Bu rutûbetin kârı, a‘zâyı sakî eder, yani sular. Rutûbet, hakîkatte rutûbet-i hıltiyyeden müstehîl olur. Bi-aynihî bu rutûbet eşcârın etrâf-ı ağsânında olan rutûbete müşâbihdir. Rutûbet-i gayr-ı fuzûlün ikincisi şol rutûbetdir ki; a‘zâya dökülmüş ve dağılmışdır. Eşcâra jâle tarâvet virdüğü gibi; bu rutûbet, rutûbet-i ûlâdan tevellüd ider. Bu rutûbet, olmuş meyvelerde olan rutûbete müşâbihdir. Bu rutûbetin ve rutûbet-i ulânın fâidesi, bedeni tartîb idüb gıdâ olmadığı mahalle irişdirüb gıda virmekdir. Rutûbet-i gayr-ı fuzûlün üçüncüsü; ol rutûbetdir ki; karîbü’l-ahd bi’l-in’ikâddır. Bu şol rutûbetdir ki; berk olmaya başlaya ya’ni henüz berk ola. Rutûbet-i gayr-ı fuzûlün dördüncüsü ol rutûbetdir ki; tartîb-i a‘zâyı saklar. Bu rutûbet beden turâb olmayınca fânî olmaz. (Kaynak: En-mûzec fi’t-Tıb, Süleymaniye Kütüphanesi, Mihrişah Sultan Koleksiyonu, No: 3421)(Kaynak: Tercüme-i Müfredât-ı İbn Baytâr, Süleymaniye Ktp, Lala İsmail, nr. 389) Metnin Güncel Çevrisi Nem Bedende var olan nemden başka dört çeşit asli nem vardır. Birinci kısım nem, kılcal damarlarda olur. Organların su ihtiyacını gidermek gibi bir faydası vardır. Bu çeşit nem; balgam, safra, kan ve sevda unsurlarından dolayı vücutta oluşan nemi uyumlu hale getirir. Bizzat ağaçların dallarının sulanmasına benzer işlevde bir nemdir. İkinci kısım nem ise; iç organların işlevine bağlı olarak vücuda yayılan nemdir. Ağaca tazelik veren nem gibi, bu çeşit nem de birinci kısım neme bağlı olarak ortaya çıkar. Bu nem, olgunlaşmış meyvelerde olan nemlilik gibidir. Bu ve birinci kısım nemin faydası; bedene tazelik, canlılık vermek ve gıdanın bütün bedene ulaşmasını sağlamaktır. Üçüncü kısım nem ise; iç organların tazeliğini, yaşlılığını korur. Bu nem, organlar arasında yapısını korumak için sürekli bir katılık ve sertlik oluşumuna sebep olur. Dördüncü kısım nem ise: vücuttaki organların tazeliğini sağlar. Bu rutubet insan ölmediği sürece bedeni terk etmez. Kelimeler: Rutûbet: NemFuzûl: Fazla, lüzumsuzUrûk: DamarHılt: Vücutta var olan dört unsur (safra, balgam, kan, sevda)Müstehîl: Helalleşen, uyumluSığâr: KüçükA‘zâ: OrganSakî: Sula-makEşcâr: AğaçlarAğsân: DalJâle: Kırağı, çiğTarâvet: TazelikÛlâ: İlk, birinciTevellüd: Oluşan, doğanMüşabih: BenzerTartîb: Tazelik vermeKarîbü’l-ahd: Kısa bir süreİn’ikâd: Katılık, BağlanmaBerk: Katı, Sert, SerinTurâb: ToprakFâni: Yok olma
Bakış AçısıZaman ne kadar da hızla akıp gidiyor. Bir imtihan dünyasında savrulup duruyoruz sağa sola. Şimdide geçmişi yaşar gibi olduğumuz çoklukla vakıa; elbette tarihle beraber güne bakabilenler için. Tarih, bugündür, fakat bir farkla. O dönemde değiliz evet, lakin medeniyetlerde süreklilik esastır. Bugün, o günlerin ufku idi, olmalıydı. O dönemde yaşananlar bugünleri netice vermişti. Bundan bahisle dünü bilmek, bugünü anlamak olacaktır. Yoksa karşımızdakiler –hususan düşmanlarımız- bize süslü cümleler kuracak, fakat niyetleri hep farklı olacaktır. Bizler de eğer dünde yaşanan ilişkileri ve süren ahvali bilip değerlendiremezsek, sadece sorular sorarak ömür tüketeceğiz. Kûtü’l-Amare üzerinden yeni bir nazar kazandık. Arşivleri karıştırdık. Siyasi, sosyal, kültürel neticeler elde ettik. Bir anda bir dünya kitap yazıldı. Filmleri bile çekildi. Kafalarımızda bir avuç neferin İngilizlere nasıl karşı durdukları ve vatan savunması yaptıklarını konuşur olduk. Tartışma programları daha ileri taşıma niyetiyle inşallah, bu burada kalmamalı, biz buradan ders ve şevk alarak yeni bir ruh yakalayabilir miyiz sorularını sordular ki, son derece kritik bir durumdur. Fahreddin Paşa isimli bir kahraman ve askerlerinin Peygamber sevgisini tekrar hatırlayarak İngilizlere karşı nasıl duruş sergilediklerini konuştuk. Buraya dil uzatanlara en üst seviyeden cevaplar verdik. Biz dedik, unutmadık. Biz dedik Yahya Kemalin dediği gibi, biz ölülerimizle beraber yaşarız. Tarih dedik, bugündür. Biz onları da sizin yaptıklarınızı da unutmadık diye yüksek sesle konuştuk, konuştuk… Şimdi bu gelişmeleri, yani dünyaya açılırken tarihe açılma mesuliyetimizi de yerine getirme ameliyemizi bütün bir millet olarak sindirmek durumundayız. Hep beraber aynı duygu durumuna taşınmak mecburiyetindeyiz. Elbette, gündelik tartışmalarla yakaladığımız bu bakış açısını kolay kaybetmemeliyiz! Biz de dergi olarak gözünüz, köprünüz ve anahtarınız olmaya devam ediyoruz. Anahtarı keşfettikçe tarihe açılma sorumluluğumuzda daha rahat hareket edebileceğiz. İnşallah…
Osmanlıdan Yemek TarifleriBadem Herîresi Evvela murad olduğu miktarı bademi bir miktar suda kaynatıp kabını izale eyledikten sonra taş havanda gereği gibi döğdükten sonra pak su ile ezip kıl elekten geçireler. İrisi kaldıkta yine dakk edip (vurup) tekrar cüz’î su ile tamam cümlesi elekten geçince böyle edeler. Badehu (daha sonra) kifayet miktarı şeker ve gülâb (gül suyu) koyup pak tencerede yahut ibrikte kaynatıp salep gibi istimal edeler. Gayet latif olduğundan başka sadrı (göğsü) yumuşatıp rîh-i meraka (vücuttaki ağrı, sızı) dahi nâfidir. Alelhusus ince sahk (ince dövülmüş) seylanî tarçın ile istimal oluna. Pelteşin Bir fincan nişasta, otuz fincan miktarı su, evvela nişasta kıl elekten geçe ve nişastanın kokusu gidince kaynatıp lezzet verecek kadar şeker ve gülâb yahut çiçek suyu koyup bir miktar dahi şeker ile kaynatıp sonra bir iki adet limon suyunu astardan süzüp onu dahi itidal üzere koyup, cüz’î karıştırdıktan sonra indirip salep fincanları ile istimal oluna. Gelin Odu Rumelinde gelin odu derler bir latif taamdır. Revaniye şebih (benzer) , evvela bir ölçü rugan-ı sade (sade yağ) ve bir ölçü dakîk-i hâs (ince un) doruklu (dolu) ola ve iki ölçü asel-i musaffa (saf bal) ve bir ölçü güllü su cümlesin bir yerde karıştırıp ve gereği gibi çalkayıp alıştıkta bir kenarlı tepsi içine döküp fırında pişire.
Abdulhamid Han (10 Şubat 1918)بابام طوغري و تام ديني اعتقاده صاحب بر مسلماندن باشقه بري دگلدر. بش وقت نمازينى قيلار، قرآن كريم اوقوردي. دائما جامعلره دوام ايتديگني، رمضانلرده سليمانيه جامعنده نماز قيلديغني، او زمانلر جامعده آچيلان سركيلردن آليش ويريش ايتديگنڭي حكايه طرزنده آڭلاتيردي. بابام هركسڭ نماز قيلمه سني، جامعلره دوام ايديلمه سني چوق ايستردي. سرايڭ خصوصي باغچه سنده بش وقت اذان محمّدي اوقونوردي. بابامڭ بر سوزي واردي: “دين و فن ” دیردي. “بو ايكيسنه ده اعتقاد ايتمك جائز” اولديغني سويلردي. - عايشه سلطان عبدالحمیدي آڭلامق هر شيئي آڭلامق اولاجقدر! - نجيب فاضل ١٠٠ غرام عقلڭ ٩٠ غرامي عبدالحميد خانده ، ٥ غرامي بنده ، ٥ غرامي ده ديگر سياسيلرده در! - بسمارق چوق حسّاسيتلي، عظمتلي ايدي. هيچ شبهه سز شخصًا مرحمتلي ايدي. - فتحي اوقيار ٢نجی عبدالحميد، مزيت و قصورلري ايله صوڭ ايمپراطوردي. اوندن صوڭره عثمانلي تختنڭ بر پيريلتيسي و آغيرلغي قالمامشدي. - طورغود أوز آقمان دنيانڭ صوڭ حكمداري، صوڭ أورنسل ايمپراطور ٢نجی عبدالحميد خاندر. - ايلبر اورتايلي پادشاه عبدالحميد سايه سنده ب اتي عالمي،ب الخاصّه طيشا يشلريت شكيلاتلري؛ خليفه يه ، اسلام عالمنڭ پاپاسي كوزيله باقييورلردي. اونڭ بو صفتله قوللانابيله جگي نفوذدن چكينييورلر، حتّی قورقويورلردي. - وانبري عبدالحميد خاندن ١. تدور هرزله فلسطين جوابي يهوديلرڭ أوڭدري تدور هرزل، فلسطينڭ كنديلرينه صاتيلمسي حالنده عثمانلينڭ بورجلرينڭ قپاتيلاجغني سويله مشدر. ٢نجی عبدالحميد كنديسنه : “بر قاريش دخي اولسه وطن طوپراغنى صاتمام، زيرا بو وطن بڭا دگل ملّتمه عائددر. ملّتم ده بو طوپراقلري آنجق آلديغي فيئاته ويرر. چونكه بو طوپراقلر قانله آلينمشدر، قانله ويريلير!” ديمشدر. ٢. امانوئل قره صويه فلسطين جوابي سلانيك يهوديلرندن اولان ملّت وكيلي امانوئل قره صو، سلطان ٢نجی عبدالحميدڭ حضورينه چيقارق، فلسطينده يهوديلر ايچون طوپراق صاتین آلمق ايسته مشدر. اما داها سوزيني بيتيره مدن “دفع اول، اي سفيل” جوابنى آلمشدر. ٣. اتحادجيلر ايله ايلگيلي سوزي تشكيلات مخصوصه نڭ قوروجيلرندن آلباي حسام الدين ايرتوركڭ “ايكي دورڭ پرده آرقه سي” ) ١٩٦٤ ( آدلي خاطره لرنده ٢نجی عبدالحميدڭ ١٩٠٩ ييلنده سلانيك سوركوننده يكن دبره لي ذوالنونڭ آدلي بر دوستنه شويله ديديگني آقتارمقده در: “گوره جكسڭز يوز باشيم! اتحادجيلر تورانجيلق غيرتيله هم روسيه ، هم ده انگلتره ايله بر صواشه كيررلرسه الله كوسترمه سين عثمانلينڭ پارچه لانديغنه شاهد اولاجغز. ان شاء الله بويله بر كوچ كوستريسنه كيرمزلر.” نه يازيقكه سلطان ٢نجی عبدالحميد انديشه سنده حقلي چيقمش و ايمپراطورلق برقاچ ييل ايچريسنده طاغيلمشدر. ٤. دنيا صواشي ايله ايلگيلي سوزي ٢. عبدالحميد ي. دنيا صواشي ايله ايلگيلي شو سوزلري سويله مشدر: “قرق ييل شو دولتلرڭ بربرينه دوشمه سني بكله دم. اونلر بربرلرينه دوشدي، شيمدي بن تختده دگلم.” ٥. غافل دگلم ٢. عبدالحميد: “بني اوهاملي صانييورلردي خير! بن ساده جه غافل دگلدم، او قدر.” ديمشدر. ٦. صواش حقّنده سويله دكلري هر زمان باريشچيل بر پوليتيقه ايزله مش اولان ٢نجی عبدالحميد، صواش حقّنده شو سوزلري سويلر: “صاواش يالڭز صينيرلرده اولماز. صواش بر ملّتڭ طوپ يكون آتشه كيرمسيدر. اگر بو بتونلك صاغلانمامشسه ظفر تصادفي، يڭيلگي قدردر.” ٧. آبدستسز دولت ايشي اولورمي؟ مابين باش كاتبي اسعد بگڭ آقتارديغنه كوره ، أونملي بر اوراقڭ امضاسي ايچون كيجه لين سلطان ٢نجی عبدالحميدڭ قاپيسني چالديغنده ، ٢نجی عبدالحميد اوڭا “قصوره باقمايڭ بكلتدم، كله جگڭزي بيلييوردم قاپي يي چالديغڭزده بن چوقدن اويانمشدم. قاپي يي آچامدم چونكه آبدست آلييوردم، بن بوكونه قدر دولتڭ هيچ بر اوراقنه آبدستسز امضا آتمدم.” ديمشدر. ٨. تختدن اينديريليركن سويله دكلري ٢. عبدالحميد خان تختدن اينديريليركن شو سوزلري سويله مشدر: ٣٣ سنه ملّت و دولتم ايچون، مملكتمڭ سلامتي ايچون چاليشدم. “ المدن كلديگي قدر خدمت ايتدم. حاكمم الله و بني محاكمه ايده جك ده رسول اللّهدر. بو مملكتي ناصل بولدمسه ، أويله جه تسليم ايدييورم؛ هيچ كيمسه يه بر قاريش طوپراق ويرمدم. خدمتمي جناب حقّڭ تقديرينه بيراقييورم. نه چاره كه ، دشمانلرم بتون خدمتلريمه قره بر چارشاف چكمك ايسته ديلر و موفّق اولديلر.” ٩. استانبولي ترك ايتمه يڭ! چاناق قلعه صواشي صيره سنده هر احتماله قارشي سلطنتي اسكيشهره طاشيمه يه حاضرلانان و ٢نجی عبدالحميدي ده ياننده كوتورمك ايسته ين سلطان ٥نجی محمد رشاده ، “جدم فاتح حضرتلري استانبولي آليركن، صوڭ بيزانس ايمپراطوري شهردن قاچمه يي دوشونممش، اوردوسي باشنده ئولمشدر. بز، بيزانس ايمپراطورلري قدر ده مي اولامييورزكه ، شهري بيراقمه يي دوشونويورز؟ عثمانلي خانداني استانبولي ترك ايدرسه بر داها اورايه دونه مز. محترم برادريمه سويله يڭ؛ استانبولدن بر آديم بيله طيشاري آتمام” ديمشدر. سلطان عبدالحميد خانڭ ظالملره بد دعا ملّته دعاسي اللهم حلال ايتمييورم! شخصمي دگل، ملّتمي بو حاله كتيرنلره ، حقّمي حلال ايتمييورم! بني، بنم ايچون ليف ليف يولسه لر، جيمبيز جيمبيز ذرّه لريمي قوپارسه لر، سرايمي ياقسه لر، خانمانمي، خاندانمي سونديرسه لر، چولوغمي كوزيمڭ أوڭنده پارچه لاسه لر حلال ايدردم ده سوگيلينڭ )صلی الله عليه و سلّم( يولنده يوروديگم ايچون بني بو حاله كتيرن و ملّتمي آتشه آتان انسانلره حقّمي حلال ايتمم! اللهم! مقدّس اسملرينه قربان اولديغم اللهم! يا عادل! بڭا “قيزيل سلطان” آدينى طاقان و دوريلمم ايچون اللرندن كلني ياپان ارمنيلري، شيمدي بني دورنلره پارچه لاتييورسڭ! بو ج دّاللري ده ، كيم بيلير، كيملره پارچه لاتاجقسڭ؟ فقط يا رحمن! عدالتڭله تجلّي ايدرسه ڭ هپمز كول اولورز! بزه آجي! رسولڭڭ، سوكيليڭڭ، كائناتڭ افنديسنڭ نوريني قيد ايدر كبي اولديغي ايچون بو حاله كلن ملّته ، رحمتڭله ، فضلڭله ، لطفڭله تجلّي ايت! يا قادر! قونداقده كي ياورويي غاغه سنه آلمش، قاچيران لش قوشني دوشوروب چوجغي قورتارمق آنجق سنڭ قدرتڭه صيغابيلير. لش قوشلرينڭ غاغه سنده قونداق چوجغنه دونن ملّتمي قورتار اللهم! يا معبود! عمرمده تك وقت فرض نمازي قاچيرديغمي خاطرلامييورم! اما تك وقت نمازم اولديغني ادّعايه ده نفسمده قوت بولامييورم!حضورڭده اگيله جگمه قاصقاتي قالييورم و دعاده روح تسليم ايده جگمه ياتاغمده قيورانييورم! سڭا قوللق كوستره مه ين بو قولڭي عفو ايت اللهم! اگر، ييللري تسبيح ديزيسينجه سورن حكمدارلغمده سني بر كره آڭابیلدم، رسولڭه بر آن باغلانابيلدمسه ، دعامي، او بر كره و بر آن يوزي صويي حرمتنه قبول ايت! يا سبحان! شو تيترك اللري، قيامت كوننده سڭا “امّتم، امّتم!” دييه يالواراجق اولان حبيبڭڭ اتگنده ، شيمدي “ملّتم، ملّتم!” دييه ديلنن بو اختيارڭ دعاسني كري چويرمه ! ملّتمي أوّلا “بعث بعد الموتسز” بر ئولومله يوق ايتمه يه كوتورن ساخته قورتاريجيلر و ساخته قورتولوشلردن قورتار و اوڭا بر كون كله جك قورتاريجيلري، كرچك قورتولوشي نصيب أيله ! بنم آرتيق بو دنيا كوزيله كوره بيله جگم هيچ بر سعادت اميدمقالمدي. باري فلاكتي اولسون بڭا داها فضله كوسترمه اللهم! آياقده طوراماز، حالده يم! وعده م نه كون طولاجق اللهم؟ “ Babam doğru ve tam dinî itikada sahip bir Müslümandan başka biri değildir. Beş vakit namazını kılar, Kur’ân-ı Kerîm okurdu. Daima camilere devam ettiğini, Ramazanlarda Süleymaniye Camii’nde namaz kıldığını, o zamanlar camide açılan sergilerden alışveriş ettiğini hikâye tarzında anlatırdı. Babam herkesin namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayın husus’i bahçesinde beş vakit Ezân-ı Muhammedi okunurdu. Babamın bir sözü vardı: “Din ve fen,” derdi. “Bu ikisine de itikat etmek caiz” olduğunu söylerdi. ” - Aişe Sultan Abdülhamit’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır. - Necip Fazıl 100 gram aklın 90 gramı Abdulhamid Han’da, 5 gramı bende, 5 gramı da diğer siyasilerdedir! - Bismark Çok hassasiyetli,azametli idi. Hiç şüphesiz şahsen merhametli idi. - Fethi Okyar 2. Abdülhamit, meziyet ve kusurları ile son imparatordu. Ondan sonra Osmanlı tahtının bir pırıltısı ve ağırlığı kalmamıştı. - Turgut Özakman Dünyanın son hükümdarı, son evrensel imparator II. Abdülhamid Han’dır. - İlber Ortaylı adişah Abdülhamit sayesinde Batı âlemi, bilhassa Dışişleri teşkilatları; Halifeye, İslâm âleminin Papası gözüyle bakıyorlardı. Onun bu sıfatla kullanabileceği nüfuzdan çekiniyorlar, hattâ korkuyorlardı. - Wanbery Abdulhamid Han’dan 1. Theodore Herzl’e Filistin Cevabı Yahudilerin önderi Theodore Herzl, Filistin’in kendilerine satılması halinde Osmanlı’nın borçlarının kapatılacağını söylemiştir. II. Abdülhamid kendisine: “Bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!” demiştir. 2. Emanuel Karasu’ya Filistin Cevabı Selanik Yahudilerinden olan milletvekili Emanuel Karasu, Sultan II. Abdülhamid’in huzuruna çıkarak, Filistin’de Yahudiler için toprak satın almak istemiştir. Ama daha sözünü bitiremeden “Defol, ey sefil” cevabını almıştır. 3. İttihatçılar ile İlgili Sözü Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucularından Albay Hüsamettin Ertürk’ün “İki Devrin Perde Arkası” (1964) adlı hatıralarında II. Abdülhamid’in 1909 yılında Selanik sürgünündeyken Debreli Zünnün adlı bir dostuna şöyle dediğini aktarmaktadır: “Göreceksiniz yüzbaşım! İttihatçılar Turancılık gayretiyle hem Rusya, hem de İngiltere ile bir savaşa girerlerse Allah göstermesin Osmanlı’nın parçalandığına şahit olacağız. İnşallah böyle bir güç gösterisine girmezler.” Ne yazık ki Sultan II. Abdülhamid endişesinde haklı çıkmış ve imparatorluk birkaç yıl içerisinde dağılmıştır. 4. Dünya Savaşı ile İlgili Sözü Abdülhamid I. Dünya Savaşı ile ilgili şu sözleri söylemiştir: “Kırk yıl şu devletlerin birbirine düşmesini bekledim. Onlar birbirlerine düştü, şimdi ben tahtta değilim.” 5. Gafil Değilim Abdülhamid: “Beni evhamlı sanıyorlardı hayır! Ben sadece gafil değildim, o kadar.” demiştir. 6. Savaş Hakkında Söyledikleri Her zaman barışçıl bir politika izlemiş olan II. Abdülhamid, savaş hakkında şu sözleri söyler: “Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş bir milletin topyekûn ateşe girmesidir. Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir.” 7. Abdestsiz Devlet İşi Olur mu? Mabeyn Başkâtibi Esad Bey’in aktardığına göre, önemli bir evrakın imzası için geceleyin Sultan II. Abdülhamid’in kapısını çaldığında, II. Abdülhamid ona ”Kusura bakmayın beklettim, geleceğinizi biliyordum kapıyı çaldığınızda ben çoktan uyanmıştım. Kapıyı açamadım çünkü abdest alıyordum, ben bugüne kadar devletin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım.” demiştir. 8. Tahttan İndirilirken Söyledikleri Abdülhamid Han tahttan indirilirken şu sözleri söylemiştir: “33 sene millet ve devletim için, memleketimin selameti için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek de Resulullah’tır. Bu memleketi nasıl buldumsa, öylece teslim ediyorum; hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi Cenab-ı Hakkın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki, düşmanlarım bütün hizmetlerime kara bir çarşaf çekmek istediler ve muvaffak oldular.” 9. İstanbul’u Terk Etmeyin! Çanakkale Savaşı sırasında her ihtimale karşı saltanatı Eskişehir’e taşımaya hazırlanan ve II. Abdülhamid’i de yanında götürmek isteyen Sultan V. Mehmed Reşad’a, : “Ceddim Fatih Hazretleri İstanbul’u alırken, son Bizans İmparatoru şehirden kaçmayı düşünmemiş, ordusu başında ölmüştür. Biz, Bizans imparatorları kadar da mı olamıyoruz ki, şehri bırakmayı düşünüyoruz? Osmanlı Hanedanı İstanbul’u terk ederse bir daha oraya dönemez. Muhterem biraderime söyleyin; İstanbul’dan bir adım bile dışarı atmam” demiştir. Sultan Abdülhamid Han’ın Zalimlere Beddua ve Millete Duası Allah’ım Helal etmiyorum! Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere hakkımı helal etmiyorum. Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar; hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de, Sevgilinin (sav) yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem! Allah’ım! Mukaddes isimlerine kurban olduğum Allah’ım! Ya Adil! Bana “Kızıl Sultan” adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri, şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun. Bu cellatları da kim bilir kimlere parçalatacaksın? Fakat ya Rahman! Adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz. Bize acı! Resulünün, Sevgilinin, Kâinatın Efendisi nurunu kaybeder gibi olduğu için bu hale gelen millete, rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et. Ya Kâdir! Kundaktaki yavruyu, almış kaçıran leş kuşunu düşürüp, çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir. Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allah’ım! Ya Ma’bud! Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum. Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum. Huzurunda eğileceğime, kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime, yatağımda kıvranıyorum. Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allah’ım. Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda seni bir kere anabildim, Resul’üne bir kez bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et. Ya Sübhan! Şu titrek elleri, kıyamet gününde sana “ümmetim, ümmetim” diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi “milletim, milletim” diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme. Milletimi evvelâ, “Ba’sü bâ’de’l mevt”siz bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar ve O’na bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasib eyle. Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı. Bari felaketi olsun bana daha fazla gösterme Allah’ım. Ayakta duramaz haldeyim! Vadem ne gün dolacak Allah’ım!
Tarih Milletlerin Tarlasıdır
Adaletin Envâ-iSadakat: Adil olan zat, dostunu kendi ictinab eylediği mazarrattan tahlis ve meserrete isal ve esbab-ı feragat ve rahatını istihsal etmekle müsterihü’l-bâl olur. Ülfet: Adil olan zat, umur-ı dünya ve ahirette erbab-ı fazl ve kemal ile hem efkar ve mümtezicü’t-tab’ olur. Vefa: Adil olan zat, incaz-ı va’d ve kaza-yı hukukta ebeden kusur etmez. Şefkat: Adil olan zat, ebna-yı cinsine bir keder arız oldukda müteessir olup izalesine sarf-ı himmet ve sa’y-ı gayret eyler. Sıla-i rahm: Adil olan zat, akraba ve vatandaşına imkânı mertebe ihsan ve riayet ve niyaz ve istid’alarını tervice himmet eyler. Mükâfat: Adil olan zat, zuhur eden in’am ve ihsana daha ziyade ihsanla mukabele eder ve istihkakı olanları ve rızasını tahsil edenleri hoşnud eyler. Hüsn-i şirket: Adil olan zat, halk ile muamelatını kemal-i adl ve insafla icra ve cümlenin hoşnudiyetini tahsile itina eyler. Hüsn-i kaza: Adil olan zat, hukuk-ı ihvanı minnet ve nedamet etmeyerek vech-i hüsn üzre kaza eder. Teveddüd: Adil olan zat, efazıl ve emasil ile sadıkane muhabbet ve rıza ve hoşnudiyetlerini tahsile himmet eder. Teslim: Adil olan zat, şeriat-ı mutahharanın beyan buyurduğu bilcümle ahkam-ı diniye ve dünyeviyeyi ve bir âkıl-ı sadıktan sudur eden kelam-ı ba-savabı hakkıyla dinleyip teslim eder. Tevekkül: Adil olan zat, tebdil ve tağyiri kudret-i beşeriyenin haricinde olan mukadderat için beyhude ızdırap çekmez. Eltaf-ı İlahiyeye muntazır ve razı olarak sa’y u gayrette kusur etmez. İbadet: Adil olan zat, habse’l-ubudiye memur ve mükellef olduğu evamir-i İlahiye ve ahkam-ı şer’iyyeyi ifada taksir ve tehavünü caiz görmez.
Filistin Muzafferiyeti ve İngilizlerin Taassub-u dinîsiEylülün yirmi dokuzu pazara musâdif olmak hasebiyle İngiltere’nin reîs-i dînîsi olan Archbishop of Canterbury Kudüs ve Filistin’in Türk hâkimiyetinden kurtulmuş olmasından dolayı bütün İngiltere kiliselerinde fevkalade bir âyîn-i dînî icrâ ettirmiş ve bu ayinde muzafferiyet-i vâkıadan dolayı Cenâb-ı Hakk’a şükürler edilmiştir: Mûmâ ileyh neşrettiği beyannamede diyor ki: “Ümîd ederiz ki bu muvaffakiyet hepimize göre mukaddes olan bu havali için bir devr-i saadetin mebdei olsun.” Bu havâdisi neşreden Şark-ı Garîb gazetesi şu sözleri ilâve ediyor: “Bu kıtanın idaresi pek müşkil ve naziktir. Oranın halkı pek dindar ve mutaassıptırlar. Ufak bir hata yahut bir kıvılcım pek kanlı ve feci mukâtelât-ı dîniyeye sebep olabilir. Şimdiye kadar Kudüs’te vuku bulan ihtilafâta hiçbir zaman Müslümanlar tarafından sebebiyet verilmiş değildi. Orada icra-yı hâkimiyet isteyen, behemehâl edyân-ı semâviye erbâbına hüsn-ü muamele etmek ve hiçbir cemaatin hissiyatını rencide etmemek mecburiyetindedir.” Sebîlü’r-Reşâd. –Acaba dinden bahsetmek isteyen her Müslüman’ı taassub-u dînî ile itham eden İngilizler ve Müslümanların inhitatına dinlerini sebep addeden bir takım gençler bu manidar hareket-i dindârâneye ne derler? Galiba Türk’ün yahut İslamiyet’in hâkimiyetini tahkir ve istihza edenler kudsiyetini muhafaza edebilmek için Kudüs’ü yeniden Müslümanlara iade etmek mecburiyetinde kalacaklardır. Hürriyet-i akvâm ve insaniyetten çok dem-i deveran İngilizlerin taassubu Müslümanlara bir ders-i ibret olmalıdır.
Tarihten Bu Ay
Medine Müdafii Fahreddin Paşa'ya Kızılay'dan Gümüş Madalyaمدينه مدافعي فخرالدّين پاشايه قيزيل آيدن كوموش مداليه انگليزلر، سوموركه حالنه كتيرمه يه چاليشدقلري هندستانه كيدن يوللري قونترول آلتنه آلابيلمك ايچون ١٨٠٠’لي ييللرڭ باشلرندن اعتبارًا سيڭسي و منافقانه بر سياستله اسلام دنياسي و عثمانلي دولتي أوزرنده برچوق سياسي اويون اوينامشلردر. مصر باشده اولمق أوزره عثمانلي دولتنڭ عرب نفوسنڭ يوغونلقلي ياشاديغي ايالتلرينه چوق صاييده آژان كوندرمشلردر. بو آژانلر، يرل خلقڭ ديلي و شيوه سي ايله اسلام ديننڭ قاعده لريني چوق ايي أوگرنمشلردر. آردندن برر شيخ قيليغنه كيروب، عرب عشيرتلرينڭ رئيسلريني تورلي يالان، فتنه و رشوتلرله قانديرمشلردر. طبیعی كيمي زمان عثمانلي واليلريني و پاشالريني ده اويونه كتيرمشلردر. بو واليلردن ايلكي و اڭ مشهوري قواله لي محمد علي پاشا ايدي. يينه شريف حسين ده بو شكلده انگليز اويونلرينه كله رك عثمانلي دولتنڭ اڭ زور و صيقينتيلي زماننده ١نجی دنيا صواشي صيره سنده عصيان ايدرك، مكّه يي اله كچيردي. عثمانلي دولتنڭ حجاز عسكري قوتلري قومانداني فخرالدّين پاشا، الندن كلديگنجه مدينه يي مدافعه ايتدي. حتّی موندروس آتش كس آندلاشمه سي امضالانديغي حالده ، مدينه يي تسليم ايتمدي. ١٠ اوجاق ١٩١٩’ه قدر مدينه ، عثمانلي طوپراغي اولارق قالدي. مدينه مدافعي اولارق تاريخه كچن فخرالدّين پاشايه ١٩١٧ سنه سنده، او زمانكي آدي هلال احمر اولان قيزيل آيه خدمتلرندن طولايي كوموش مداليه ويريلمشدي (/٥٥-١-٣). İngilizler, sömürge haline getirmeye çalıştıkları Hindistan’a giden yolları kontrol altına alabilmek için 1800’lü yılların başlarından itibaren sinsi ve münafıkane bir siyasetle İslam dünyası ve Osmanlı Devleti üzerinde birçok siyasî oyun oynamışlardır. Mısır başta olmak üzere Osmanlı Devletinin Arab nüfusunun yoğunluklu yaşadığı eyâletlerine çok sayıda ajan göndermişlerdir. Bu ajanlar, yerel halkın dili ve şivesi ile İslam dininin kaidelerini çok iyi öğrenmişlerdir. Ardından birer şeyh kılığına girip, Arab aşiretlerinin reislerini türlü yalan, fitne ve rüşvetlerle kandırmışlardır. Tabi kimi zaman Osmanlı Valilerini ve Paşalarını da oyuna getirmişlerdir. Bu valilerden ilki ve en meşhuru Kavalalı Mehmed Ali Paşa idi. Yine Şerif Hüseyin de bu şekilde İngiliz oyunlarına gelerek Osmanlı Devletinin en zor ve sıkıntılı zamanında 1. Dünya Savaşı sırasında isyan ederek, Mekke’yi ele geçirdi. Osmanlı Devletinin Hicaz askerî kuvvetleri kumandanı Fahreddin Paşa, elinden geldiğince Medine’yi müdafaa etti. Hatta Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı halde, Medine’yi teslim etmedi. 10 Ocak 1919’a kadar Medine, Osmanlı toprağı olarak kaldı. Medine Müdâfii olarak tarihe geçen Fahreddin Paşa’ya 1917 senesinde, o zamanki adı Hilâl-i Ahmer olan Kızılay’a hizmetlerinden dolayı Gümüş Madalya verilmişti (BOA, İ.DUİT, 74/55-1-3). (1) Taht-ı himâye-i hazret-i mülûkânede (2) Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (3) Merkez-i umûmîsi (4) Aded (5) Hicâz kuvve-i seferiyesi kumandanı Mirliva Fahreddin Paşa - Alâmet-i mahsûsalı gümüş Hilâl-i Ahmer Madalyası (6) Hilâl-i Ahmer Medîne Hastahânesi eczâcısı Yüzbaşı Tevfîk Bey - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (7) Hilâl-i Ahmer Musul Merkezi a’zâsından vilâyet polis müdürü Hâlid Efendi - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (8) Moda Mecrûhîn Hastahânesi hasta bakıcılarından Madam Klutiled Koto - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (9) Akbaş sevk-i mecrûhîn komisyonu reîs-i sâbıkı Yüzbaşı Âsaf Bey - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (10) Hilâl-i Ahmer Bursa Hanımlar Merkezi reîs-i sâniyesi Vasfiye Hanım - Alâmet-i mahsûsalı gümüş Hilâl-i Ahmer Madalyası (11) Hilâl-i Ahmer Bursa Hanımlar Merkezi veznedârı Emîne Nimetullah Hanım - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (12) Hilâl-i Ahmer Bursa Hanımlar Merkezi kâtibesi Vasfiye Hanım - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (13) Hilâl-i Ahmer Bursa Hanımlar Merkezi a’zâsından Kadriye Hanım - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (14) Hilâl-i Ahmer Bursa Hanımlar Merkezi a’zâsından Hatice Nazlı Hanım - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (15) Hilâl-i Ahmer Bursa Hanımlar Merkezi a’zâsından Pakize Hanım - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (16) Hilâl-i Ahmer Bursa Hanımlar Merkezi a’zâsından Fıtnat Hanım - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası (17) Hilâl-i Ahmer Bursa Hanımlar Merkezi a’zâsından Âdile Hanım - Alâmet-i mahsûsalı tunç Hilâl-i Ahmer Madalyası
Kelimelerin Kökenlerine Yolculukقوللانديغمز كلمه لر، افاده لر، بڭزتمه لر كيشيلگمزڭ طيشه اوريميدر. بزلر كلمه لرله دوشونوب، كلمه لرله دويغولريمزي و فكرلريمزي طيش دنياده رسم ايدرز. قوللانديغمز كلمه لر صانكه بر رسّامڭ فيرچه سنده كي رنكلر كبيدر. رسّامڭ النده نه قدر چوق و قاليته لي رنك وارسه او قدر سياه بياضلغڭ طوڭوقلغندن قورتولوب، صنعتلي و افاده كوجي يوكسك اثرلر اورته يه قويار. جانلي، رنكلي بر افاده قوتنى ألده ايدر. بو آچيدن هر كلمه نڭ ده كندينه كوره رنگي، طوني، تأثير كوجي چوق فرقليدر. بو نه دنله ذهن دنيامزي طيش دنياده رسم ايدركن قوللانديغمز كلمه لري ايي طانيملي يز. كلمه لري طانيمايانلر، كلمه لرڭ كوجني و تأثير ساحه سني بيله مزلر. بو نقطه دن حركتله يينه كلمه دنيامزڭ زنگينلگنى آرتديرمق ايچون يولجيلغمزه قالديغمز يردن دوام ايدييورز. ايلك كلمه مز “قبله نامه” Kullandığımız kelimeler, ifadeler, benzetmeler kişiliğimizin dışa vurumudur. Bizler kelimelerle düşünüp, kelimelerle duygularımızı ve fikirlerimizi dış dünyada resmederiz. Kullandığımız kelimeler sanki bir ressamın fırçasındaki renkler gibidir. Ressamın elinde ne kadar çok ve kaliteli renk varsa o kadar siyah beyazlığın donukluğundan kurtulup, sanatlı ve ifade gücü yüksek eserler ortaya koyar. Canlı, renkli bir ifade kuvvetini elde eder. Bu açıdan her kelimenin de kendine göre rengi, tonu, tesir gücü çok farklıdır. Bu nedenle zihin dünyamızı dış dünyada resmederken kullandığımız kelimeleri iyi tanımalıyız. Kelimeleri tanımayanlar, kelimelerin gücünü ve tesir sahasını bilemezler. Bu noktadan hareketle yine kelime dünyamızın zenginliğini arttırmak için yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. İlk kelimemiz “kıblename” Kıblename: (قبله نامه) Kıble yönünü gösteren, kullanılacağı yere göre ayarlanmış pusula anlamındaki bu kelime birleşik bir kelimedir. Arapça ve Farsça kelimelerin izdivacından meydana gelmiştir. Aslı “Kıble-nüma” olan kelime, Arapça “Kıble” ve Farsça “gösteren” manasındaki “nüma” kelimelerinden oluşmuştur. Halk ağzında “kıblenâme” şeklinde söylene gelmiştir. Heybe: (هگبه) Arapçadan dilimize geçmiş bir kelimedir. Yolculukta binek hayvanlarının eyerine geçirilerek iki yana sarkıtılan veya omuzda taşınan, kilim, deri, kıl veya meşinden, içine öteberi koymaya mahsus iki taraflı torbaya isim olmuştur. Aslı “hakibe”dir. Zamanla önce “hegbe” sonra da “heybe” şekline dönmüştür. Karantina: (قرانتينه) Bulaşıcı hastalık olan bir yerden gelen kişileri, gemi ve malları, taşıtları geçici olarak tecrit etme şeklindeki alınan tedbire verilen isimdir. İtalyancadan dilimize geçmiş Latince kökenli bir kelimedir. “Kırk gün” anlamındaki “Quarantina” kelimesinden köken alır. Ortaçağ’da gemiyle yolculuk yapanların bir yere ulaştıklarında kırk gün karaya çıkmaları yasak olduğu için kelime bu anlamı kazanmıştır. Mesaj: (ماصاژ) Bu kelime Arapçadan batı dillerine geçen pek çok kelimeden biridir. “Bir şeye el sürme veya bir şeyi elle sıvazlama, dokunmak, ovmak” anlamındaki “Mesh” kelimesinden bozularak bugünkü halini almıştır. Kokoreç: (قوقورچ) Balkan dillerinden Türkçeye geçmiş bir kelimedir. Aslı “mısır koçanı” anlamına gelen “kokerrez” kelimesidir. Ömer Seyfettin 1920’lerde kokorecin ince bağırsaktan yapılan bir yunan yemeği olduğunu söyler. Ateşte pişirilirken mısır koçanı gibi sargı şeklinde dizildiğinden dolayı bu ismi aldığı düşünülüyor. Usta: (اوسته) Bu kelime Arapça kökenlidir. Arapçadaki “Üstaz” kelimesi önce “üstad” zamanla da o işin erbabı anlamında usta şekline dönüşerek dilimizdeki bugünkü şeklini almıştır. “Ustalık, Ustabaşı, Ustalaşmak, Usta çıkmak” ifadeleri herkesin dilinde olan ifadelerdir. Kalfa: (قلفه) Kelime Kur’an’dan dilimize geçen bir kelimedir. Aslından sonra söz sahibi olan kişiye bu isim verilir. Kelimenin aslı, ustanın yerine bırakacağı kişi anlamında olan “halife”dir. “Halife” kelimesi önce “kalfe” zamanla da “kalfa” şekline dönüşmüştür. Bu kelime şu an Anadolu’nun bazı yerlerinde “kalfe” şeklinde hala kullanılmaktadır.
Mukaddes EmanetlerKâinatta her eşyanın bir kıymeti vardır. Bu maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Ait olduğu yer, içerdiği anlam veya ona atfedilen bir özellik, büyük bir maddi karşılığı olmasa dahi eşyayı kıymetli bir hale getirebilir. Bunun tam tersini düşünmek de mümkündür. Fiziki olarak değerli bir eşya, manevi boyutu düşük ise kıymet bilenlerin çarşısında değersiz hatta uğursuz görülebilir. Buradan şu sonuca ulaşmamız mümkündür: Eşyanın asıl değeri maddesiyle değil manevi hususiyetiyle ölçülür. Eşyanın manevi değerinin üstünlüğüne örnek olarak, Hz. Yakub’un görmeyen gözüne oğlu Hz. Yusuf’un gömleğinin şifa olmasını zikredebiliriz (Yusuf Sûresi, 93-96). Kur’ân-ı Kerîm’deki bu kıssa, her ne kadar bir mucize ve vahiy eseri olarak anlatılsa da, Müslümanlar bu olaydan varlık âlemine yönelik dersler ve ibretler çıkarmışlardır. Hastalıklar üzerinde psikolojik durumun tesiri yani moralin beden üzerindeki etkisi artık modern tıp tarafından kabul edilmektedir. İnsanın iç sıkıntısı ve üzüntü yüzünden uğradığı bir hastalık, kendisinde büyük bir sevinç oluşturan ve o üzüntünün hafiflemesine neden olabilecek bir nesneyle karşılaştığında hafifleyebilir, hatta tamamen iyileşebilir. O halde kendisine kıymet verilen bir nesne, onu elinde bulunduran kişiye olumlu bir maddi etki yapabilir. Aynı şekilde Hz. Peygamber’in saç, sakal gibi mübarek vücuduna ait parçaların ve hırka, ayakkabı, kılıç, su kabı gibi kullanım eşyalarının ashâb-ı kirâm tarafından itinayla muhafaza edilmesi ve tesirinin yalnız Allah (cc) tarafından beklenerek şifa ve teberrük maksadıyla kullanılması (Buhârî, Müslim), benzer hassasiyetle diğer İslâm büyüklerinin eşyalarına da değer verilmesi, eşyanın manevi kıymetinin hakikatini göstermektedir. Bu eşyalara hürmet etmek, mushafın cildine ve yapraklarına gösterilen saygıya benzetilmiştir. İslam tarihinde sahabeler tarafından muhafaza edilen, sonrasında Emeviler, Abbasiler ve Memlûklerin siyasi hâkimiyetlerinde Osmanlılara kadar ulaşan mukaddes emanetler, geniş anlamıyla başta Hz. Peygamber olmak üzere, diğer peygamberlere, sahabe-i güzîne ve İslâm büyüklerine ait olan, ayrıca Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’den gelen eşya ve hatıralar anlamına gelmekte; hususi olarak da “vakt-i saâdetten kalma âsâr-ı mukaddese” yani Resûlullah’a (sav) ait olan eşya anlaşılmaktadır. Osmanlılarda emânât-ı mübâreke, teberrükât-ı şerîfe, teberrükât-ı seniyye isimleriyle zikredilen mukaddes emanetlerin bugün bir kısmı Mukaddes Emanetler Dairesi’nde, bir kısmı da hazine, silah, kumaş ve kütüphane bölümlerinde olmak üzere Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmektedir. Bu emanetlerden bazıları şunlardır: Hırka-i saâdet, livâ-i saâdet, nâme-i saâdetler, dendân-ı saâdet, lihye-i saâdet, na‘leyn-i saâdet, mühr-i saâdet, kavs-i saâdet, kadem-i şerîf, asâ-i Nebevî, kadeh-i şerîf, Hz. Osman’ın mushafı, Hz. Fatıma’nın hırkası, Hz. Hüseyin’in gömleği, Hz. Musa’nın asâsı, Hz. Yusuf’un sarığı, Hz. İbrahim’in (veya Hz. Nuh’un) tenceresi, Hz. Yahya’nın kol ve kafatası kemikleri, süyûf-ı mübâreke, Kâbe ve Ravza-i Mutahhara’nın anahtar ve örtüleri. Osmanlı Devleti’ne ilk emânât-ı mukaddese Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethiyle birlikte bu topraklardan gelmiş, bazı eşyalar zaman içinde satın alınarak İstanbul’a getirilmiş, bir kısmı da I. Dünya Savaşı esnasında İngilizlerin işgal ve bedevilerin yağma tehlikesi karşısında Fahreddin Paşa tarafından İstanbul’a gönderilerek Topkapı Sarayı’na yerleştirilmiştir. Osmanlılarda bu eşya ve hatıraların sayım ve yoklamalarının yapıldığı defterlere Emânât-ı Mübâreke veya Teberrükât defterleri denilmiştir. Mukaddes emanetlerin belirli aralıklarla kontrol edilerek defterlere kaydedilmesi bir gelenekti. Padişahlar, cülûslarının on beşinci gününde Emânât-ı Mukaddese Dairesi’ne gider ve bu defterleri gözden geçirirlerdi. Hatta Hırka-i Saadet Dairesi denilen Has Oda’nın ve hırka-i saâdet sandığının anahtarını yanlarında tutarlardı. Kırk görevlinin olduğu Has Oda’da 24 saat nöbet tutulur ve Kur’an-ı Kerîm okunurdu. Ramazan ayının on beşinci gününde Has Oda’daki hırka-i şerif saray erkânınca ziyaret edilir, bugüne özel hil’atler giydirilir, ikramlar yapılırdı. Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden silinmesiyle birlikte Hırka-i Saadet Dairesi’nde aralıksız Kur’an-ı Kerim okunması âdeti kaldırılmış, 1924 yılından itibaren burası ziyarete kapatılmış; 1980’de kısmen, 1996’dan itibaren de tekrar 24 saat boyunca odada Kur’an-ı Kerîm okunmaya başlanmıştır. Tarih boyunca milletimizin hürmet ve muhabbeti eksik etmediği mukaddes emanetleri işlediğimiz bu sayımızda 1859 yılında Hırka-i Şerîf Oda’sındaki mukaddes emanetlerin listesine göz atacak; 1917’de işgal ve yağma tehlikesi nedeniyle Medine’den getirilen kutsal emanetlerin güzel bir şekilde muhafazası ve restorasyona ihtiyacı olanların orijinalliğini bozmayacak tarzda tamir edilmesi için bir komisyonun kurulması ile ilgili resmî yazışmaları okuyacağız. Belgelerde dikkat çeken husus, kutsal emanetlerin koruma ve bakımının “mahallerine iadelerine kadar” yapılması, yani savaş bittikten sonra geri götürülmek üzere Medine’den geçici olarak getirilmesidir. Ancak savaşla birlikte kutsal topraklar elimizden çıktığından dolayı emanetler İstanbul’da kalmıştır. İlahi kader kutsal emanetlerin muhafazasını bu topraklarda karar kılmıştır. Yahya Kemal’in şu meşhur tespiti bizim için hem iftihar vesilesi hem de büyük bir temenni olsa gerek: “Bu devletin iki manevi temeli vardır: Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan ki hâlâ okunuyor! Selim’in Hırka-i Saâdet önünde okuttuğu Kur’an ki hâlâ okunuyor! Eskişehir’in, Afyonkarahisar’ın, Kars’ın genç askerleri; siz bu kadar güzel iki şey için döğüştünüz!” Medine'den Gelen Mukaddes Emanetlerin Korunması ve Tamirine Dair Belge Belgelgelerin Özeti Medine-i Münevvere'den gelen kutsal emanetlerin korunması ve tamire ihtiyaç olanlarının tamir edilmesi için bir komisyon kurulmasının kararlaştırıldığı hususunda sadarete yazılan mazbata (12 Haziran 1917); bu mazbata üzerine toplanan Meclis-i Vükelâ'nın uygun görmesi neticesinde komisyonun kurulması hakkında sadaretin meşihata yazdığı tezkire-i sâmiye (21 Haziran 1917) . Belgenin Transkripsiyonu Huzûr-ı sâmî-i cenâb-ı sadâret-penâhîye Medîne-i Münevvere’den gelen emânât-ı mukaddese ile birlikte gönderildiği dördüncü ordu-yı hümâyûn kumandanlığından iş‘âr ve Harem-i şerîf-i hazret-i nebevî müdîriyetinden defteri tesyâr olunan kütüb-i nefîseyi hâvî sanduklar diğer emânât-ı mübâreke ile birlikte bi’l-vürûd hazîne-i hümâyûna tevdî‘ kılınmış ise de bunların her biri kıymetdâr âsâr-ı nefîseden olduğundan mu‘âyene ve tedkîk ve defteri mûcebince tatbîk olunarak mahallerine i‘âdelerine kadar te’mîn-i hüsn-i muhâfazaları ve içlerinde muhtâc-ı ta‘mîr olanları bulunduğu hâlde hey’et-i asliye ve kıymet-i târîhiye ve nefîselerini haleldâr itmeyecek sûretde ta‘mîrleri esbâb ve vesâ’ilinin bi’t-tezekkür ta‘yîn ve te’mîni içün bir hey’et-i mütehassısaya lüzûm görülmesine mebnî Evkâf-ı İslâmiye Müzesi meclis-i idâresi a‘zâsından İstanbul meb‘ûsu İsmet Beyefendi ile meclis-i mezkûr a‘zâsından Vilâyât-ı Mümtâze kalemi müdîri Kemal ve Evkâf-ı İslâmiye Müzesi müdîri Hakkı ve Evkâf Nezâreti mü’essesât-ı ilmiye müdîri Nâil Reşid beylerden mürekkeb bir komisyon teşkîli ve bu komisyonda hey’etimiz a‘zâsından hazîne-i hümâyûn kethüdâsı beyefendinin de bulunması tezekkür ve tensîb idilmiş olmağla îfâ-yı muktezâsı merhûn-ı müsâ‘ade-i aliyye-i sadâret-penâhîleridir. Ol bâbda fermân hazret-i men lehü’l-emrindir. Fî 21 Şa‘bân sene 335 ve fî 12 Haziran sene 333 Hazîne-i Hümâyûn Kethüdâsı Mehmed Refik Şeyhü’l-Harem-i Hazret-i Nebevî (imza) Evkâf Nezâreti Müsteşârı (imza) Ser-karîn-i Hazret-i Şehriyârî Mehmed Tevfik Hey’et-i A‘yân Birinci Re’îsi Vekîli Abdurrahman Şeref Şeyhü’l-İslâm ve Evkâf-ı hümâyûn nâzır-ı vekîli Musa Kâzım Mukaddes Emanetlerle Alakalı Bir Komisyon Kurulmasına Dair Belgenin Transkripsiyonu (1) Dâire-i Sadâret Umûr-ı Mühimme Kalemi (2) Taraf-ı Âlî-i Meşîhat-penâhîye (3) Evrâk nomerosu: 192 (4) Târîh-i tesvîd: 1 Ramazan sene 33[5], 21 Haziran sene 333 (5) Târîh-i tebyîz: 1"21" (6) Medîne-i Münevvere’den emânât-ı mukaddese ile gönderilen kütüb-i nefîse Hazîne-i hümâyûna tevdî‘ (7) kılınmış ise de bunların mahallerine i‘âdelerine kadar hüsn-i muhâfazaları ve ba‘zılarının kıymet-i (8) târîhiye ve nefîselerini haleldâr itmeyecek sûretde ta‘mîrleri esbâb ve vesâ’ilinin (9) ta‘yîn ve te’mîni içün Evkâf-ı İslâmiye Müzesi meclis-i idâre a‘zâsından İstanbul (10) meb‘ûsu İsmet ve Vilâyât-ı Mümtâze kalemi müdîri Kemal ve mezkûr müze müdîri Hakkı (11) ve Evkâf-ı hümâyûn mü’essesât-ı ilmiye müdîri Nâil Reşid beylerden mürekkeb bir komisyon (12) teşkîli ve bu komisyonda hazîne-i hümâyûn kethüdâsı beyin de bulunması hakkında (13) lecne-i mahsûsasından gelen mazbata Meclis-i Vükelâ’da lede’l-mütâla‘a sûret-i iş‘âr münâsib (14) görülmüş olmağla îfâ-yı (15) muktezâsı bâbında. (16) Meclis-i Vükelâ’nın 17 Haziran sene 333 târîhli zabtı üzerine. Hırka-i Şerif Dairesine Getirilen Mukaddes Emanetlerinin Listesi Belgenin Özeti Hırka-i Şerîf odasındaki mukaddes emanetleri içeren müfredat defteri (Mayıs 1859). Belgenin Transkripsiyonu (1) Hırka-i şerîf-i sa‘âdet-redîf odasında vâki‘ şebeke-i sa‘âdetin derûnunda el-yevm mevcûd olan teberrükât-ı şerîfe beyân olunur:(2) Cenâb-ı hazret-i Resûl-i Ekrem ve nebiyy-i muhterem sallallâhu te‘âlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin seyf-i sa‘âdetleri 1 kabza(3) Cenâb-ı hazret-i Resûl-i Ekrem ve nebiyy-i muhterem sallallâhu te‘âlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin seyf-i sa‘âdetleri 1 kabza(4) Cenâb-ı hazret-i Davud nebî aleyhisselâm efendimiz hazretlerinin seyf-i sa‘âdetleri 1 kabza(5) Cenâb-ı hazret-i Ebûbekir es-Sıddîk radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(6) Cenâb-ı hazret-i Ömer el-Fârûk radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(7) Cenâb-ı hazret-i Ömer el-Fârûk radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(8) Cenâb-ı hazret-i Ömer el-Fârûk radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(9) Cenâb-ı hazret-i Osman ibn Affân radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(10) Cenâb-ı hazret-i Osman ibn Affân radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(11) Cenâb-ı hazret-i Osman ibn Affân radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(12) Cenâb-ı hazret-i Ali el-Murtazâ radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(13) Cenâb-ı hazret-i Zübeyr ibn el-Avvâm radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(14) Cenâb-ı hazret-i Hâlid ibn Velîd radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(15) Cenâb-ı hazret-i Hâlid ibn Velîd radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(16) Cenâb-ı hazret-i Hâlid ibn Velîd radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(17) Cenâb-ı hazret-i Hâlid ibn Velîd radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(18) Cenâb-ı hazret-i Ammâr ibn Yâsir radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(19) Cenâb-ı hazret-i Ca‘fer-i Tayyâr radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(20) Kâtib-i hazret-i Resûlullâh Ebû Hasan radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(21) Cenâb-ı hazret-i sahâbe-i kirâm efendilerimizden bir zâtın seyf-i âlîleri 1 kabza(22) Cenâb-ı hazret-i sahâbe-i kirâm efendilerimizden bir zâtın seyf-i âlîleri 1 kabza(23) Cenâb-ı hazret-i Zeyne’l-Âbidîn radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin seyf-i âlîleri 1 kabza(24) Cenâb-ı hazret-i Resûl-i Ekrem ve nebiyy-i muhterem sallallâhu te‘âlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin hırka-i sa‘âdet sandûka-i şerîfesi 1(25) Cenâb-ı hazret-i Resûl-i Ekrem ve nebiyy-i muhterem sallallâhu te‘âlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin sancağ-ı şerîfe sandûkası 1(26) İçinde teberrükât-ı adîde mahfûz sandûka-i kebîr 1(27) İçinde teberrükât mahfûz vasat sandûka-i şerîfe 1(28) İçinde lihye-i sa‘âdet mahfûz sandûka-i şerîfe 1(29) Cenâb-ı hazret-i Osman radıyallâhu te‘âlâ anh efendimiz hazretlerinin dürerbârlarıyla hatt-ı Kûfî kebîr Mushaf-ı şerîf 1 cild(30) Cenâb-ı hazret-i Ali el-Murtazâ radıyallâhu te‘âlâ anh efendimizin hatt-ı şerîfleriyle Kûfî sağîr Mushaf-ı şerîf 1 cild(31) Lihye-i şerîf-i cenâb-ı hazret-i nebevî sallallâhu te‘âlâ aleyhi ve sellem 1(32) Lihye-i şerîf-i cenâb-ı hazret-i nebevî sallallâhu te‘âlâ aleyhi ve sellem 1(33) Harem-i melâik-hidem-i hazret-i nebevî derûnunda hücre-i mu‘attara zemininin döşeme mermeri ta‘mîr ve îcâbına göre ba‘zılarının tecdîdi husûsunun üçüncü günü kisve-i şerîfe çamurdan mu‘teber olmamak içün bir mikdâr zemînden ref‘i esnâda kisve-i sa‘âdet derûnunda mermerden masnû‘ cidâr-ı şerîfin kıyâmında iki aded seng-i şerîf mahallinden oynamış olduğundan kemâl-i ta‘zîm ve tekrîm ile ol seng-i mübâreki kal‘ ve … içün arkasında mevcûd hâk-i ıtırnâk-i mübârekin bir mikdârı zuhûr idüb ma‘a’t-ta‘zîm ve’t-tebcîl ahz u ta‘tîr u tebhîr ile hıfz ve ahcâr-ı mübârekenin çamurunu gül yağı ve gül suyu ve sâ’ir revâyih-i tayyibe ile ba‘de’l-i‘mâl mahalline muhkem vaz‘ idüb vâcibü’t-ta‘zîm olan turâb-ı şerîf bu def‘a bâ-irâde-i seniyye-i cenâb-ı mülûkâne ser-kurenâ-yı hazret-i şehriyârî atûfetlü Osman Efendi ma‘rifetiyle gelüb hırka-i sa‘âdet mahall-i âlîsinde kadem-i şerîf dolabına vaz‘ olunmuşdur. Fî L. [Şevvâl] sene [12]75 Kelimeler: Aliyye: YüceÂsâr: EserlerBi’l-vürûd: GelerekBi’t-tezekkür: GörüşülerekEmânât: EmanetlerEsbâb: Sebepler, vasıtalarHaleldâr: BozmaHey’et-i asliye: Asıl şekil ve görünüşÎfâ-yı muktezâ: Gereğinin yapılmasıİş‘âr: Yazı ile bildirmeKütüb: KitaplarLecne: KomisyonLede’l-mütâla‘a: Mütalaa edilip okunduktan sonraMebnî: …den dolayıMeb‘ûs: MilletvekiliMeclis-i Vükelâ: Bakanlar KuruluMen lehü’l-emr: Emir sahibi olan kişiMerhûn: BağlıMeşîhat: Osmanlı’da din işlerini yürüten kurum, şeyhülislamlıkMu‘âyene: Gözden geçirme, kontrol etmeMûcebince: GereğinceMü’essesât: KurumlarMürekkeb: Birkaç şeyden yapılmış, oluşturulmuşMütehassıs(a): UzmanNefîse: DeğerliSadâret-penâh: Sadrazamlığın sığınağı, sadrazamSer-karîn: Başyardımcı, Özel kalemŞehriyâr: PadişahTedkîk: Ayrıntılı araştırmaTensîb: Uygun görmekTesyâr: GöndermeTevdî‘: Emanet vermekVesâil: VesilelerVilâyât-ı Mümtâze: Bâbıâlî’nin dairelerinden biri olan vilâyât-ı (eyâlât-ı) mümtâze, 19. yüzyılda ortaya çıkan ve içişlerinde serbest bir yapıya sahip olan özel yönetimli eyaletlerdir (Mısır, Bulgaristan, Kırım, Bosna, Rumeli-i Şarkî gibi).
Hüsn-i Hat ÇalışmalarıBu sayımızda öğrendiğimiz harflerden “ض” (Dad)’ın diğer harflerle birlikte nasıl yazılacağını göreceğiz. Harfleri yazarken, daha önce öğrendiğimiz başlama ve bitiş şekillerini unutmayalım.
Kitabe Okumalarıهو الحيّ لا يموت واصل رحمت حق شيخ الاسلام اسبق احمد عارف بك مرحومڭ حفيدي مدرّسين كرامدن مرحوم و مغفور له السیّد ابراهيم عصمت بك أفندي روحيچون الفاتحه سنه ٢٩ جماذي لاخر١٢٨٤ Hüve’l-Hayyu Lâ YemûtVâsıl-ı rahmet-i Hak ŞeyhülislamEsbak Ahmed Ârif Bey merhumunHafîdi müderrisîn-i kiramdanMerhûm ve mağfurun leh Esseyyid İbrâhîmİsmet Beyefendi rûhîçünElfatihasene 29 Cemaziyelahir 1284 Kelimeler: Lâ Yemût: ÖlümsüzVâsıl-ı rahmet-i Hak: Hakk’ın rahmetine kavuşanEsbak: EvveldenHafîd: Erkek torunMüderrisîn: Medrese ve büyük câmilerde yüksek seviyede ders okutan icazetli âlimler هوالباقي اسهام مقاطعه جيسي ايكن رحلت دار بقا ايدن تشريفاتجی اسبق مصطفي منيف افندي مرحومڭ حليله سي مرحومه و مغفور لها سرايلي عايشه يوخبر خانمڭ روحيچون حق رضاسيچون فاتحه في ٢٢ ذ سنه ١٢٤١ Hüve’l-BâkîEshâm mukâtaacısıİken rıhlet-i dâr-ı bekâ edenTeşrîfâtçı-ı esbak Mustafâ MünîfEfendi merhûmun halîlesiMerhûme ve mağfûru’n-lehâSarâylı Âyşe Yuhber Hanım’ınRûhiyçün Hak rızâsîyçün FâtihaFî 22 Zilhiccesene 1241 Kelimeler: Mukâtaacı: Osmanlı mâliye teşkilatında mukataa ile ilgili işlere bakmakla görevli memurRıhlet: Göç etmekHalile: zevce, eş
Tarihten NotlarTakkeci İbrahim Ağa Camii Takkeci İbrahim Ağa, takke satarak geçimini sağlayan bir Osmanlı vatandaşıydı. En büyük hayali bir cami yaptırmaktı. Fakat mevcut geliri ile bir cami inşa ettirebilmesi mümkün değildi. Bir gece rüyasında nur yüzlü mübarek bir zat kendisine; “Bağdat’a git, orada iki salkım üzüm rızkın var, onu ye ve dön” der. Sabah rüyasını eşine anlatır ve azığını hazırlayarak yollara düşer. Bağdat’a varınca kaldığı handa yemek yerken asmadaki iki salkım üzümü görür. Üzümleri koparmak için hancıdan izin ister. Bu arada rüyasını da anlatır ama ismini söylemez. İlgiyle kendisini dinleyen hancı; “Bana kaç defadır rüyamda, ‘İstanbul’da Takkeci İbrahim Ağa diye biri var. Onun evinin bahçesindeki kuyunun yanında bir küp altın gömülüdür, git al’ derler de üstünde durmam. Sen iki salkım üzümün peşine düşüp Bağdat’a gelmişsin. Allah akıl, fikir versin” der. Hancının bu sözleri üzerine İstanbul’a dönen İbrahim Ağa, evinin bahçesindeki altınları bulur ve bu altınlarla bir cami inşa ettirir. Günümüzde banisinin adıyla tanıdığımız bu cami, Topkapı Kültür Parkındadır ve 1591-1592 senelerinde yaptırılmıştır. Cami son olarak İBB tarafından 2007-2008 senelerinde restore edilerek ibadete açılmıştır. طاقيه جي ابراهيم آغا، طاقيه صاتارق كچيمنى صاغلايان بر عثمانلي وطنداشيدي. اڭ بيوك خيالي بر جامع ياپديرمقدي. فقط موجود كليري ايله بر جامع انشا ايتديره بيلمه سي ممكن دگلدي. بر كيجه رؤياسنده نور يوزلي مبارك بر ذات كنديسنه ؛ “بغداده كيت، اوراده ايكي صالقيم أوزوم رزقڭ وار، اوني يي و دون” دير. صباح رؤياسني اشنه آڭلاتير و آزيغنى حاضرلايارق يوللره دوشر. بغداده وارنجه قالديغي خانده ييمك یيركن آصمه ده كي ايكي صالقيم أوزومي كورور. أوزوملري قوپارمق ايچون خانجيدن اذن ايستر. بو آراده رؤياسني ده آڭلاتير اما اسمنى سويله مز. ايلگيله كنديسني ديڭله ين خانجي؛ “بڭا قاچ دفعه در رؤيامده ، ‘استانبولده طاقيه جي ابراهيم آغا دييه بري وار. اونڭ أوينڭ باغچه سنده كي قويونڭ ياننده بر كوپ آلتين كوموليدر، كيت آل’ ديرلر ده أوستنده طورمام. سن ايكي صالقيم أوزومڭ پشنه دوشوب بغداده كلمشسڭ. اللّٰه عقل، فكر ويرسين” دير. خانجينڭ بو سوزلري أوزرينه استانبوله دونن ابراهيم آغا، أوينڭ باغچه سنده كي آلتينلري بولور و بو آلتينلرله بر جامع انشا ايتديرير. كونمزده بانيسنڭ آديله طانيدیغمز بو جامع، طوپ قاپي كولتور پارقنده در و ١٥٩١-١٥٩٢ سنه لرنده ياپديريلمشدر. جامع صوڭ اولارق شهرامانتی طرفندن ٢٠٠٧-٢٠٠٨ سنه لرنده رستوره ايديله رك عبادته آچيلمشدر. Sana Karada Yer Yok Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa, bir gün zamanın padişahı 3. Murad Han’ın huzuruna çıkarak, kendi adına bir cami yaptırmak için izin istedi. Şair ruhlu ve aynı zamanda nüktedan olan padişah: “Sen ki deryaların serdarısın. Muktedir isen camiini derya üzre inşa et! Sana karada bir karış yer yoktur” diye ferman buyurdu. Kılıç Ali Paşa bu fermanı gayet soğukkanlı karşıladı ve: “Hünkârımız doğru derler. Bizim evimiz de, mekânımız da deryalardır. O halde mabedimizin de derya üzre inşası münasibdir” deyip müsaade isteyerek huzurdan çıktı. Fakat deniz üzerine cami nasıl yapılacaktı? Hemen o devrin en büyük mimarı Koca Sinan’ın yanına vardı ve durumu ona anlatarak, bu eseri de kendisinin inşa etmesini istedi ve bunun için de, Tophane açıklarında bu inşaatın yapılabileceğini söyledi. Mimar Sinan’ın, inşaat yerini görüp beğenmesiyle hemen harekete geçildi. Kılıç Ali Paşa, kadırgalarla Anadolu sahillerinden iri kayaları taşıtarak Tophane açıklarında denizi doldurtmaya başladı. Böylece birkaç gün içinde burada küçük bir ada meydana geldi. Burada sahile kadar da ahşap bir köprü inşa edildi. Sonra da Mimar Sinan inşaata başladı. Eserini tamamlayınca: “Deryalar kudursa ve azgın dalgalar kubbenin tepesinden aşsa, yine bu mabed kıyamete kadar kalacaktır” dedi. Sonraki asırlarda, sahil ile caminin bulunduğu ada arası doldurularak cami denizden içeride kalmıştır. قپودان دريا قيليچ علي پاشا، بر كون زمانڭ پادشاهي ٣نجی مراد خانڭ حضورينه چيقارق، كندي آدينه بر جامع ياپديرمق ايچون اذن ايسته دي. شاعر روحلي و عين زمانده نكته دان اولان پادشاه: “سنكه دريالرڭ سرداريسڭ. مقتدر ايسه ڭ جامعڭى دريا أوزره انشا ايت! سڭا قره ده بر قاريش ير يوقدر” دييه فرمان بويوردي. قيليچ علي پاشا بو فرماني غايت صوغوق قانلي قارشيلادى و: “خنكاريمز طوغري ديرلر. بزم أويمز ده ، مكانمز ده دريالردر. او حالده معبديمزڭ ده دريا أوزره انشاسي مناسبدر” دييوب مساعده ايسته يه رك حضوردن چيقدي. فقط دڭز أوزرينه جامع ناصل ياپيلاجقدي؟ همن او دورڭ اڭ بيوك معماري قوجه سنانڭ ياڭنه واردي و طورومي اوڭا آڭلاتارق، بو اثري ده كنديسنڭ انشا ايتمه سني ايسته دي و بونڭ ايچون ده ، طوپخانه آچيقلرنده بو انشاآتڭ ياپيلابيله جگني سويله دي. معمار سنانڭ، انشاآت يريني كوروب بگنمسيله همن حركته كچيلدي. قيليچ علي پاشا، قاديرغه لرله آناطولي ساحللرندن ايري قيالري طاشيتارق طوپخانه آچيقلرنده دڭزي طولديرتمه يه باشلادى. بويله جه برقاچ كون ايچنده بوراده كوچك بر آطه ميدانه كلدي. بوراده ساحله قدر ده اخشاب بر كوپرو انشا ايديلدي. صوڭره ده معمار سنان انشاآته باشلادى. اثرينى تماملاينجه : “دريالر قودورسه و آزغين طالغه لر قبه نڭ تپه سندن آشسه ، يينه بو معبد قيامته قدر قالاجقدر” ديدي. صوڭره كي عصرلرده ، ساحل ايله جامعنڭ بولونديغي آطه آراسي طولديرولارق جامع دڭزدن ايچريده قالمشدر. Düşmana Sırtınızı Çevirmeyiniz Osmanlı Ordusu Haçova’ya geldiği zaman, burada İmparatorun kardeşi Arşidük Maksimilyan’ın kuvvetleriyle karşılaştı. Alman, Macar ve diğer devlet ve milletlerden toplanmış büyük bir ordu vardı. Ordu, Haçova’ya vardığı zaman, düşmana karşı nasıl hareket edileceğini görüşmek maksadı ile bir divan toplandı. Hocasının isteğiyle savaşa çıkan Sultan, araba sarsıntısından ve yolun meşakkatlerinden çok rahatsız oldu. Sultan toplanan divanda resmen, sadrazamı bırakıp, İstanbul’a dönmek istediğini açıkladı. Bazı vezirler de Sultanı desteklediler. Bu duruma şiddetle karşı çıkan Hoca Sâdeddîn Efendi; “Şevketlü sultanımızın savaş zorluklarından rahatsız olduğunu biliriz. Unutmamalı ki, savaşın zorluklarından biz ve bütün ordu rahatsızdır. Savaşın meşakkatlerine katlanmadan zafer kazanmak nerede görülmüştür. Bu iş vezirlerin işi değildir. Bir kale fethetmekle davaya halledilmiş nazarı ile bakmak, kalenin imdadına gelen küffarın başını ezmeden geri dönmek, yılanın kuyruğuna basıp önünden kaçmak demektir. Kur’ân-ı Kerimde mealen; “Düşmanlarınız aman dileyip silahlarını terk edinceye kadar onlarla savaşınız. Düşmana sırtınızı çevirmeyiniz.” buyrulur. Düşman aman dilememiş, silâhını terk etmemiştir. Düşmanla karşılaşmadan ona sırtımızı çevirirsek yarın hesap gününde Allah Teâlâ’nın huzuruna ne yüzle çıkarız. Bir Osmanlı sultanının bir sebep olmadan ve düşmanı imha etmeden, gazâ meydanını terk etmesi, şimdiye kadar görülmemiştir. Ecdadımızın ruhları bizi ayıplar. Din düşmanları ile savaşmak muhakkak lâzımdır. Dini ve devleti müdafaa etmek, onun şanını ve şerefini göklerden ayaklar altına düşürmemek için savaşmak üzerimize farzdır. Bu uğurda can verinceye kadar hepimizin savaşması, sultanın değil, Allah Teâlâ’nın emridir. Zaten biz onları yok etmezsek, onlar bizim üzerimize gelip bizi yok edecekler.” diyerek Sultanın dönmesine mâni oldu. Ertesi sabah iki tarafın kuvvetleri harp vaziyeti alıp birbirine yanaştı. Düşman, Türk cephane sandıklarının üzerine çıkmıştı. Vaziyet tehlikeli bir hâl almıştı. Bu durumu bizzat seyreden Sultan Mehmed Hân, yanında bulunan Hoca Sâdeddîn Efendiye; “Efendi şimdiden sonra ne yapmamız gerek?” diye sorunca, Hoca Efendi; “Sultanım lâzım olan, yerinizde sebat ve karar etmektir. Cengin hâli budur. Ecdadınız zamanında olan muharebeler çoğunlukla böyle vaki olmuştur. Resûlullah efendimizin mucizeleri ile inşallah Teâlâ fırsat ve nusret ehl-i İslam’ındır. Hatırınızı hoş tutun.” dedi. عثمانلي اوردوسي خاچ اوه يه كلديگي زمان، بوراده ايمپراطورڭ قرداشي آرشيدوك مقسميليانڭ قوتلريله قارشيلاشدي. آلمان، مجار و ديگر دولت و ملّتلردن طوپلانمش بيوك بر اوردو واردي. اوردو، خاچ اوه يه وارديغي زمان، دشمانه قارشي ناصل حركت ايديله جگني كوروشمك مقصدي ايله بر ديوان طوپلاندي. خواجه سنڭ ايستگيله صواشه چيقان سلطان، آرابه صارصينتيسندن و يولڭ مشقّتلرندن چوق راحتسز اولدي. سلطان طوپلانان ديوانده رسمًا، صدر اعظمي بيراقوب، استانبوله دونمك ايسته ديگني آچيقلادى. بعض وزيرلر ده سلطاني دستكله ديلر. بو طورومه شدّتله قارشي چيقان خواجه سعدالدّين افندي؛ “شوكتلو سلطانمزڭ صواش زورلقلرندن راحتسز اولديغني بيليرز. اونوتمامليكه ، صواشڭ زورلقلرندن بز و بتون اوردو راحتسزدر. صواشڭ مشقّتلرينه قاتلانمادن ظفر قازانمق نره ده كورولمشدر. بو ايش وزيرلرڭ ايشي دگلدر. بر قلعه فتح ايتمكله دعوايه حلّ ايديلمش نظري ايله باقمق، قلعه نڭ امدادينه كلن كفارڭ باشني ازمه دن كري دونمك، ييلانڭ قويروغنه باصوب أوڭندن قاچمق ديمكدر. قرآن كريمده مئالاً؛ “دشمانلريڭز امان ديله يوب سلاحلريني ترك ایدنجه يه قدر اونلرله صواشيڭز. دشمانه صيرتڭزي چويرمه يڭز.” بيورولور. دشمان امان ديله مه مش، سلاحنى ترك ايتمه مشدر. دشمانله قارشيلاشمادن اوڭا صيرتمزي چويريرسه ك يارين حساب كوننده اللّٰه تعالينڭ حضورينه نه يوزله چيقارز. بر عثمانلي سلطاننڭ بر سبب اولمادن و دشماني امحا ايتمه دن، غزا ميداننى ترك ايتمه سي، شيمدي يه قدر كورولمه مشدر. اجداديمزڭ روحلري بزي عيبلر. دين دشمانلري ايله صواشمق محقّق لازمدر. ديني و دولتي مدافعه ايتمك، اونڭ شاننى و شرفنى كوكلردن آياقلر آلتنه دوشورمه مك ايچون صواشمق أوزريمزه فرضدر. بو اوغورده جان ويرنجه يه قدر هپمزڭ صواشمسي، سلطانڭ دگل، اللّٰه تعالينڭ امريدر. ذاتًا بز اونلري يوق ايتمزسه ك، اونلر بزم أوزريمزه كلوب بزي يوق ايده جكلر.” دييه رك سلطانڭ دونمه سنه مانع اولدي. ايرته سي صباح ايكي طرفڭ قوتلري حرب وضعيتي آلوب بربرينه ياناشدي. دشمان، ترك جبخانه صنديقلرينڭ أوزرينه چيقمشدي. وضعيت تهلكه لي بر حال آلمشدي. بو طورومي بالذّات سير ايدن سلطان محمد خان، ياننده بولونان خواجه سعدالدّين افندي يه ؛ “افندي شيمديدن صوڭره نه ياپمه مز كرك؟” دييه صورنجه ، خواجه افندي؛ “سلطانم لازم اولان، يريڭزده ثبات و قرار ايتمكدر. جنگڭ حالي بودر. اجداديڭز زماننده اولان محاربه لر چوغونلقله بويله واقع اولمشدر. رسول اللّٰه افنديمزڭ معجزه لري ايله ان شاء اللّٰه تعالي فرصت و نصرت اهل اسلامڭدر. خاطريڭزي خوش طوتڭ” ديدي. Padişaha Kul Olmak Sultan Abdülaziz Han bir gün, evvelden Sadrazamlığını da yapmış olan Fuad Paşa’ya, o zamanın devlet adamlarından Âlî Paşa ile Rüşdü Paşa ile kendisinin farklarını sorar. Fuad Paşa da cevaben şöyle der: “Efendimiz, yeni yapılmış bir köprü tasavvur buyurunuz. Üçümüz de köprünün başına gelmiş bulunalım. Bendeniz hemen Besmele çeker ve çekinmeden köprüyü geçerim. Âlî Paşa Besmele çeker fakat köprüyü defalarca inceledikten sonra geçer. Rüşdü Paşa kulunuz da, Besmele çeker, sonra bir tabur insanı bu köprüden geçirir, sağlam olduğuna kanaat getirdikten sonra kendisi geçer.” سلطان عبدالعزيز خان بر كون، أوّلدن صدر اعظملغنى ده ياپمش اولان فؤاد پاشايه ، او زمانڭ دولت آدملرندن علي پاشا ايله رشدي پاشا ايله كنديسنڭ فرقلريني صورار. فؤاد پاشا ده جواباً شويله دير: “افنديمز، يڭي ياپيلمش بر كوپرو تصوّر بويوريڭز. أوچمز ده كوپرونڭ باشنه كلمش بولونالم. بنده ڭز همن بسمله چكر و چكينمدن كوپرويي كچرم. علي پاشا بسمله چكر فقط كوپرويي دفعه لرجه اينجه له دكدن صوڭره كچر. رشدي پاشا قولڭز ده ، بسمله چكر، صوڭره بر طابور انساني بو كوپرودن كچيرير، صاغلام اولديغنه قناعت كتيردكدن صوڭره كنديسي كچر.”
Osmanlıca YazabiliyorumDergiyi takip edenler, yazmanın da zevkine ulaşıyorlar. Her ay ilerlediğinizi sizler de fark ediyorsunuz. Her işte olduğu gibi, bu işte de bizzat kendimizin gayret göstermesi önemli olacaktır. Bu ay da aşağıdaki metni Osmanlı Türkçesi/Kur’an harfleri ile yazmanızı istiyoruz. ÜÇ SABIR Ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, masiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikati rehber tut. Merdane, “Ya Sabur!” de. Üç sabrı omuzuna al. Cenâb-ı Hakk’ın sana verdiği sabır kuvvetini, eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir. Ve o kuvvetle dayan. Ç Ö Z Ü M
BulmacaAşağıdaki levhalarda geçen kırmızı renkli kelimelerin okunuşlarını sırasına göre Latin harfli Türkçe ile yazınız. İşaretli yerlere gelen harfleri yine sırasına göre bir araya getirip anahtar cümleyi bulunuz. Son olarak bu cümleyi Osmanlı Türkçesi ile yazınız ve 25 Şubat’a kadar [email protected] posta adresine gönderiniz. Doğru cevabı gönderenler arasında yapılacak kur’a ile ilk beş takipçimize “Osmanlıca Meal” hediye edilecektir. Ç Ö Z Ü M







