Konu resmiÖzgürlük Kudüs’te başlar
Poster

Osmanlıca DERGİ 01 Ocak
Konu resmiKudüsʼe Huzur Ancak İslam Barışıyla Gelir
Belge Okumaları

Kudüs, tarihi çok eskilere dayanan ve üç semavi din için önemli sayılan mukaddes bir şehirdir. Yeryüzünde Kâbeʼden sonra ikinci mescid olan Mescid-i Aksâ Kudüsʼtedir. Mescid-i Aksâ ayrıca birçok nebînin buluşma yeri, Resûl-i Ekremʼin (sav) miraca çıktığı kutsal ve bereketli mekân, geçmiş ümmetlerin kıblesi, Müslümanların Kâbeʼden önceki ilk kıblesidir. Peygamber Efendimiz (sav) Mescid-i Aksâʼyı ziyaret kastıyla yolculuk yapılabilen üç mescidden biri olarak tanımlamıştır. Tüm bu özelliklerinden ötürü İslâm tarihinde Kudüsʼe ayrı bir ehemmiyet verilmiştir. Kudüs Hristiyanlar için de kutsal bir merkezdir. Günümüz Hristiyanlarının inanışına göre Hz. İsa (as) çocukluğundan çarmıha gerilişine kadar Kudüsʼte yaşamış, yeniden burada dirilmiş, ilk kilise burada kurulmuş, Hristiyanlık dünyaya buradan yayılmıştır. Bu yüzden Kudüs bu dinin kıblesi ve hac merkezi kabul edilir. Yahudiler için Kudüsʼün önemi, Hz. Dâvudʼun (as) İsrail Krallığını kurup burayı başkent yapmasıyla başlar. Mescid-i Aksâʼnın (Beytüʼl-Makdis) yerinin tespiti ve inşa planı Hz. Dâvud (as) tarafından yapılmış, Hz. Süleyman (as) da mabedin inşaatını 7 yılda bitirmiştir. Yahudilere göre Kudüs (Sion) Allahʼın evi, Oʼnun tarafından seçilmiş en büyük şehirdir. Hz. Âdem (as) buranın toprağından yaratılmış, hatta dünyanın yaratılışı buradan başlamıştır. Ancak Kudüs, İsrail krallarının peygamberlere zulmetmesi, halkın dînî emirlerden uzaklaşması nedeniyle İlâhî ceza olarak Babil Kralı Nebukadnezar tarafından işgal edilmiş, Yahudiler Kudüsʼten sürülmüştür (MÖ 586). Yaklaşık 50 yıl süren bu sürgünden Kudüsʼe geri dönen Yahudiler, Romalılar devrinde bir kez daha sürgün edilmiştir (MS 135). Kudüs 636 senesinde Hz. Ömerʼin (ra) fethiyle İslâm toprağı hâline gelince Yahudiler tekrar şehre yerleşmesine imkân tanınmış, bundan sonraki İslâm devletleri döneminde de -özellikle 1516ʼda başlayan Osmanlı hâkimiyetinde- Kudüsʼteki farklı din mensuplarına her türlü ibadet, mabed, ziyaret özgürlüğü ve vergi muafiyeti hakkı verilmiştir. İslâm topraklarında oldukça huzurlu bir yaşam süren Yahudiler, 19. yüzyılın sonuna gelince Avrupaʼda hep var olan Yahudi düşmanlığına tepki olarak millî bir devlet kurma idealini benimsemişler, ancak bu devletin Filistin toprakları üzerinde kurulması (Siyonizm) fikrini savunmuşlardır. Bu amaçla 1879ʼda ve daha sonraki tarihlerde Sultan Abdülhamid Hanʼa Filistinʼe yerleşme konusunda defalarca tekliflerde bulunmuşlardır. Abdülhamid Han ise tehlikenin farkına vararak Yahudilerin Filistinʼden toprak satın almalarını engellemeye çalışmıştır. Zira, ilk belgemizde göreceğimiz üzere, Yahudilere karşı hangi tedbir alınırsa alınsın, onların yine bir yolunu bulup yavaş yavaş da olsa Filistinʼe gelerek bir devlet kurabileceklerini sezmiştir. Bu niyetin ciddiyetini de ikinci belgemizde, Siyonizmʼin resmî kurucusu olan Theodor Herzlʼin kendi cümlelerinden açıkça anlayabiliyoruz. 1917 tarihinde İslam dünyasının hâkimiyetinden çıkan Kudüsʼte o zamandan beri yaşanan zulüm ve gözyaşları, Ulu Hakanʼın bu gayretinin ne kadar haklı olduğunu ortaya koymaktadır. Duamız, Hz. Ömerʼin (ra) fethiyle sağlanan barış ve huzurun en yakın zamanda bu mübarek topraklara geri gelmesidir. VESİKA 1 Yahudilere Osmanlı topraklarında ikamete izin verilmemesinin nedenleri hakkında Yıldız Sarayı Başkitabetinden yazılan yazı (5 Ağustos 1891) Hüve Yıldız Sarây-ı Hümâyûnu Başkitâbet Dâiresi (1) Beyrut vilâyeti dâhilinde Safed kasabasında bulunan Hayfaʼya gelen dört yüz kırk ecnebî Mûsevî hakkında Meclis-i Vükelâ mazbatasının (2) takdîmine dâir olup maʻiyyet-i seniyye komisyon-ı askerîsine havâle buyurulan tezkire-i sâmiye-i sadâretpenâhî üzerine mezkûr komisyonca kaleme alınan mazbata (3) meşmûl-ı lihâza-i hazret-i pâdişâhî oldu. Yahûdîlerin memâlik-i şâhânede temekkün ve tâbiʻiyyet-i Osmâniyyeye duhûl içün vâkiʻ olan istidʻâlarının (4) reddi Avrupaʼda zât-ı akdes-i hümâyûn aleyhinde idâre-i efkâr etmelerini müntic olacağı mütâlaʻası esâsen şâyân-ı kabûl değildir. Çünkü (5) Mûsevîlerin kendilerini memleketinden tard ve ihrâc eden medenî bir devlet ile bunları memleketine kabûl etmeyen sâir medenî devletlerin aleyhinde (6) lisân-ı şedîd istiʻmâl etmeyip de yalnız cânib-i eşref-i saltanat-ı seniyyeye itâle-i lisân-ı iʻtirâz eylemeye hakları olamayacakları ve gördükleri (7) muʻâmelelerden dolayı iʻtirâza salâhiyetleri olsa da bu salâhiyetlerini evvel be-evvel o devletler aleyhinde istiʻmâl etmeleri lâzım geleceği âşikârdır. (8) Tâbiʻiyyet-i Devlet-i Aliyyeʼye kabûlleri arz olunacak o makûle Yahûdîlerin devletin taʻyîn edeceği mevkiʻ ve tarzda iskân olunmak üzere (9) tervîc-i matlûbları sûretine gelince bunlar memâlik-i şâhânenin hangi tarafında iskân olunursa olunsun ve haklarında ne kadar tedâbîr ve takayyüdât (10) icrâ edilirse edilsin yine tedrîcî tedrîcî arz-ı Filistinʼe toplanarak biʼl-âhare orada Avrupalıların teşvîk ve himâyesiyle bu hükûmet-i Mûseviye (11) teşkîline kalkışmaları melhûz ve böyle bir mahzûr-ı siyâsî zuhûra gelmese bile iskân olundukları yerlerde zirâʻat ve filâhatle iştigâl etmeyerek (12) fıtratları iktizâsınca başka memleketlerde yaptıkları gibi ahâlîyi ızrâra çalışacakları meczûmdur. Şu mütâlaʻâta ve bunların zâten bir taraftan (13) Amerikaʼya hicret etmekte olmalarına nazaran oraya azîmetleri enseb olacağından maʻiyyet-i seniyye komisyon-ı askerîsince keyfiyet daha etrâflı sûrette (14) tezekkür ve tedkîk olunarak yeniden bâ-mazbata arz-ı mütâlaʻa kılınması muktezâ-yı irâde-i seniyye-i cenâb-ı pâdişâhîden bulunmuş ve sâlifüʼz-zikr mazbata (15) melfûflarıyla beraber iʻâde edilmiş olmakla ol bâbda emr ü fermân hazret-i men lehüʼl-emrindir. Fî 29 Zilhicce sene 308 ve fî 23 Temmuz sen 1307 (16) Serkâtib-i Hazret-i Şehriyârî Bende Süreyyâ VESİKA 2 İsviçreʼnin Basel kentinde Theodor Herzlʼin başkanlığında düzenlenen II. Siyonist Konferansıʼnda, Filistin topraklarına dönüş için hazırlanan programın kabul edilmesi ile ilgili konuşmaların tercümesi (3 Eylül 1898) Hüve (1) Viyanaʼda çıkan Correspondance de L’Est gazetesi 2 ve 3 Eylül sene 1898 târîhli nüshalarına hülâsaten (2) tercümesi zîrde muharrer makâleyi derc eylemiştir. (3) Siyonist cemʻiyyetinin ikinci konferansı altı yüzü mütecâviz aʻzâdan mürekkeb olduğu hâlde Ağustosʼun (4) yirmi sekizinci günü Bal şerinde toplanmıştır. Cemʻiyyet müessislerinden Mösyö Theodor Herzl bu münâsebetle (5) îrâd ettiği nutukta baʻzı hahamların Siyonist hareketi aleyhindeki iʻtirâzâtını takbîh ve buna (6) bir çâre aranılması lüzûmunu beyân eyledikten sonra demiştir ki: “Tevrât-ı şerîfe iʻtikâd eden akvâm (7) ve milel Yahûdîliğin hukûkunu tasdîke mecbûrdurlar. Baʻîd olmayan bir vakte kadar arz-ı Filistin Asyaʼya (8) giden bir tarîk-i medeniyet ve ticâret hâlini kesb edecektir. Asya kıtʻası önümüzdeki on sene (9) içün diplomasi programını teşkîl ediyor. Maʻlûmunuz olduğu üzere her devlet düvel-i (10) sâirenin kâffe-i teşebüsâtını kemâl-i iʻtinâ ile taʻkîb eylemektedir. Hükümdârândan biri arâzî-i mukaddeseyi (11) ziyârete çıksa biʼl-cümle memâlik ahâlîsi ehemmiyet-i azîme ile tefsîr-i keyfiyyet eder. Devlet-i Aliyye gayr-ı kâbilʼiʼ (12)l-indirâs kuvve-i hayâtiyyesini muhârebe-i ahîrede isbât eylemiştir. Müsâlemetperver ve müteşebbis bir kuvvetin (13) iltihâkı kuvvet ve servet-i Osmâniyânı tezyîde bâdî olacaktır. Mesâʻî ve temâyülâtımızın hulûs-ı tâmmı (14) Devlet-i Aliyyeʼce maʻlûm olduğunu kemâl-i emniyyetle beyân edebiliriz. Biz kaçak sûretiyle muhâcir idhâl (15) etmek ve ibtidâdan bir sûret-i tesviye kararlaştırmadıkça hiçbir hâl vücûda getirmek niyetinde değiliz. (16) Her şey “Sen ver, ben de vereyim” kâʻidesine tatbîk edilecektir. Evet memleket-i kadîmemize ʻavdete (17) çalışıyoruz. Fakat bu memleket-i atîkada evvel emirde fikr-i Mûseviyyetin ittisâʻını arzu ediyoruz.” Baʻdehû (18) Mösyö Herzl tarafından dermeyân olunan program tamâmıyla kabûl edilmiştir. Kongre reîs-i sânîsi Mösyö (19) Max Nordau demiştir ki: “Mûsevî milleti Bar Kokhba muhârebe-i müdhişesinden sonra birinci defʻa olarak (20) teyakkuz eylemiştir. Fakat yalnız ismen Mûsevî olup hakîkaten kavm-i Yahûdʼdan ʻadd olunamayanlar bize iʻlân-ı (21) husûmet ve izhâr-ı ʻadâvet ediyorlar. Baʻzı hahamlar duʻâ kitâblarından Siyon memleketinin talebine müteʻallik (22) fıkarâtı tayy etmişlerdir. Bu hâl ecdâdımızı Mısır esaretinden kurtarmış olan Hazret-i Mûsâ (23) zamânında dahi vukûʻa gelmiştir. Muʻterizlerimiz Esdras ve Nehemya zamânlarında olduğu gibi şimdi de (24) ekalliyyeti teşkîl ediyorlar. Hilâfgîrânımızın mahv olacağı şübhesizdir. Mûsevîlikte bir Siyonist fırkası (25) vücûdundan bahsetmek abestir. Zîrâ Siyonizm Mûsevîlik demektir. Kavm-i Benî İsrâîl bizim tarafımızdadır. (26) Muʻterizlerimiz ise kavm-i mezkûrun tenbel ve fâidesiz aʻzâsından maʻdûddurlar.” Kelimeler: Ahîre: SonuncuAkvâm: KavimlerAtîka: EskiAzîmet: GitmekBâdî: SebepDüvel: DevletlerEkalliyyet: AzınlıkEnseb: Daha uygunFilâhat: Çiftçilik, ziraatGayr-ı kâbilʼiʼl-indirâs: Silinmesi, yok edilmesi imkânsız bir şekildeIzrâr: Zarar vermeİdâre-i efkâr: Fikir ve algı yönetimiİtâle-i lisân: Dil uzatmaMaʻdûd: Sayılmış, sayılıMeczûm: Apaçık belli olanMelfûf: Ekli, ilişikMeşmûl-ı lihâza: Kapsamlı bakmaMilel: MilletlerMuʻteriz: İtiraz edenMüntic: Netice veren, neden olanMüsâlemetperver: BarışseverSâlifüʼz-zikr: Daha önce belirtilmiş olanTakbîh: Kınama, beğenmemeTard: KovmakTayy: ÇıkarmakTemekkün: YerleşmeTervîc-i matlûb: İstenilen şeyi destekleme

H. Halit ATLI 01 Ocak
Konu resmiMescid-i Aksa
Baş Muharrir

مسجد اقصا قاسم صاييسي باش محرر كوشه سنده  سوزي رحمتلي محمد عاكف اينانه  ويرييور و اوڭا قولاق ويرييورز.مسجد اقصايي كوردم دوشمده بر چوجق كبيدي و آغلييورديواروب اشيگنه  آلنمي قويدمصانكه  بر ير آلتي نهر چاغلييوردىكوزلرم يوللرده  بكلر طورورمنرده  قرداشلرم دييوردي بر سسايلك قبله سي بنم اولو نبينڭاونوتديمي بوني عجبا هركسبراق طولانيردي يوره لرمده معراجه  يول ويرن خيز اسّي ايدمبلليدر قوتساللغم شهر اسممدنهر يانه  نور صاچان بر كرسي ايدمهاني او كونلركه  بيڭلرجه  مؤمنتك يورك حالنده  بڭا قوشارديهمشهرم نبيلر يوزي حرمتنه جوابه  ايريشن دعالر وارديشيمدي كيمسه جكلر وارماز يانمه مؤمنده  يوقصونم تك و تنهايمروزكارلر سيله مز كوز ياشلريميچوللرده  غائب بر يتيم واحه يممسجد اقصايي كوردم دوشمده كوتور مسلمانه  سلام دييورديطايانامييورم بو آيريلغه قوجاقلاسين بني اسلام دييوردي Kasım sayısı baş muharrir köşesinde sözü rahmetli Mehmed Akif İnan’a veriyor ve ona kulak veriyoruz. Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümdeBir çocuk gibiydi ve ağlıyorduVarıp eşiğine alnımı koydumSanki bir yer altı nehr çağlıyorduGözlerim yollarda bekler dururumNerde kardeşlerim diyordu bir sesİlk Kıblesi benim ulu Nebi’ninUnuttu mu bunu acaba herkesBurak dolanırdı yörelerimdeMiraca yol veren hız üssü idimBellidir kutsallığım şehir ismimdenHer yana nur saçan bir kürsü idimHani o günler ki binlerce müminTek yürek halinde bana koşardıHemşehrim nebiler yüzü hürmetineCevaba erişen dualar vardıŞimdi kimsecikler varmaz yanımaMüminde yoksunum tek ve tenhayımRüzgarlar silemez gözyaşlarımıÇöllerde kayıp bir yetim vâhayımMescid-i Aksa’yı gördüm düşümdeGötür Müslümana selam diyorduDayanamıyorum bu ayrılığaKucaklasın beni İslâm diyordu

Metin UÇAR 01 Ocak
Konu resmiSiyonistler ve Filistin'in İstikbali*
Okuma Metinleri

Şu fıkrayı ingiliz siyonistlerin mürevviç hiç efkârı olan “Palestine” mecmuasının Talat Paşa tarafından düvel-i merkeziye siyonist heyetine edilen vaatleri münakaşa vadisinde yazdığı şedidü’l-meal bir makaleden tercüme ediyoruz: “Siyonistler birkaç defa bade’l-harb Filistin’e vuku bulacak Yahudi muhaceretini mevzu bahsetmişler ve Filistin ahval-i iktisadiyesi kesb-i salah ve terakki etmeden seyl-i muhaceretin şiddetini tahfif etmeyi aralarında kararlaştırmışlardı. Fakat bu hususta bütün siyonist merkezlerinde yapılacak murakabenin kendileri tarafından icrasına karar verdikleri halde Talat Paşa bunun hükümet-i Osmaniyece yapılacağını söylüyor. Tabii bu, tamamıyla bizim arzumuzdan ayrı bir şeydir. Talat paşa bundan başka Filistin’in Yahudilere bir merkez-i dini olmasından bahsediyor. Halbuki burası eskiden beri her zaman bizim merkez-i dinimiz olduğu gibi, Hristiyanların da Müslümanların da dini bir merkezleridir. Yani Talat Paşa’nın söylediği söz, bize vadettiği şeyden ziyade bizden men eylediği haklar nokta-i nazarından şayan-ı ehemmiyettir. O, bize ancak Filistin’de dini bir merkez tesisine müsaade ediyor ve Filistin’in milli bir vatanımız olmasını reddediyor. Evet, Talat Paşa siyonizmi milli bir hareket tanımıyor. Yahudi milletinin mevcudiyetini inkâr ediyor. Yahudilerin Filistin’de rüçhan-ı milliye malik olduklarını kabule yanaşmıyor. Esasen jön Türklerin takip ettikleri siyaset memalik-i Osmaniye'deki anasırın harekât-ı milliyelerini izale ve bazen de onlardan istifadeyi icap ediyor. Biz sarahaten beyan ederiz ki siyonizm Filistin’deki Yahudilerin hukuk-u milliyelerine sahip olmaları noktasında ısrar eder ve Yahudilerin milliyetini yahut Filistin’deki hukuk-u milliyelerini inkâra varan her türlü siyaset ve projelerin şiddetle reddeyler. Dünyada her şeyin imkânı bulunur. Lakin hükümet-i Osmaniyece Yahudiler meselesini tetkik etmek üzere teşkil edilen komisyon için siyonistlerle siyonizm düşmanı olan Türk siyasetini telif etmek imkânı bulunamaz. Talat Paşa’nın manevraları küçüklüğün fazilete karşı gösterdiğin ihtiram kabilindendir. Talat Paşa Yahudilerin nüfuzunu ve İngiltere hükümetinin ilan eylediği siyaset üzerine bunların düvel-i i’tilafiye lehine yapmakta oldukları hizmetlerini biliyor da birkaç boş ve yalan vaatlerle bu hareketi durdurmak istiyor. İhtimal ki kendisi bile bu kadar büyük bir ümit beslemiyor. Zira Osmanlı siyasiyyununun yaşadıkları hayalatın bir haddi vardır. Düvel-i merkeziyede yaşayan siyonistlerce jön Türklerin takip eyledikleri gaye ve siyaset hakkında artık hiçbir şüphe kalmamıştır.” İslamiyet İstikbalin Dinidir Şark-ı Karib mecmuasının 13 Eylül tarihli nüshasında şu fıkraya tesadüf olunmuştur: “Geçen cuma ertesi günü Hintli Hoca Kemaleddin Efendi Londra'da bulunan Müslümanların camiinde bir nutuk irad ederek demiştir ki: Kâinatta hüküm ferma olan terakki ve ıstıfa kanunu mucibince tecanüsden adem-i tecanüs ve ihtilaf tevellüd ediyor. Fakat o muhtelif şeyler yeniden tanzim ve tevhid olunuyor. Mesela heyet-i ictimaiyede bidayette bir aile kendi kendine ziraat, dokumacılık, marangozluk, demircilik ve saire icra ediyordu. Lakin terakki kanunu ve ıstıfa cereyanı saika asıyla sonraları mütehassıs sınıflar peyda oldu. Bu taksim-i a’mal mucibince bir millet yalnız muhtelif mütehassıs sınıflara taksim olunmakla kalmadı. Dünyanın bazı memleketleri muayyen sıfatlarda maruf ve mütehassıs oldu. Bu muhtelif sınıflar müttehiden ve müttefikan çalışacak olurlarsa alem-i insaniyet için bir nimet-i kübra, bir saadet-i uzma sayılır. Aynı kanun ahlakiyat, ruhaniyat aleminde de hüküm fermanıdır. Muhtelif dinler bir Allah’tan geldiği halde muhtelif şubelere ayrılmıştır. El-yevm hallolunacak en mühim mesele bu ihtilafat-ı diniye yerine bir ittihad, bir vifak ikame etmekten ibarettir. Cihangir ve alemşümul diyanet muayyen bir nokta yahut bir cemaate münhasır kalmamalıdır. Her yerde ve her millete kabil-i tatbik-i esasat üzerine müstenit olmalıdır. İşte İslamiyet bu şeraiti havidir. Çünkü Cenab-ı Hak tarafından herhangi yerde ve herhangi zamanda olursa olsun vahy edilmiş olan esasat-ı diniyeyi kabul ve tevhid eylemiştir. İttihad-ı akvam için er geç ittihat edilen lazım geleceğinden İslamiyet’in din-i istikbal olması muhakkaktır.” *Sebilürreşad, 17 Muharrem 1337, c. 15, s. 212

Osmanlıca DERGİ 01 Ocak
Konu resmiFilistin’de Yahudiler*
Okuma Metinleri

Ahval-i Harbiye dolayısıyla Filistin’den ordumuzun çekilmesini müteakip Yehuda devletini tesis etmek fikri matbuatta intişar eder etmez Arap dindaşlarımızın, bilhassa i’tilafçılardan hayır umanların ne elim bir sukut-u hayale duçar olacaklarını, ne müşkil bir vaziyet muvacehesinde bulunacaklarını takdir ederek vekayi’in inkişafına intizar eylemiştik. Ahiren Paris’te (el-müstakbel) namıyla intişar eden Arapça bir gazetede okuduğumuz makalelerde Arap dindaşlarımızın Yahudilerin icraat-ı mütehakkimanelerinden ne kadar müşteki olduklarını gördüğümüz gibi Yahudilerin Filistin’de neler yapmakta olduğuna da muttali’ olduk. Ez cümle Kudüs merkez kumandanı miralay (Ronald) Storrs bir ziyafet keşide ederek Yahudi rüesasını davet etmiş ve bilmünasebe Yahudi rüesasından doktor Vizman (Haim Weizmann Azriel) bir nutuk irad ederek Siyonistlerin makasıdını izah eylemiştir. Doktor Vizman’ın bu nutkunda mevzu bahis eylediği en mühim meselelerden biri Yahudilerin Filistin’de sakin akvam-ı saire ile ittifak ve ittihat dairesinde yaşamak arzusunda bulunduklarını, akvamdan hiçbirisine karşı su-i niyet beslemediklerini izah etmiştir. Hâlbuki bu sözlerin hakikat-i hale mutabakattan katiyen uzak olduğunu beyan eden Arap muharriri, Vizman’ın nutkunu tenkit eden bir makalesinde diyor ki: “Osmanlı ordusunun çekilmesini müteakip Yahudilerin ahvalini tetkik edenler bunların akvam-ı saireye karşı mütehakkim bir vaziyet aldıklarını; gerek kavlen, gerek fiilen komşularına izhar-ı husumet eylediklerini; türlü türlü iftiralarla vatandaşlarını müşkilata maruz bıraktıklarını müşahede eyler. Yahudiler kendi dindaşlarıyla alışveriş hususunda gösterdikleri tesamuhu sair vatandaşlarına karşı ibraz etmiyorlar. Oğullarını usul-i askeriyeye tevfikan terbiye ediyor, silah kullanmayı öğretiyor, Yahudi bayrakları taşıyarak, askeri elbiseler telebbüs ederek sokaklarda dolaşıyorlar. Yahudi rüesasının Filistin’de sakin akvam-ı saire ile ittifak ve İttihat dairesinde yaşayacakları hakkındaki beyanatı bu ef’al tekzip edip duruyor. Hatta Yahudiler daha ileri giderek Araplara karşı hakaret amiz vaziyetler takınıyorlar. General Elleyni’nin şerefine verdikleri bir ziyafette müftümüzü ve eşraf-ı memleketi haysiyetleriyle gayri mütenasip yerlerde oturttukları cihetle müftü ziyafetten çekilmeye mecbur olmuştur. Bu gibi muameleler Yahudilerin ağzında dolaşan kelimelerin mana-yı hakikisini ifhama kafidir. Bundan maada Yahudilerin mekteplerinden lisan-ı Arabi ile icra-yı tedrisatı menetmeleri Araplarla ittifak etmek hususunda ne kadar ileri gittiklerini ispat edecek bir delil-i satı’dır. Yahudilerin icraat-ı aleniyeleri bundan ibaret ise icraat-ı hafiyelerinin ne merkezde olduğu kendi kendine tevazzuh eder.” Arap muharriri Yahudilerin icraat-ı aleniye ve hafiyesine karşı kemal-i nefret ve hiddetle beyan-ı mütalaa ettikten sonra asıl icraat-ı hafiyeye nazar-ı dikkati celp ederek, Vizman’ın “Bizim Filistin’de hiçbir siyasi maksadımız yoktur.” sözünden bütün bütün hiddetlenerek alem-i İslam ve alem-i Nasraniyete müracaat ediyor. Filistin’in mutlaka Yahudilerden tahlis edilmesini, Yahudilerin icraatına mukabele-i bil-misil edilmesi için her türlü muaveneti talep ediyor. Arapların Yahudilerden uzaklaşmalarını, Yahudilerin ahlakından vikaye-i nefis eylemlerini tavsiye ediyor. Müteakiben Vizman’ın Yahudilerin Filistin’i kurtarmak için vuku bulan mesaisine nakl-i kelam ederek bunların serapa yalan olduğunu beyan ediyor. Asırlardan beri Arapların Filistin’i muhafaza ettiğini ve şimdiye kadar nasıl muhafaza ettilerse Yahudilerden de aynı surette muhafaza edeceklerini söylüyor. Görülüyor ki Arap dindaşlarımızla Yahudilerin arasındaki ihtilafat pek şiddetlidir. *Sebilürreşad, 10 Muharrem 1337, c. 15, s. 195

Osmanlıca DERGİ 01 Ocak
Konu resmiMüslüman Topraklarında Yahudi Hükümeti*
Okuma Metinleri

İkdam refikimizin sahib-i imtiyazı Siyonizm meselesine dair Lozan’dan mühim bir mektup gönderiyor. Müslümanlar için pek ziyade şayan-ı dikkat ve ibret olan bu mektubun bazı mühim fıkralarına ber vech-i ati naklediyoruz: “İngiliz liberalleri evvela İslamiyet’e, sonra Türklükle olan eski kinlerini Filistin kıtasına ayak basalı beri, (siyonizm) meselesine bir resmiyet, beynelmilel bir şekl-i musaddak vermekle izhar ettiler. Görmemezlikten gelemeyiz ki memleketimiz için yeni bir merkeziyet-i milliye tehlikesi baş gösterdi. Filistin kıtasının milli, medeni, ilmi merkez-i muhtar ve müstakil olması fikrini terviç eden Museviler ki ekseriyetle aşkenazi denilen ve bize kamilen yabancı olan Musevilerdir, Hakan-ı esbak zamanından beri siyonizm denilen o meseleyi takip ettiler. Mesleğin imam ve muktedası addolunmaya şayan olan Avusturya Musevilerinden Herçel (Theodor Herzl) iki kere İstanbul’a geldi, Sultan Hamid’den, bilhassa Rus Yahudilerinin arz-ı Filistin’e iskanı için müsaade istihsal etmeye çalıştı. Herçel işin peşini ne kadar takip ettiyse yine bir şey istihsal edemedi. Sultan Hamid iki şeyden korkardı: 1- Zaten milel-i gayr-i müslimenin hariçle kesb-i irtibat etmek isteyen menafi-i memleketi birkaç asırdan beri felakete atması, yeni bir milliyet meselesinin bu felaketi tezyide sebep olması. 2- Müslümanlığın tam ortasında bir millet-i gayrimüslime girerek Araplar ile Türkleri birbirinden ayırması. Bu iki sebebin ikisi de fevkalade mühim midi; ikisi de Müslümanlık ve Türklüğü zaafa düşürmek mahiyetini haiz idi. Bu gayr-i kabil-i inkâr bir hakikattir. Ne kadar iyi adam olurlar ise olsunlar, ne kadar hüsn-ü niyet sahibi bulunurlarsa bulunsunlar tuttukları yol başka bir neticeye müncer olamazdı. Hakan-ı esbak mesail-i siyasiyenin takdirinde pek mahir bir diplomat olduğu gibi hilafet ve vahdet-i İslamiye maddesine de fevka’l-had itina ettiği cihetle Herçel’in tekliflerine ret ile cevap verdi. Herçel bunun üzerine başka yerlere başvurdu. Rusya'ya, İngiltere’ye, Almanya imparatoruna müracaat etti. Gördü ki Sultan Hamid muvafakat etmeyince hiçbir şey olamayacak. Fakat geçen asırda, Musevilerin arz-ı Filistin’e yerleştirilmeleri fikri birkaç kere takip edildi. … 1917 senesinde İngilizlerle Filistin’e yanaşınca siyonist cemiyetleri ile İngiliz hükümeti arasındaki müzakerat neticelenmeye başladı. İngilizler bu mesele hakkında müttefiklerine müracaat ettiler. Onlar da muvafakat cevabı verdiler. Bunun üzerine İngiltere devleti teşrin-i saninin ikisinde, Filistin’de bir merkeziyet-i milliye teşkiline karar vermiş olduğunu beyan etti. İngiltere ile karar-gir olan mevâd ber vech-i atidir: 1- Musevi kavminin Filistin üzerindeki hakkı beynelmilel bir vecih ile tasdik edilecektir. 2- Filistin’deki Musevi ahali, vasi bir muhtariyeti haiz, hakk-ı lisana malik, vergi tarh etmek salahiyetine sahip bir millet olarak tanınmalıdır. 3- Bir Yahudi şirkete, takarrur ve taayyün etmiş fiyat ile alınacak umumi ve hususi arazi üzerinde umur-u nafia icrası için compagnie a charteler gibi imtiyaz verilecektir. 4- Filistin’in bütün arazi-i narenciyesi bu idare ile birleştirecektir. 5- Mahâll-i mukaddese hariç ez memleket salahiyetine malik olacaktır. Filistin'in Museviyete eskisi gibi ictima-ı milli-i vatani olması beyne’l-İslam düşünülecek mühim bir keyfiyettir. Siyonistler Filistin şöyle zengin böyle zengin olacak diye bizim gözlerimizi kamaştırmak istiyorlar. Fakat biz hiçbir zaman İstanbul pişgahından itibaren Bahr-i Ummana kadar mümted olan heyet-i İslâmiyenin diğer bir milliyet ile inkıtaa uğramasını istemeyiz. Elde kalan sırf İslam ülkesi arasında başka milliyetlerin keyfe ma yeşa teşekkülüne razı olmak elimizden ba’dema gelmez. Pek tabiidir ki Museviler Filistin’e sekiz on milyon nüfusu ceste ceste iskana muvaffak olduktan sonra, hatta ondan pek çok evvel ehl-i İslam inkısama uğrayacaktır. Bu inkısam İngiltere’deki liberal fırkasının öteden beri matlabı olduğu içindir ki İngilizler Filistin’e Musevilere verip bilahare Basra’dan Bahr-i Sefide indirecekleri bir şimendifer hattıyla o koca kıta-i İslâmiyeyi ikiye ayırmak tasavvurundadırlar. Bunu ne biz ne de bugün arzu-yu samimi ile değil, belki bir icbar ile ehl-i İslam’a kurşun atan ve makam-ı hilafete kıyam eden hicaz isyanı bile razı olamaz. Bugün ağzına aralıkta bir boş unvan ile bal çalınan Şerif Hüseyin, tahrik eylediği isyanın neticesi beyne’l-İslam ne fena bir neticeye müncer olduğunu görmüyor değildir. Şerif o kadar duygusuz mudur ki hazret-i ömer'in memalik-i islamiyeye … eylediği arz-ı filistin'in ingiliz tahrikatıyla Müslümanlar için bir sebeb-i izmihlal olacağını hala anlamasın. Oradaki Müslümanlar ancak birkaç sene kalabileceklerdir. Şimdiden toprakların alınması için hazırlıklar görülüyor. Kim bilir el-yevm ne kadar toprak ele geçirilmiştir bile. Şüphe yok ki bütün ehl-i İslam Kudüs-ü şerifi ve Filistin’i bilahare terk etmeye mecbur olacaklardır. Zaten kabil midir ki Museviler gibi tekemmülat-ı hazıradan istifade etmeyi bilen bir unsur-u mukteside karışı, sahraî Araplar tutunabilsinler. Herkes arazisini (Bulgaristan’da olduğu gibi) ucuz ucuz satıp terk-i vatan etmek mecburiyet-i elîmesinde bulunacaklardır. Zaten bir halkı bir yerden kaçırtmanın ne kadar kolay olduğunu Balkanlılar herkese (Müslümanlar hakkındaki tedabir ile) öğretmediler mi? Arapların da Filistin’de kalmalarına bilfiil imkân yok ki… Museviler beş altı milyon kişiyi orada iskana muvaffak olurlar ise diğer akvam artık meydan-ı mesai bulabilir mi? Şerif Hüseyin’in İslamiyet’e ettiği fenalığın derecesi o kadar büyüktür ki bu adamın bir kahr-ı Muhammediye uğramasına halis Müslümanlar intizar etseler hakları vardır. Nasıl oldu anlaşılmıyor, o kadar mütedeyyin ve mutaassıp olan bir zat nefs-i emmareye tebaiyetle ehl-i İslam’a büyük bir fenalık etmeye razı oldu. Acaba İngilizlerin hazırladıkları tertibata vakıf değil miydi? *Sebilürreşad, 30 Şevval 1336, c. 14, s. 266

Osmanlıca DERGİ 01 Ocak
Konu resmiİhlâs
Beyt-i Berceste

Köşe Penceresi عملڭزده  رضاي الهي اولملي. اگر او راضي اولسه ، بتون دنيا كوسسه ، اهمّيتي يوق. اگر او قبول ايتسه ، بتون خلق رد ايتسه ، تأثيري يوق. او راضي اولدقدن و قبول ايتدكدن صوڭره ، ايسترسه  و حكمتي اقتضا ايدرسه ، سزلر ايسته مك طلبنده  اولماديغڭز حالده ، خلقلره  ده  قبول ايتديرر، اونلري ده  راضي ايدر. اونڭ ايچون، بو خدمتده  طوغريدن طوغري يه ؛ يالڭز، جناب حقّڭ رضاسني اساس مقصد ياپمق كركدر. Amelinizde rızâ-yı İlâhî olmalı. Eğer o râzı olsa, bütün dünya küsse, ehemmiyeti yok. Eğer o kabûl etse, bütün halk reddetse, te’sîri yok. O râzı olduktan ve kabûl ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktizâ ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabûl ettirir, onları da râzı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya; yalnız, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını esâs maksad yapmak gerektir. (Osmanlıca Beş Risale, s. 49) 1. Beyit توكّل بادبانن قیل كشاده فلك اخلاصهاسر بحر املده بر مساعد روزكار البت Tevekkül bâd-bânın kıl küşâde fülk-i ihlâsaEser bahr-i emelde bir müsâid rûzigâr elbet Fitnat Hanım(3) * İhlas teknesine bir bin hele ardında açtığın tevekkül yelkeni… Gerisi Allah kerim! 2. Beyit جزؤي طاعات عبادات كر اوله اخلاصلهنيجه بیك اولور مكافات واریسه سنده خلوصنیجه یللر مسجدی مدرسه دە زهد ایلیسكبر چوپه صایمازلر آنی یوق ایسه سنده خلوص Cüz’i tâât ibâdât ger ola ihlâs ileNice bin olur mükâfât var ise sende hulûsNice yıllar mescidi medresede zühd eylesenBir çöpe saymazlar anı yok ise sende hulûs Ahmed Suzi (7) * Azını çoğa saymak ve dahi çokluk içinde yokluk çekmek ikisi de ihlasta giz’li. 3. Beyit تختندن اولور چهرنما معنئ اخلاصاعمالڭه باق حك امانئ ثواب ایت Tahtından olur çehr-nümâ ma'nî-i ihlâs  A'mâlüne bak hak-i emânî-i sevâb it Nabi (6) * İhlassızlıkla yüz gösteren tahtından olur (ken), nasıl olur da karşılık beklenerek yapılan amel tartılmaz? * Çehr(e)-nümâ: (fa) Yüz gösterenEmânî: Arzular, isteklerHak: Toprak 4. Beyit حق پرستم عرض اخلاص ایتدیگم دركاه بر بر نفس توحیددن آیریلمادم اللّه بر Hakk-perestim arz-ı ihlâs itdiğim dergâh birBir nefes tevhîdden ayrılmadım Allâh birMuallim Naci (8) * İhlas tevhidle değer kazanır. 5. Beyit توجّه ایلدی اسحاق راه اخلاصهكیدرسه راست الف كبی واردی بولدی خلاص Teveccüh eyledi İshâk râh-ı ihlâsaGiderse râst elif gibi vardı buldı halâs İshak Çelebi (2) * Nükte: اخلآص    Haydi istikametle ihlasa! * Râh-ı ihlâs: İhlas yolu 6. Beyit محبّت تخم اخلاصدر اكلمش یا رسول اللّهكوكل باغنده اول میوه یتيشمش یا رسول اللّه Muhabbet tohm-ı ihlâsdır ekilmiş yâ ResûlallâhGönül bâğında ol meyve yetişmiş yâ Resûlallâh Hasan Hilmi (5) * İhlasın tohumu: Muhabbet… En büyük gayenin (ihlasın) yevmî pazarında revaç bulduğu asır: asr-ı saadet 7. Beyit سینه باغین آب اخلاصیله سیراب ايتمینویرمدی رونق عبادت روضه سی اشجارینه Sîne bağın âb-ı ihlâsile sîrâb itmeyenVirmedi revnâķ ‘ibâdet ravzası eşcârına Günahkâr (4) * İhlas ile hayat suyuna kanan ibadet bahçesinin ağaçları, Cennet (bahçesin)den koku taşır. * Sîr-âb: (Fa.) Suya kanmışRevnâk: Parlaklık, letafetRavza: BahçeEşcâr: Ağaçlar Kaynakça BEDİÜZZAMÂN, Saîd Nursî, (2014), Beş Risale, İstanbul: Altınbaşak Neşriyât Divan-ı İshak, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, No: TY03191 (v.19B) Divan-ı Fitnat, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, No: TY01777 (v.32A) Divan-ı Günahkâr, Milli Kütüphane, Yazmalar, No: A3833/6 (v. 64A) Divan-ı Hasan Hilmi Edirnevi, Milli Kütüphane, Yazmalar, No: A1908 (v. 191B) Divan-ı Nabi, Süleymaniye Yazma Eser, Lala İsmail, No:488 (v. 102A) Divan-ı Suzi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, No: TY09930 (v. 53B) Talik Levha (1379). Mustafa Abdülhalim Özyazıcı http://katalog.istanbul.edu.tr/ https://kulliyat.risale.online/ http://lugatim.com/ https://portal.yek.gov.tr/

İbrahim SARITAŞ 01 Ocak
Konu resmiKelimelerin Kökenlerine Yolculuk
Kelimelerin Kökenkerine Yolculuk

انسانله ، قوللانديغي ديل آراسنده  چوق درين و كوكلي بر باغ واردر. انسان؛ فكرلريني، دويغولريني، بكلنتيلريني، خياللريني طيش دنيايه  اڭ نت و اڭ برّاق شكلده  لسانيله  ياڭسيتير. لسان، كيشينڭ ايچ دنياسنڭ، طيش دنيايه  آچيلان بر چشيت آينه سيدر. بو آيينه  نه  قدر بيوك و پارلاق اولورسه ، او نسبتده  كيشي، ايچ دنياسني طيشاري يه  نيته لكلي ياڭسيتمه يه  موفّق اولور. لسان آيينه سنڭ كوچكلگي و سونوكلگي نسبتنده  ايسه  فكرلريمزي، دويغولريمزي، خياللريمزي آچمقده  و آچيقلامقده  زورلقلر ياشارز. شيمدي لسان آيينه مزي كليشديره جك كوزل كلمه لريمزڭ كوكنلريني ياقيندن طانيمه يه  قالديغمز يردن دوام ايدييورز. ايلك كلمه مز چوق قوللانديغمز ”صحيح“ كلمه سي. İnsanla, kullandığı dil arasında çok derin ve köklü bir bağ vardır. İnsan; fikirlerini, duygularını, beklentilerini, hayallerini dış dünyaya en net ve en berrak şekilde lisanıyla yansıtır. Lisan, kişinin iç dünyasının, dış dünyaya açılan bir çeşit aynasıdır. Bu ayna ne kadar büyük ve parlak olursa, o nispette kişi, iç dünyasını dışarıya nitelikli yansıtmaya muvaffak olur. Lisan aynasının küçüklüğü ve sönüklüğü nispetinde ise fikirlerimizi, duygularımızı, hayallerimizi açmakta ve açıklamakta zorluklar yaşarız. Şimdi lisan aynamızı geliştirecek güzel kelimelerimizin kökenlerini yakından tanımaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. İlk kelimemiz çok kullandığımız “sahi” kelimesi. SAHİ: Bu kelime Arapça kökenli bir kelimedir. Aslı “sahîh” tir. Zamanla kelime sonundaki “h” düştüğünden “sâhi” şeklinde söylenegelmiştir. “Gerçek, gerçekten, gerçek olarak” anlamlarına gelmektedir. Büyük dilcimiz Nihad S. Banarlı “Arapçada sahîh diye bir söz vardır. Ecdad bunu “sâhi” diye uzatıp inceltmiştir.” der. Yine aynı kelime ayrılma hâli ekinin kalıplaşmasıyla “Gerçekten, hakikaten” manasıyla “sâhiden” şeklinde de kullanılır. KEMENÇE: Bu kelime farsça kökenlidir. Farsça “telli çalgı” anlamındaki “kemân” kelimesinin, yine farsça küçültme eki olan “çe” ile birleşmesiyle oluşmuştur. “Küçük keman” anlamındadır. GAR: Arapça olan bu kelime mağara anlamındadır. Mağaraların içinde bizim için en önemlisi “Gar-ı hira”dır. Zira Hirâ mağarası biz Müslümanlar için çok anlamlı bir mağaradır. Çünkü Kur’an ayetleri ilk defa orada inmeye başlamıştır. Yine bu kelimenin güzel bir kullanım alanı olarak hicrette Peygamberimizle yol arkadaşlığı yapan Hz. Ebû Bekir Efendimiz için “Yâr-i gar” “mağara arkadaşı” sıfatı kullanılır. MUZİP: Bu kelime Arapça kökenli bir kelimedir. Kelime “azap vermek, sıkıntı vermek” manasına gelen “i‘ẕâb” kökünden türetilmiştir. “insanlara azap veren” anlamına gelmektedir. Osmanlıda çok şaka yapan, insanlara takılmaktan hoşlanan, şaka yollu ve genellikle rahatsız edici davranışlarda bulunmayı huy edinmiş kimselere bu isim verilirdi. NA: Farsça olumsuzluk ekidir. Kelimenin başına gelince o kelimeye olumsuz bir mana yükler. Bu ekin dilimizde çok yaygın bir kullanımı vardır. Mesela, mert olmayan birini ifade etmek için “nâmerd” deriz. Bir işe liyakati ve becerisi olmayan birisi için “nâ-ehil” deriz. Hoşumuza gitmeyen bir şeyi “nâhoş” olarak niteleriz. Hiç mağlup olmayan bir sporcuya veya takıma “nâ-mağlub” sıfatı takarız. Haksız yere öldürülen bir kişi için “nâ-hak” yere öldürüldü deriz. YADİGÂR: Bu kelime birleşik bir kelimedir. Farsça “anmak” anlamındaki “yâd” kelimesi ile “edici, yapıcı” manasındaki “gâr” ekinin birleşmesinden ortaya çıkmıştır. Sonuçta bu kelime bir kimseyi veya bir olayı yâd ettiren, hatırlatan, andırmaya vesile olan şeylere denir. Mesela şu Yahya Kemalin şu mısraında bu kelime ne kadar güzel kullanılmıştır: Üsküp ki Yıldırım Bayezid Han diyarıdır Evlâd-ı Fâtihân’a (Fatihlerin evladlarına) onun yâdigârıdır  PAÇA: Bu kelime Farsça kökenlidir. “Ayakçık” anlamındadır. Farsça “ayak” anlamındaki “pâ” kelimesinin küçültme eki “çe” ile birleşmesiyle oluşmuştur. Bu kelime önce “pâçe” şeklinde söylenmiş, zamanla “paça” halini almıştır. Bu kelime dilimizde pek çok deyimin içinde kullanılıp mecazi pek çok anlamın ortaya çıkmasına hizmet etmiştir. Mesela, güreşte rakibi paçakasnak yapmak diye bir tabir vardır. Paçanın kullanımı birazda güreşin geçmişteki hayatımızdaki geniş yeriyle alakalıdır. Paçayı kaptırmak, Paçayı kurtarmak, Paçası sıkışmak, Paçayı zor sıyırmak hep güreş üzerinden gelişmiş deyimlerdir. Yine paçaları sıvamak, paçasından akmak, yaka paça mücadele etmek paça ile ilgili kullanım alanlarına güzel örneklerdir. Ayrıca bu kelime balkanlarda Türkçeden Bulgarca ve Sırpçaya da geçmiştir. TEMCİD PİLAVI: “Temcid” ululama, yüceltme, övme anlamındadır. Osmanlıda uyuyan Müslüman halkı sahura kaldırmak için müezzinler Peygamber Efendimizi yücelten övgü dolu temcidler, ilahiler, salavatlar okurlardı. Bu nedenle Sahur vakti bu güzel ilahilerin okunduğu zamanı ifade etmek için “temcid vakti” olarak da isimlendirilirdi. Zamanla uykudan sahur yemeği için kalkmaya da “Temcîde kalkmak” denildi. Sahura kalkılır, sahur yemekleri yenir, bir sonraki günün orucu için hazırlıklar yapılırdı. İşte bu yemekte iftardan kalmış bir yemeği, pilavı ısıtıp tekrar, sofraya koyma hakkında “temcid pilavı” deyimi kullanılırdı. Bu deyim hala canlılığını muhafaza etmektedir. Bizler günümüzde tekrar tekrar söz konusu edilen, öne sürülen, içimizi bayacak kadar tekrar edilen şeyler hakkında bu deyimi kullanmaktayız.

Mirza Ayhan İNAK 01 Ocak
Konu resmiAbdüşşekûr Efendi’nin Tercüme-i Hâli
Biliyor muydunuz?

عبدالشّكور افندينڭ ترجمۀ حالي عثمانلي دولتنده  قادريلك، شيخ اسماعيل رومي حضرتلريله  برلكده  ١٧نجي يوز ييلڭ باشلرنده  استانبوله  كيرمشدر. اسماعيل رومي حضرتلري، بغدادده  قادريلغڭ مركزي تكيه سندن اجازت آلمشدر. بو تكيه نڭ شيخي و عين زمانده  غوث اعظم عبدالقادر كيلاني حضرتلرينڭ صويندن كلن شريف فيض اللّٰه افندينڭ اوغلي شريف خليل افندي، اسماعيل رومي حضرتلرينڭ قيزي ايله  اولنمش و اونڭله  برلكده  استانبوله  كلمشدر. طوپخانه نڭ أوست طرفلرنده  تكيه سني قوران اسماعيل رومي حضرتلرندن صوڭره  قادري تكيه سنڭ پوستنه  شريف خليل افندي اوتورمشدر. بوندن صوڭره  كونمزه  قدر بو تكيه نڭ شيخلري بو شريفلر خانداني أوزرندن دوام ايتمشدر. تكيه نڭ ١٩نجي يوز ييلده كي صوڭ شيخي شريف احمد محيي الدّين افندي، ١٨٩٧-١٩٠٦ سنه لري آراسنده  مجلس مشايخ رئيسلگي ياپمشدر. احمد محيي الدّين افندينڭ ١٩٠٩ سنه سنده  وفاتنڭ آردندن تكيه نڭ پوستنشينلگي اوغلي شريف عبدالشّكور افندي يه  كچمشدر. عبدالشّكور افندينڭ داخليه  نظارتي سجل عمومي دفترلرنده  قيدي بولونمقده در (٧١/٧٧) . بوڭا كوره  استانبولده  هجري ١٢٨٦ (ميلادي ١٨٦٩-١٨٧٠) سنه سنده  دنيايه  كلن عبدالشّكور افندي، ابتدائي مكتبلري بيتيردكدن صوڭره  فيضيه  مكتبنده  تحصيله  باشلامشدر. فيضيه  مكتبنده كي بتون علم و درسلري تماملايارق مأذون اولمشدر. يگرمي ياشنده  ايكن شيخ الاسلاملق بنيه سنده كي مجلس ادارۀ اموال ايتام (يتيملرڭ ماللريني اداره  مجلسي) قلمنده  ملازمتله  (ستاژير اولارق) ايشه  باشلامشدر. عثمانلي دولتنده  قاضيلق عنواننڭ أوچ باصامغندن ايلكي اولان مخرج پايه سي ٢٣ آرالق ١٨٩٧ تاريخنده  كنديسنه  ويريلمشدر. دونمڭ آناطولي قاضيعسكري هاشم افنديدن علوم عاليه  دينيلن تفسير، كلام، حديث، فقه كبي علملرڭ اجازتنامه سني ٣ اكيم ١٨٩٨ تاريخنده  آلدي. بونڭ آردندن اون ايكي درجه لي مدرّسلك مرتبه لرندن بري اولان سحن رتبه سنه  ٦ نيسان ١٨٩٩’ده  آتانمشدر. عبدالشّكور افندي يه  مجلس مشايخ رئيسي اولان باباسي احمد محيي الدّين افندي يه  ويريلديگي كبي دولت نشانلري ده  ويريلمشدر. Osmanlı Devleti’nde Kadirîlik, Şeyh İsmail Rumî Hazretleriyle birlikte 17. yüzyılın başlarında İstanbul’a girmiştir. İsmail Rumî Hazretleri, Bağdad’da Kadirîliğin merkezî tekkesinden icazet almıştır. Bu tekkenin şeyhi ve aynı zamanda Gavs-ı Azam Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin soyundan gelen Şerif Feyzullah Efendi’nin oğlu Şerif Halil Efendi, İsmail Rumî Hazretlerinin kızı ile evlenmiş ve onunla birlikte İstanbul’a gelmiştir. Tophane’nin üst taraflarında tekkesini kuran İsmail Rumî Hazretlerinden sonra Kadirî tekkesinin postuna Şerif Halil Efendi oturmuştur. Bundan sonra günümüze kadar bu tekkenin şeyhleri bu şerifler hanedanı üzerinden devam etmiştir. Tekkenin 19. yüzyıldaki son şeyhi Şerif Ahmed Muhyiddin Efendi, 1897-1906 seneleri arasında Meclis-i Meşayih reisliği yapmıştır. Ahmed Muhyiddin Efendi’nin 1909 senesinde vefatının ardından tekkenin postnişinliği oğlu Şerif Abdüşşekûr Efendi’ye geçmiştir. Abdüşşekûr Efendi’nin Dahiliye Nezareti Sicill-i Umumî defterlerinde kaydı bulunmaktadır (BOA, DH.SAİDd, 71/77). Buna göre İstanbul’da Hicrî 1286 (Miladî 1869-1870) senesinde dünyaya gelen Abdüşşekûr Efendi, ibtidaî mektepleri bitirdikten sonra Feyziye mektebinde tahsile başlamıştır. Feyziye mektebindeki bütün ilim ve dersleri tamamlayarak mezun olmuştur. Yirmi yaşında iken Şeyhülislamlık bünyesindeki Meclis-i İdare-i Emval-i Eytam (Yetimlerin Mallarını İdare Meclisi) kaleminde mülazemetle (stajyer olarak) işe başlamıştır. Osmanlı Devleti’nde kadılık unvanının üç basamağından ilki olan mahreç payesi 23 Aralık 1897 tarihinde kendisine verilmiştir. Dönemin Anadolu Kazaskeri Haşim Efendi’den ulûm-ı âliye denilen tefsir, kelam, hadîs, fıkıh gibi ilimlerin icazetnamesini 3 Ekim 1898 tarihinde aldı. Bunun ardından on iki dereceli müderrislik mertebelerinden biri olan sahn rütbesine 6 Nisan 1899’da atanmıştır. Abdüşşekûr Efendi’ye Meclis-i Meşayih Reisi olan babası Ahmed Muhyiddin Efendi’ye verildiği gibi devlet nişanları da verilmiştir. Belge türü: Sicill-i Umûmî Defteri (1)Sahîfe 151 (2)Sicill-i Umûmî (3)Abdüşşekûr Efendi Kadirîhâne Dergâh-ı Şerîfi postnişîni Şerîf Ahmed Efendi’nin mahdûmudur (4)Bin iki yüz seksen altı sene-i Hicriyesinde ve 1285 sene-i mâliye, Dersaâdet’de tevellüd etmiştir (5)Mekâtib-i ibtidâiyede ve Feyziye mektebinde müretteb ulûm ve fünûnu tederrüs etmiştir Türkçe kitâbet eder (6)Bin üç yüz altı senesi şehr-i Recebü’l-ferdi gâyetinde ve 20 Mart sene 1305, yirmi yaşında iken mülâzemetle Meclis-i İdâre-i Emvâl-i Eytâm kalemine dâhil sene-i merkûme Zilkade’sinin on beşinde ve 1 Temmuz sene 1305 (7)erâmil ve eytâm-ı ilmiye sandığından altmış kuruş maâşa ve Zilhicce’sinin on altısında ve 1 Ağustos sene 1305, müstakrizât nemâ sandığından otuz kuruş zammıyla maaş-ı mezkûr doksan kuruşa (8)iblâğ edilip üç yüz sekiz senesi Muharrem’ül-harâmının yirmi sekizinde ve 1 Eylül sene 1306, mezbûr erâmil ve eytâm sandığından altmış kuruş zammıyla maâşı yüz elli kuruşa bi’t-terakkî ve tarih-i mezkûra (9)müstakrizât sandığından olan otuz kuruş maâşı erâmil ve eytâm-ı ilmiye sandığına nakil ile üç yüz dokuz senesi şehr-i Recebü’l-ferdinin on beşinde ve 1 Şubat sene 1307, başkaca (10)otuz kuruş tarîk maâşına nâil olup kalem maâşı şehr-i Şaban’ül-muazzamının on üçünde ve 1 Mart sene 1308, iki yüz kuruşa bâliğ olarak zikr olunan erâmil ve eytâm iâşe (11)sandığı yevmiye yevmiye kitâbetinde müstahdemdir (12)Uhdesine sene-i merkûme Rebiulahir’inin beşinde bâ-ibtidâ dâhil Bursa müderrisliği tevcîh buyurulmuştur (13)Erâmil ve eytâm-ı ilmiye sandığından maâş tahsîsi tarihiyle kemiyeti ve zamâim mikdâr ve tarihleri Meclis-i İdâre-i Emvâl-i Eytâmdan muhrec 10 Receb sene 1310 tarihli kayd sûretine tatbîk edilmiş (14)ve tarîk maâşı senediyle rütbe-i ilmiyesi rü’y ve nüfus tezkire-i Osmaniyesi şubece görüldüğü Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ sicill-i ahvâl şubesinin 13 Receb sene 1310 tarihli müzekkeresinde gösterilmiştir (15)Fî 23 Rebiulevvel sene 1314 ve fî 20 Ağustos sene 1312 (16)Mûmâ-ileyhe bin üç yüz on beş senesi Receb’inin yirmi sekizinde mahreç pâyesi tevcîh buyurulduğu Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ sicil şubesinin (17)5 Şaban sene 1315 tarihli tezkiresinde beyân olunmuştur (18)Mûmâ-ileyh bin üç yüz on iki senesi Cemaziyelahire’sinin on beşinde “1 Kanunuevvel sene 1310” ilmiye tekâüd sandığından muhassas yedi yüz kuruş maâşla (19)müstakrizât kitâbetine tayîn ve rütbesi bin üç yüz on üç senesi Rebiulahir’inin on üçünde hareket-i dâhile terfî edilip bin üç yüz on (20)dört senesi Rebiulevvel’inin on yedisinde “20 Ağustos sene 1312” maâşı yedi yüz elli kuruşa iblâğ ve rütbesi bin üç yüz on beş senesi Mart’ının yirmi (21)beşinde Sahn’a terfî edildiği Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ sicil şubesinin fî 26 Cemaziyelahir sene 1320 tarihli vukûât pusulasında gösterilmiştir (22)Mûmâ-ileyh bin üç yüz on yedi senesi Ramazan’ının yirmi üçünde dördüncü rütbeden Mecîdî nişân-ı zîşânı ihsân buyurulduğu ve bin üç yüz on sekiz senesi (23)Safer’inin on yedisinde “3 Haziran sene 1316” tahsîsât-ı âliyeden yüz elli kuruş tahsîsle maâşı dokuz yüz kuruşa iblâğ ve uhdesinde bulunan otuz sekiz (24)kuruş rü’y maâşı sene-i merkûme Ramazan’ının altısında “16 Kanunuevvel sene 1316” kat’ ve ref’ edilip sene-i merkûme Şevval’inin on sekizinde dördüncü rütbeden (25)nişân-ı âlî-i Osmanî ihsân buyurulduğu ve Anadolu Kazaskeri semâhatlû Hâşim Efendi hazretlerinden 17 Cemaziyelahir sene 1316 tarihinde ulûm-ı aliye ve âliye icâzetnâmesi (26)ahz eylediği mezkûr vukûât pusulasında gösterilmiştir (27)Mûmâ-ileyh icâzetnâme ahz eylediği sırada yani bin üç yüz on dokuz senesi Cemaziyelahire’sinin yirmi dördünde gümüş liyâkat madalyası ihsân buyurulduğu ve aliye (28)tekâüd sandığından muhassas maâş bin üç yüz yirmi bir senesi Safer’inin on altısında 1 Mayıs sene 1319 sekiz yüz kuruşa bâliğ olup sene-i merkûme Cemaziyelahire’sinin (29)yirmi ikisinde 1 Eylül sene 1319 müceddeden yüz elli iki kuruş tarîk maâşı tahsîs edilerek muhassasât-ı aliyyeden me’mûriyet maâşı bin üç yüz yirmi üç senesi (30)Zilkade’sinin on dokuzunda 1 Kanunusani sene 1321 yüz seksen sekiz kuruşa iblâğ edildiği Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ sicil şubesi müdîriyetinin 1 Kanunusani sene 1318 ve 19 Kanunuevvel sene 1322 tarihli tezkirelerinde gösterilmiştir.

Arif Emre GÜNDÜZ 01 Ocak
Konu resmiHüsn-i Hat Çalışmaları
Hüsn-i Hat Çalışmaları

Bu sayımızdan itibaren harf ve kelime çalışmalarına başlıyoruz. Silik harflerin üzerinden geçerken dikkatle yazmaya ve acele etmemeye çalışalım. Elinizin alışması ve yazınızın güzelleşmesi için bu dikkat ve sabır önemli olacaktır.

Mesut HIZARCI 01 Ocak
Konu resmiOsmanlıca Yazabiliyorum
Osmanlıca Yazabiliyorum

Dergiyi takip edenler, yazmanın da zevkine ulaşıyorlar. Her ay ilerlediğinizi sizler de fark ediyorsunuz. Her işte olduğu gibi, bu işte de bizzat kendimizin gayret göstermesi önemli olacaktır. Aşağıdaki metni Kur’an hattı ile yazınız. Aşağıdaki kelimeler hem konuyu anlamaya hem de yazmaya yardımcı olacaktır. Onun için dikkatle okumanız önemlidir. Yıkılasın İsrail Kadın, çocuk, genç, yaşlı demedenKurşunlar yağdırır can alır düşünmedenElbet senin de bir sonun olacak eminimGöreceğiz İnşallah Azrail’eCan vermeden...Yıkılasın İsrailEnkazını göreyimSana ülke diyeninYüzüne tüküreyim! Bunca zulüm yanınıza kârkalır mı sanırsınız?Ey Firavun'un çocuklarıkendinizi ne sanırsınız?Bu Ümmetin çocuklarıelbet uyanacak bir günİşte o zaman kaçacak yer ararsınız Necip fazıl              Ç  Ö  Z  Ü  M      ييقيلاسڭ اسرائيل قادين، چوجق، كنج، ياشلي ديمه دنقورشونلر ياغديرير جان آلير دوشونمدنالبت سنڭ ده  بر صوڭڭ اولاجق امينمكوره جگز ان شاء اللّٰه عزرائيله جان ويرمدن. . .ييقيلاسڭ اسرائيلانقاضڭى كوره يمسڭا ئولكه  ديينڭيوزينه  توكوره يم! بونجه  ظلم يانڭزه  كارقاليرمي صانيرسڭز؟اي فرعونڭ چوجقلريكنديڭزي نه  صانيرسڭز؟بو امّتڭ چوجقلريالبت اوياناجق بر كونايشته  او زمان قاچاجق ير آرارسڭز

Osmanlıca DERGİ 01 Ocak
Konu resmiSifr-i Sânîye Mensûb Olan Ebvâbın Bâb-ı Evveli Hazm Beyânındadır*
Osmanlı Tıbbından

İmdi, hazmın dört mertebesi vardır ki, (25a) her mertebe bir mevziʻde olur ve her bir mertebenin bir fazlası vardır ki, mevziʻ-i hazmın kuvvet-i dâfiʻası taşraya defʻ ider, bedeni zarardan defʻ içün. Mertebe-i ûlâ, miʻdededir, hukemâ dirler ki, hazmın ibtidâsı dehândandır. Zîrâ sath-ı dâhil-i dehân sath-ı dâhil-i miʻdeye muttasıl ve mülâsıkdır. Hemân ki gıdâ dehâna girüb mazğ etmeğe başlandı. Fi’l-cümle hazmın ibtidâsı hâsıl ve bu hazm intihâsına miʻdede baʻde zamân vâsıl olur. Gıdâ ki bu hazmla miʻdede münhazım ola, keşk-i sehīne müşâbih olur yaʻnî koyu tarhana gibi olur. Yûnânîler buna keylûs dirler. Bu hazmın fazlası emʻâ tarîkinden makʻada vâsıl olub hārice mündefiʻ olur. Mertebe-i sâniye, hazm kebedde olur. Hazm-ı evvel ile münhazım olub keylûs olan gıdânın latīfi miʻdeden mâsârîkā didikleri damarlara girüb mütecezzî olur. Ve mâsârîkā didikleri ince damarlardır ki bir tarafı nihâyet-i miʻdeye ve taraf-ı uhrâ mukaʻʻar-ı kebede aʻnî karaciğerin çukuru tarafına muttasıldır. Pes latīf keylûs mâsârîkādan kebede vâsıl olıcak kebedde tekrâr tabh olub ve nuzc bulub bir hazm dahi olur. Bu mertebeye Ehl-i Yûnân keymûs dirler. Bu mertebede ahlât-ı erbaʻa mütemeyyiz ve mütekevvin olur. Zîrâ eczâ-yı nâriyye-i latīfesi harâret ve yübs sebebi ile ihtirâka mâil olub kemâl-i hıffetinden ki nâriyyete lâzımdır, cümlenin üstüne çıkar. Ana safrâ dirler. Ve eczâ-i arziyye-i kesîfesidir ve zeyt gibidir, aşağa çöker, ana sevdâ dirler. Bu ikisinin mâbeyninde olan eğer nuzc-ı tâm bulduysa dem olur. Ve ger henüz nuzc bulmayub bir mikdâr hām kaldıysa ol balgam olur, nâ-puhte kalduğu cihetden.              Sadeleştirme            İKİNCİ SİFRE AİT BİRİNCİ BAB: HAZMI BEYAN EDER Sindirimin dört mertebesi vardır. Her sindirim aşaması bir organda olur ve her bir hazımda fazlalıklar vardır. Dafia kuvveti, bu fazlalıkları bedene zarar vermemesi için vücut dışına atar. Birinci sindirim aşaması midede olur. Hekimler, ilk hazmın ağızda başladığını söyler. Zira ağzın iç yüzeyi, midenin iç yüzeyine bitişiktir. Gıda ağza alınıp çiğnendiği zaman mideye geçer ve birinci hazım burada son bulur. Gıda midede sindirildiğinde sert arpa çorbası yani koyu tarhana kıvamını alır. Yunanlar buna keylûs derler (günümüzde buna kimüs denilir). İkinci sindirim aşaması karaciğerdedir. Önceki hazımda kıvam alan keylûsun yumuşak kısmı mâsârîkāya (karın iç zarı) girerek parçalara ayrılır. Mâsârîkā, bir tarafı mide kenarına, diğer tarafı ise karaciğerin çukur tarafına bitişik olan çok ince damarlardır. Ardından yumuşak kıvamlı keylûs, mâsârîkādan karaciğere geçerek burada tekrar pişer. İşte ikinci hazım budur. İkinci hazım sonrasında gıdanın aldığı forma Yunanlar keymûs derler. Ahlât-ı erbaa denilen dört sıvı, bu ikinci aşamada oluşur. Sindirimde sıcaklık ve kuruluktan dolayı yanmaya meyilli olan besin sıvısı hafifliğinden ötürü en üste çıkar. Buna safra denilir. Ağır olan sıvılar, zeytinyağı gibi dibe çöker, buna sevda denilir. Bu ikisinin arasında eğer besin tam piştiyse dem oluşur. Eğer tam pişmeyip ham kaldıysa bu da balgam olur. *(Kaynak: Emir Çelebi, Enmûzecüʼt-Tıbb, T-7043, 24b-25a)

H. Halit ATLI 01 Ocak
Konu resmiKitabe Okumaları
Kitâbe Okumaları

Yenikapı Mevlevihanesi Hamuşanı Hüve’l-BâkîE‘âzım-ı ricâl-i devlet-i ‘Aliye’denSâbıkan Darb-hâne-i ‘Âmire NâzırıMerhûm Ahmed Necîb EfendininHalîle-i muhteremeleri merhumeMağfurun-lehâ Hatice ‘Afîfe HanımınRuhiçün el-fatihaFi 28 Zilhicce Sene 1286 Hamuşan: Susmuş olanlar, sessizler, ölmüş olanlar.Darb-hâne: Para basılan yer; Osmanlı Devleti’nde para basan devlet kuruluşu.Mağfûrun-leha: Allah tarafından bağışlanmış, affa erişmiş olan, mağfur kadın kişi.E‘âzım: Büyükler, ulular, seçkin kimseler.Ricâl: Büyük mevkilerde bulunanlar, ileri gelen devlet adamları Yenikapı Mevlevihanesi Haziresi Hûİş bu dergâh-ı şerîfin meydancısıVe müdîr-i ‘umûru olub bin iki yüzSeksen dört senesiZi’l-ḳa‘de’sinin on dördüncüPazar-ertesi günü tekmîl-i enfâs-ıMa‘dûde ederek irtihâl-i dâr-ı bekâEtmiş olan el-merhûm ve el-mağfûrun-lehEs-Seyid Muhammed Sâlih dedeninruhiçün el-fâtihaFi 14 Zilkâde sene 1284 Hazire: Câmi, türbe ve tekke bahçelerinde etrâfı parmaklık veya duvarla çevrili mezarlıkmüdîr: Çekip çeviren, yöneten, idâre eden kimseenfâs: NefeslerMa‘dûde: belirli, belli, sınırlı, muayyen, sayısı belli olan, kaç tane olduğu bilinen, sayılmış, sayılı.İrtihâl: Göçme, göç etme, dünyâdan âhirete göçme, ölme.dâr-ı bekâ: Ahiret, Bekâ evi.İrtihâl-i dâr-ı bekā eylemek: Bekâ evine, âhirete göçmek, ölmek    

Ahmet Said KÜTGÜL 01 Ocak
Konu resmiMusavver Küçük Osmanlı
Bir Dergi Bir Yazı

Musavver Küçük Osmanlı,sene 1325 İlm-i ahlakın daire-i mütalaasında bulunan vazifeler, pek çok kısımlara ayrılıyor. Evvela nefsimize karşı birtakım vazifeler var ki onlara vazife-i nefsaniye derler. Bu da ikiye ayrılmıştır. 1- Ruhani vazifeler 2 - Cismani vazifeler Bundan ruhani olanları insanların en aziz duygularından neş'et eder. Cismani vazifelerimize gelince onlar hayatımızın muhafazasına nev’iyyetimizin bekasına aittir. Tarih Tarih nedir? Ta'rifat - Geçmiş zamanda zuhur eden vukuattan bahseden bir ilimdir. - Bu vukuat her şeye dair olabilir mi? - Hayır yalnız medeniyet aleminde yaşamış kavimlere milletlere aittir. - Tarih kaç kısımdır? - Tarih, tarih-i umumi, tarih-i hususi namlarıyla iki kısımdır. Hılkat-i âlem - Hılkat-i âlem ne demektir? - Cenab-ı Hak tarafından alemin yoktan yaratılması demektir. - Alem nasıl yaratılmıştır? - Cenab-ı Hak kendi kudretini, büyüklüğünü kullarına göstermek için yerleri, gökleri vesaire mevcudatı bundan altı bin sene evvel altı günü zarfında yaratmış, her birine pek güzel, pek mükemmel bir nizam ve tertip vaz’ etmiştir, demek oluyor ki yer, gök, ay, güneş mevcudat Allah'ın birliğine, kudretine birer şahittir. Zeyrek’de Şebsafa Mektebi 29 Hasan, 37 Şükrü, 10 İhsan efendiler Miras kalmış büyük sözler İnsaniyete başlıca borcumuz bıkmaksızın okumak, düşünmeksizin okutmaktır. İnsaniyetin başı namustur. Namus kâffe-i ahlak-ı hasenenin başı olup bir cevherpare-i kıymetdardır. Cahil, kendisinden hata zuhur eder de başkasına isnat ile onu zem eder. Bir ademin sözüne değil, gördüğü işe bakmalıdır. Hayat muhabbeti olmasa idi, dünya mamur olmazdı. Beşerde ihtiyaç bulunmasa idi çalışmak da olmazdı. Benim bulunmadığım yerde beni dövsünler. Hayat güzeldir. Hayrullah Benim on iki evladım var. Her evladımın otuz kızı var hafidelerimin bazılarının çehresi beyaz bazılarınınki ise siyahtır. Her gün vefat ederler ve her zaman da sağdırlar. Doğru halledenlerden birinciye beş kartpostal, beşinciye kadar da birer kartpostal ihda edilecektir.

Zafer ŞIK 01 Ocak
Konu resmiMescid-i Aksa (Kudüs)
Seyyah

مسجد اقصی (قدس) مسلمانلرڭ ايلك قبله سي، كوزده سي مبارك مسجد، فلسطينڭ باش كنتي قدسڭ طوغوسنده كي اسكي شهر بولگه سنده ، طاپيناقلر تپه سي اولارق بيلينن آلانده  ير آلير. قرآن كريمده  المسجد الاقصی اسميله  ذكر ايديلير و چوره سنڭ مبارك قيلينديغي بليرتيلير. عربجه ده  ”اقصی“، اوزاق آڭلامنده در و معبدڭ مكّه يه  اولان اوزاقلغندن طولايي بو اسم ويريلمشدر. روايته  كوره  حضرت سليمان دونمنده  بو آلانه  بر معبد ياپيلير. چوق صوڭره  امويلر دونمنده  خليفه  عبدولملك بورايه  جامع انشا ايتديرير. كچن سوره لرده  چشيتلي سببلردن طولايي خسار آلان، آيريجه  خاچلي سفرلري صيره سنده  ده  ضرر كورن ياپي، ابو المظفّر ”غالب كلنلرڭ باباسي“ اولان صلاح الدین ايّوبي طرفندن بيوك أولچوده  تعمير كورور. ياپي، عثمانلي زماننده  ده  چشيتلي تعميراتلر كورمش، صوڭ اولارق ١٩٢٤-١٩٢٧ ييللرنده  بو اوڭاريملر معمار كمالالدين بگ طرفندن كرچكلشديريلمشدر. محراب أوڭي طيش جبهه سنده  عثمانلي چينيلري موجوددر. برچوق كوزل حادثه لره  مظهر اولمقله  برلكده ، حضرت پيغمبر (ص ع و) ڭ اسرا و معراج اولاينڭ كرچكلشديگي يردر. نيته كيم قرآن كريمده  اسرا سوره سنڭ ايلك آيتنده  ”بر قسم آيتلريمزي كنديسنه  كوسترمك ايچون، قولني بر كيجه  مسجد حرامدن، چوره سني بركتلنديرديگمز مسجد اقصايه  كوتورن اللّٰه يوجه در. كرچكدن او، ايشيتن كورندر.“ بويوريلارق مسجد اقصانڭ قدسيتنه  اشارت ايديلمكده در. رسول  اللّه (ص ع و) بر حديث شريفلرنده : ”اگر اورايه  كيده مز و ايچنده  نماز قيلامازسه ڭز قنديللرينه  ياقيلمق أوزره  اورايه  زيتون ياغي كوندرڭ“ بويورمشدر. بوراده  زيتون ياغي بر سمبولدر. بونڭله  قصد ايديلن، بورايه  توحيد بايراغنڭ ديكيلمسي صورتيله  او مكانڭ كرچك كيملگنه  قاووشديرولماسيدر. ربّمز، تيز زمانده  كرچك كيملگنه  قاووشديرمه يي اسلام عالمنه  نصيب ايله سين. Müslümanların ilk kıblesi, gözdesi mübarek Mescid, Filistin’in başkenti Kudüs'ün doğusundaki Eski Şehir bölgesinde, Tapınaklar Tepesi olarak bilinen alanda yer alır. Kur’ân-ı Kerîm’de el-Mescidü’l-Aksâ ismiyle zikredilir ve çevresinin mübarek kılındığı belirtilir. Arapçada “aksâ”, uzak anlamındadır ve mabedin Mekke’ye olan uzaklığından dolayı bu isim verilmiştir. Rivayete göre Hz. Süleyman döneminde bu alana bir mabed yapılır. Çok sonra Emeviler döneminde Halife Abdülmelik buraya cami inşa ettirir. Geçen sürelerde çeşitli sebeplerden dolayı hasar alan, ayrıca Haçlı seferleri sırasında da zarar gören yapı, Ebu’l-Muzaffer “galip gelenlerin babası” olan Selahaddin Eyyubi tarafından büyük ölçüde tamir görür. Yapı, Osmanlı zamanında da çeşitli tamiratlar görmüş, son olarak 1924-1927 yıllarında bu onarımlar Mimar Kemalettin Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. Mihrap önü dış cephesinde Osmanlı çinileri mevcuttur. Birçok güzel hadiselere mazhar olmakla birlikte, Hz. Peygamber (sav)’in İsra ve Mirac olayının gerçekleştiği yerdir. Nitekim Ku’ran-ı Kerim’de İsra Suresi’nin ilk ayetinde “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah yücedir. Gerçekten O, işiten görendir.” Buyurularak Mescid-i Aksa’nın kudsiyetine işaret edilmektedir. Resulullah (sav) bir hadis-i şeriflerinde: “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerine yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin” buyurmuştur. Burada zeytinyağı bir semboldür. Bununla kastedilen, buraya tevhid bayrağının dikilmesi suretiyle o mekânın gerçek kimliğine kavuşturulmasıdır. Rabbimiz, tez zamanda gerçek kimliğine kavuşturmayı İslam alemine nasip eylesin.

H. Merve BARUTÇU 01 Ocak
Konu resmiTarihten Notlar
Tarihten Notlar

احمد خاني احمد خاني ١٦٥٠ ييلنده  حكارينڭ چوقورجه  ايلچه سنه  باغلي خان كوينده  طوغدي، ١٧٠٧’ده  طوغو بايزيدده  وفات ايتدي. احمد خاني ايلك اگيتيمنى باباسي شيخ الياسدن آلدي. طوغو آناطولي، ايران، ايراق، سوريه  و مصرده  مختلف مدرسه لرده  اگيتيم حياتنه  دوام ايتدي. بايزيدده كي مراديه  مدرسه سنده  مدرّسلك ياپدي. كردجه ، عربجه ، فارسجه  و عثمانلي تركجه سني بو ديللرده  اثر يازاجق درجه ده  ايي بيلن احمد خانينڭ اڭ بيلينن اثري ”مم و زين“ آدلي مثنويسيدر. احمد خانينڭ چوجقلر ايچون يازديغي ”نوبهار بچوقان“ آدلي كتابي چوجق ادبياتي آلاننده  أوڭملي بر اثردر. احمد خاني، اسحق پاشا سراينڭ تمل آتمه  تورننده  بولونمش و دعا ايتمشدر. بايزيدده  مراديه  جامعنده  اماملق و بايزيد بگي مير محمّدڭ ديوان كاتبلگي كورَونده  ده  بولونمشدر. Ahmed-i Hani Ahmed-i Hanî 1650 yılında Hakkâri’nin Çukurca ilçesine bağlı Han köyünde doğdu, 1707’de Doğubayazıt’ta vefat etti. Ahmed-i Hanî ilk eğitimini babası Şeyh İlyas’tan aldı. Doğu Anadolu, İran, Irak, Suriye ve Mısır’da muhtelif medreselerde eğitim hayatına devam etti. Beyazıt’taki Muradiye medresesinde müderrislik yaptı. Kürtçe, Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesini bu dillerde eser yazacak derecede iyi bilen Ahmed-i Hanî’nin en bilinen eseri Mem û Zîn adlı mesnevisidir. Ahmed-i Hanî’nin çocuklar için yazdığı “Nûbihara Biçukan” adlı kitabı çocuk edebiyatı alanında önemli bir eserdir. Ahmed-i Hanî, İshakpaşa Sarayı’nın temel atma töreninde bulunmuş ve dua etmiştir. Beyazıt’ta Muradiye Camii’nde imamlık ve Beyazıt Beyi Mir Muhammed’in divan kâtipliği görevinde de bulunmuştur. اسماعيل حقّي طوپراق ١٨٨٠ ييلنده  سيواسده  طوغمشدر. آناطوليده  ياشايان و ارشاد وظيفه سي ياپان صوڭ أوڭملي متصوّفلردن بريسيدر. نقشبندي طريقتنڭ خالديه  قولنه  باغليدر. دده لري اصلاً بخاراليدر. آتالري، كعبه  أورتوسي خدمتيله  مشغول اولدقلرندن طولايي احرامجيزا ده لر دييه  بيلينيرلر. زماننده  سيواسده  ياشايان عرب شيخ و مور علي بابايه  اوزون ييللر خدمت ايتدكدن صوڭره  طوقاته  كيدرك مصطفي خاكي افندي يه  انتساب ايتمشدر. مصطفي خاكي افندينڭ ئولومندن صوڭره  سيواسلي مصطفي تقي افندي يه  انتساب ايتمشدر. ١٩٢٥ ييلنده  مصطفي تقي افندينڭ وفاتي أوزرينه  ارشاد وظيفه سني دور آلمشدر. معنوي ارشاد وظيفه سيله  برابر حقّه  و خلقه  خدمت عشقيله  مادي اعمار وظيفه لرنده  ده  أوڭجيلك ايتمشدر. باقيمسزلقدن ييقيلان سيواس اولو جامعنڭ تعميري و عبادته  آچيلمسيله  برلكده ، برچوق جامعڭ يڭيدن احيا و انشاسنه ، سيواس امام خطيب ليسه سنڭ آچيلمه سنه  أوڭجيلك ايتمشدر. برچوق چشمه  و كوپرونڭ ياپيلمه سنده  ده  امگي بولونمقده در. ١٩٦٩ ييلنده  وفات ادينجه  اولو جامع آوليسنه  دفن ايديلمشدر. برچوق شعري بولونان، حكمتلي سوزلري ياييلان اسماعيل حقّي حضرتلرينڭ ”ياره  يادكار“ آدلي ١٩١ بيتلك بر مولدي ده  بولونمقده در. İsmail Hakkı Toprak 1880 yılında Sivas’ta doğmuştur. Anadolu’da yaşayan ve irşat vazifesi yapan son önemli mutasavvıflardan birisidir. Nakşibendî tarikatının Halidiyye koluna bağlıdır. Dedeleri aslen Buharalıdır. Ataları, Kâbe örtüsü hizmetiyle meşgul olduklarından dolayı İhramcızadeler diye bilinirler. Zamanında Sivas’ta yaşayan Arap Şeyh ve Mur Ali Baba’ya uzun yıllar hizmet ettikten sonra Tokat’a giderek Mustafa Hâkî Efendi’ye intisap etmiştir. Mustafa Hâkî Efendi’nin ölümünden sonra Sivaslı Mustafa Takî Efendi’ye intisap etmiştir. 1925 yılında Mustafa Takî Efendi’nin vefatı üzerine irşat vazifesini devralmıştır. Manevî irşat vazifesiyle beraber Hakk’a ve halka hizmet aşkıyla maddi imar vazifelerinde de öncülük etmiştir. Bakımsızlıktan yıkılan Sivas Ulu Cami’nin tamiri ve ibadete açılmasıyla birlikte, birçok caminin yeniden ihya ve inşasına, Sivas İmam Hatip Lisesinin açılmasına öncülük etmiştir. Birçok çeşme ve köprünün yapılmasında da emeği bulunmaktadır. 1969 yılında vefat edince Ulu Cami avlusuna defnedilmiştir. Birçok şiiri bulunan, hikmetli sözleri yayılan İsmail Hakkı Hazretlerinin “Yâre Yâdigâr” adlı 191 beyitlik bir mevlidi de bulunmaktadır. قونور آلب عثمان غازينڭ ياقين سلاح آرقداشلرندندر. ساقاريه  جوارنده  فتح حركتلرنده  ير آلدي. قونورآلب ايلچه سي اونڭ آدينى طاشير. ايلك دونم عثمانلي تاريخ كتابلرنده  آدي كچن قونور آلب حقّنده  چوق دتايلي بيلكي بولونمامقده در. عاشق پاشازاده ، نشري، خواجه  سعدالدّين، ابن كمال و ادريس بتليسينڭ يازديغي تاريخ كتابلرنده  آدي كچمكده در. عثمان غازي، ١٣٠٠ ييلنده  طوغو روما ايله  مجادله يه  كيريشنجه ، ياڭنده ؛ قونور آلب، آقچه  قوجه ، صامسه  چاوش، آيقوت آلب، عبدالرّحمن غازي، طورغود آلب، حسن آلب و كوسه  محال كبي سلاح آرقداشلري بولونويوردي. اورخان غازي اداره يي النه  آلديغنده  باباسنڭ سلاح آرقداشلرينه  حرمت كوستره رك اونلرله  چاليشمه يه  دوام ايتدي. قره دڭزه  طوغري ساقاريه ، بولي طرفلرينڭ فتحنده  قونور آلب اتكين رول آلدي. قونور آلب؛ آق يازي، مودورني و صوڭره دن كندي آدي ايله  آڭيلان قونورآلب ايلچه سي و جوارينى فتح ايتدي. غازي عبدالرّحمنله  برلكده  آيدوسڭ فتحنده  كورَو آلدي. بروسه نڭ فتحنده  بيوك قهرمانلقلر كوستردي و عين ييل وفات ايتدي. Konur Alp Osman Gazi’nin yakın silah arkadaşlarındandır. Sakarya civarında fetih hareketlerinde yer aldı. Konuralp ilçesi onun adını taşır. İlk dönem Osmanlı Tarih kitaplarında adı geçen Konur Alp hakkında çok detaylı bilgi bulunmamaktadır. Aşıkpaşazade, Neşri, Hoca Sadettin, ibn-i Kemal ve İdris-i Bitlisî’nin yazdığı tarih kitaplarında adı geçmektedir. Osman Gazi, 1300 yılında Doğu Roma ile mücadeleye girişince, yanında; Konur Alp, Akça Koca, Samsa Çavuş, Aykut Alp, Abdurrahman Gazi, Turgut Alp, Hasan Alp ve Köse Mihal gibi silah arkadaşları bulunuyordu. Orhan Gazi idareyi eline aldığında babasının silah arkadaşlarına hürmet göstererek onlarla çalışmaya devam etti. Karadeniz’e doğru Sakarya, Bolu taraflarının fethinde Konur Alp etkin rol aldı. Konur Alp; Akyazı, Mudurnu ve sonradan kendi adı ile anılan Konuralp ilçesi ve civarını fethetti. Gazi Abdurrahman’la birlikte Aydos’un fethinde görev aldı. Bursa’nın fethinde büyük kahramanlıklar gösterdi ve aynı yıl vefat etti. جلال الدّين خوارزم شاه جلال الدّين خوارزم شاه، خوارزمشاهلر دولتنڭ  صوڭ حكمداريدر. باباسي خوارزمشاه علاالدين محمّددر. اصل آدي منكوبرتيدر. جلال الدّين ايسه  قهرمانلغندن طولايي كنديسنه  ويريلن لقبدر. مغوللره  قارشي ويرديگي مجادله  ايله  نام صالمش بيوك بر اسلام قهرمانيدر. جسارتي دشمانلري طرفندن ده  تصديق ايديلن جلال الدّين ايچون جنكيز خانڭ، ”كاشكه  بنم اوغلم اولسه يدي“ ديديگي روايت ايديلير. بديع الزمان حضرتلري ايسه  لمعه لر آدلي اثرنده  اونڭله  ايلكيلي شو روايته  ير ويرمشدر: مشهوردركه ، بر زمان اسلام قهرمانلرندن و جنكيزڭ اوردوسني متعدّد دفعه  مغلوب ايدن جلال الدّين خوارزمشاه حربه  كيدركن، وزراسي و اتباعي اوڭا ديمشلر: ”سن مظفّر اولاجقسڭ. جناب حق سني غالب ايده جك.“ او ديمش: ”بن اللّٰهڭ امريله ، جهاد يولنده  حركت ايتمه يه  وظيفه دارم. جناب حقّڭ وظيفه سنه  قاريشمام. مظفّر ايتمك ويا مغلوب ايتمك اونڭ وظيفه سيدر.“ ايشته  او ذات بو سر تسليميتي آڭلامه سيله ، خارقه  بر صورتده  چوق دفعه  مظفّر اولمشدر. Celaleddin Harzemşah Celaleddin Harzemşah, Harezmşahlar Devleti’nin son hükümdarıdır. Babası Harezmşah Alaaddin Muhammed’dir. Asıl adı Mengübertî’dir. Celaleddin ise kahramanlığından dolayı kendisine verilen lakaptır. Moğollara karşı verdiği mücadele ile nam salmış büyük bir İslam kahramanıdır. Cesareti düşmanları tarafından da tasdik edilen Celaleddin için Cengiz Han’ın, “Keşke benim oğlum olsaydı” dediği rivayet edilir. Bediüzzaman Hazretleri ise Lemalar adlı eserinde onunla ilgili şu rivayete yer vermiştir: Meşhurdur ki, bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddit defa mağlûp eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâı ona demişler: “Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek.” O demiş: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir.” İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.

Murat DARICIK 01 Ocak
Konu resmiBulmaca
Bulmaca

Aşağıdaki suallerin cevaplarını kutulara yazıyla yerleştirin. Daire içine denk gelen harfleri sırasıyla en alta yazın ve şifreyi bulun!                  Ç  Ö  Z  Ü  M     

Osmanlıca DERGİ 01 Ocak