Konu resmiİnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın
Baş Muharrir

انسانی یاشاتكە دولت یاشاسین دركیمزڭ بو آیكی صحیفەلری آراسندە طولاشیركن، ایلك باقیشدە بربرندن اوزاق كبی كورونن مسئلەلرڭ اصلندە عین روح و عین مدنیت تصوّرندە برلشدیگنی كورەجكسڭز. صوقاقدە صاحبسز قالان چوجقلرە صاحب چیقان اصلاحخانەلردن علمیە صنفنڭ انشا ایتدیگی علم آڭلایشنە؛ معلّمە كوستریلن حرمتدن بیلكینڭ بركتنە، شاعر نابينڭ حكمتلە یوغرولمش دوشونجە دنیاسندن انسان یتیشدیرمە مسئلەسنە قدر هر یازی بزی اورتاق بر حقیقتە كوتورویور: بر طوپلومڭ یوكسلیشی، آنجق انساننی یتیشدیرەبیلدیگی أولچودە ممكندر. چونكە انساننی اهمال ایدن بر مدنیتڭ قوروملری نه قدر كوچلی دە اولسە زمانلە روحنی غائب ایتمەیە محكوم اولور. شیخ ادەبالی نە دیمشدی: ”انسانی یاشاتكە دولت یاشاسین.“ زیرا انسانی آیاغە قالدیرمایان هیچ بر سیستم، اوزون مدّت آیاقدە قالاماز.عثمانلی آرشیولرندەكی دركی یە آلدیغمز ارادە تذكرەلری دە بو حقیقتی بتون آچیقلغیلە اورتەیە قویویور. دولتڭ مسئلەسی یالڭزجە ادارە ایتمك دگلدر؛ انسانی آیاغە قالدیرمق، اوڭا استقامت قزاندیرمق و جمعیت ایچندە فائدەلی بر یرە طاشیمقدر. بر یتیمە صنعت أوگرتمك، بر كنجە مسلك قزاندیرمق، بر طلبەنڭ قلبنە ادب و حكمت نقش ایتمك... بونلرڭ هر بری، مدنیتڭ اصلی عنصری اولان انسانی انشا ایتمە غیرتنڭ آیریلماز پارچەلریدر.بوكونڭ دنیاسندە بلكە دە اڭ بویوك قریز، بیلكینڭ آرتمەسنە رغمًا انسانڭ حكمتدن اوزاقلاشمسیدر. هر كون صاییسز بیلكی یە معروض قالییور، بویوك بر معلومات آقیشی ایچندە یاشییورز؛ فقط حقیقتە اولاشمقدە زورلانییورز. بو سببلە بز دە بو صاییدە یالڭزجە كچمشە دونوب نوستالژیك بر یولجیلق یاپمەیی دگل، كوكلی مدنیت بریكیممزڭ بوكونە ناصل بر استقامت صوندیغنی برلكدە دوشونمەیی آرزولادق. تمنّیمز اودركە هر سطر، اوقویوجیسنی یالڭزجە بیلكیلە دگل؛ فكرلە، وجدانلە و قديم حكمتلە بولوشدیرسون. نیجە صاییلردە عین حقیقت اقلیمندە یڭیدن بولوشمق امیدیلە...محبّت و حرمتلریمزلە.Dergimizin bu ayki sayfaları arasında dolaşırken, ilk bakışta birbirinden uzak gibi görünen meselelerin aslında aynı ruh ve aynı medeniyet tasavvurunda birleştiğini göreceksiniz. Sokakta sahipsiz kalan çocuklara sahip çıkan Islâhhânelerden ilmiye sınıfının inşa ettiği ilim anlayışına; muallime gösterilen hürmetten bilginin bereketine, Şair Nâbî’nin hikmetle yoğrulmuş düşünce dünyasından insan yetiştirme meselesine kadar her yazı bizi ortak bir hakikate götürüyor: Bir toplumun yükselişi, ancak insanını yetiştirebildiği ölçüde mümkündür. Çünkü insanını ihmal eden bir medeniyetin kurumları en kadar güçlü de olsa zamanla ruhunu kaybetmeye mahkûm olur. Şeyh Edebali ne demişti: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Zira insanı ayağa kaldırmayan hiçbir sistem, uzun müddet ayakta kalamaz.Osmanlı arşivlerindeki dergiye aldığımız irade tezkereleri de bu hakikati bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Devletin meselesi yalnızca idare etmek değildir; insanı ayağa kaldırmak, ona istikamet kazandırmak ve cemiyet içinde faydalı bir yere taşımaktır. Bir yetime sanat öğretmek, bir gence meslek kazandırmak, bir talebenin kalbine edep ve hikmet nakşetmek… Bunların her biri, medeniyetin asli unsuru olan insanı inşa etme gayretinin ayrılmaz parçalarıdır.Bugünün dünyasında belki de en büyük kriz, bilginin artmasına rağmen insanın hikmetten uzaklaşmasıdır. Her gün sayısız bilgiye maruz kalıyor, büyük bir malumat akışı içinde yaşıyoruz; fakat hakikate ulaşmakta zorlanıyoruz. Bu sebeple biz de bu sayıda yalnızca geçmişe dönüp nostaljik bir yolculuk yapmayı değil, köklü medeniyet birikimimizin bugüne nasıl bir istikamet sunduğunu birlikte düşünmeyi arzuladık. Temennimiz odur ki her satır, okuyucusunu yalnızca bilgiyle değil; fikirle, vicdanla ve kadim hikmetle buluştursun. Nice sayılarda aynı hakikat ikliminde yeniden buluşmak ümidiyle…Muhabbet ve hürmetlerimizle.

Metin UÇAR 01 Haziran 2026
Konu resmiEdeb Bir Tâc İmiş Nûr-ı Hûdâ’dan...
Poster

Osmanlıca DERGİ 01 Haziran 2026
Konu resmiBilginin Bereketi Öğretmene Hürmettedir
Okuma Metinleri

عثمانلی مدنیتنی عصرلرجه  آیاقده  طوتان اصل كوچ، ساده جه  عسكری دهاسی دگل، علمه  و علم اهلنه  دویدیغی درین حرمتدی. بو آڭلایشڭ تملنده ، قرآنِ كریمڭ “اوقو!” امریله  باشلایان و علمی مؤمنڭ ییتیك مالی صایان اسلامی روح یاتییوردی. عثمانلی ایچون اگیتیم، ساده جه  بیلكی آقتاریمی دگل؛ كیشینڭ “كندینی بیله رك ربّنی بیلمسی” یولنده  بر تكامل سورجیدی.بو سورچده  أوگرتمنلك، مسلك طانیمنڭ چوق أوته سنده ، عرفان طاشییان مقدّس بر امانت اولارق كورولدی. مدرسه لرڭ قاپیسندن كیرن طلبه  ایچون ایلك درس، بیلكینڭ قورو بر معلومات اولمقدن چیقوب قراقتری انشا ایتمه سیدی. بو یوزدن “الّا ادب، الّا ادب...” دستوری، اگیتیمڭ مركزینه  یرلشدیریلدی. چونكه  ادبله  تاجلانمایان علمڭ انسانی ساده جه  كبره  سوروكله یه جگی و “بر درهم علمڭ بیڭ درهم ادبه  محتاج اولدیغی” بیلینیردی.عثمانلیده كی “عالمه  حرمت” كولتوری، اڭ یوكسك تمثیلنی بالذّات پادشاهلرڭ طورلرنده  بولمشدر. فاتح سلطان محمد، خواجه سی آق شمس الدینڭ حضورینه  كیردیگنده ، جهان ایمپاراطوری اولمه سنه  رغمًا خواجه سنڭ یرندن قالقمامسنی “علمڭ عزّتی” اولارق كورمش، كندیسی ایسه  خواجه سی اوطه یه  كیردیگنده  غیر اختیاری آیاغه  قالقارق علمڭ سلطانلقدن أوستون اولدیغنی كوسترمشدر. عین شكلده  یاووز سلطان سلیمڭ، خواجه سی كمال پاشازاده نڭ آتندن صیچرایان چاموری قفتاننده  بر “شرف نشانه سی” اولارق كوروب، او قفتانڭ وفاتندن صوڭره  صندوقه سنڭ أوزرینه  أورتولمه سنی وصیت ایتمه سی، بو مدنیتڭ أوگرتمنه  باقیشنی أوزتله ین اڭ صارصیجی أورنكدر.بو آڭلایش یالڭزجه  سرای چوره سنده  دگل، طوپلومڭ تمامنده  حسّ ایدیلییوردی. عثمانلی فتوا لیتراتوری، بر عالمه  ویا اوقویانه  حقارت ایتمه یی، ساده جه  اخلاقی بر عیب دگل؛ اینانچ و نكاح تازه له مه یی كركدیره جك قدر آغیر بر معنوی جرم اولارق نیته لندیرمشدر. بو حقوقی حسّاسیت، علمڭ طوپلوم ایچنده كی اعتبارینی هر دائم دیری طوتمشدر.خلقڭ دیلنه  یرلشن “عثمانلی افندیسی” ویا “عثمانلی خانم افندیسی” تعبیرلری، اصلنده  بو اگیتیم و ادب سوزكجندن كچمش انسانڭ قالیته سنی تمثیل ایدر. عائله لر چوجقلرینی خواجه لره  تسلیم ایدركن ساده جه  “عالم” اولمه لرینی دگل، “انسان” اولمه لرینی هدفلرلردی.بوكون اگیتیمده  یاشانان تمل طیقانیقلقلرڭ یانی صیره ، اوقوللریمزده  شاهد اولدیغمز و یوركلریمزی صیزلاتان شدّت اولایلری، بو قديم آڭلایشدن نه  قدر اوزاقلاشدیغمزڭ آجی بر كوستركه سیدر. أوگرتمنه  ال قالدیرمه نڭ، حتّی جاننه  قصد ایتمه نڭ عقللره  دخی كلمدیگی بر مدنیت میراثندن؛ اوقوللرڭ كوگنلك قایغیسیله  آڭیلدیغی بر نقطه یه  كلمش اولمه مز، ساده جه  بیلكی آقتاریمنه  اوداقلانوب “ادب” حلقه سنی قوپاردیغمزی كوسترن أوزوجی طابلولردر.بیلكی یه  هر یردن اولاشیلان بو دیژیتال چاغده  اكسیك اولان شی معلومات دگل؛ بیلكینڭ بركتنی و انسانی طوقوسنی صاغلایان او درین حرمتدر. اونوتماملی یزكه ؛ أوگرتمنڭ جان كوگنلگنڭ و حیثیتنڭ صارصیلدیغی یرده ، بیلكینڭ ده  ایشیغی سونر. ادب غائب اولدیغنده  علم قورو بر یوك حالنه  كلیر. بوندندركه  اڭ برنجی أوگرتمنمز حضرتِ محمّد (ص ع و)، “بن آنجق كوزل اخلاقی تماملامق ایچون كوندریلدم” بویورمشدر.Osmanlı medeniyetini asırlarca ayakta tutan asıl güç, sadece askeri dehası değil, ilme ve ilim ehline duyduğu derin hürmetti. Bu anlayışın temelinde, Kur’an-ı Kerim’in “Oku!” emriyle başlayan ve ilmi müminin yitik malı sayan İslami ruh yatıyordu. Osmanlı için eğitim, sadece bilgi aktarımı değil; kişinin “kendini bilerek Rabbini bilmesi” yolunda bir tekâmül süreciydi.Bu süreçte öğretmenlik, meslek tanımının çok ötesinde, irfan taşıyan mukaddes bir emanet olarak görüldü. Medreselerin kapısından giren talebe için ilk ders, bilginin kuru bir malumat olmaktan çıkıp karakteri inşa etmesiydi. Bu yüzden “İllâ edeb, illâ edeb...” düsturu, eğitimin merkezine yerleştirildi. Çünkü edeple taçlanmayan ilmin insanı sadece kibre sürükleyeceği ve “bir dirhem ilmin bin dirhem edebe muhtaç olduğu” bilinirdi.Osmanlı’daki “âlime hürmet” kültürü, en yüksek temsilini bizzat padişahların tavırlarında bulmuştur. Fatih Sultan Mehmed, hocası Akşemseddin’in huzuruna girdiğinde, cihan imparatoru olmasına rağmen hocasının yerinden kalkmamasını “ilmin izzeti” olarak görmüş, kendisi ise hocası odaya girdiğinde gayriihtiyari ayağa kalkarak ilmin sultanlıktan üstün olduğunu göstermiştir. Aynı şekilde Yavuz Sultan Selim’in, hocası Kemalpaşazâde’nin atından sıçrayan çamuru kaftanında bir “şeref nişanesi” olarak görüp, o kaftanın vefatından sonra sandukasının üzerine örtülmesini vasiyet etmesi, bu medeniyetin öğretmene bakışını özetleyen en sarsıcı örnektir.Bu anlayış yalnızca saray çevresinde değil, toplumun tamamında hissediliyordu. Osmanlı fetva literatürü, bir âlime veya okuyana hakaret etmeyi, sadece ahlaki bir ayıp değil; inanç ve nikah tazelemeyi gerektirecek kadar ağır bir manevi cürüm olarak nitelendirmiştir. Bu hukuki hassasiyet, ilmin toplum içindeki itibarını her daim diri tutmuştur.Halkın diline yerleşen “Osmanlı efendisi” veya “Osmanlı hanımefendisi” tabirleri, aslında bu eğitim ve edep süzgecinden geçmiş insanın kalitesini temsil eder. Aileler çocuklarını hocalara teslim ederken sadece “alim” olmalarını değil, “insan” olmalarını hedeflerlerdi.Bugün eğitimde yaşanan temel tıkanıklıkların yanı sıra, okullarımızda şahit olduğumuz ve yüreklerimizi sızlatan şiddet olayları, bu kadim anlayıştan ne kadar uzaklaştığımızın acı bir göstergesidir. Öğretmene el kaldırmanın, hatta canına kastetmenin akıllara dahi gelmediği bir medeniyet mirasından; okulların güvenlik kaygısıyla anıldığı bir noktaya gelmiş olmamız, sadece bilgi aktarımına odaklanıp “edep” halkasını kopardığımızı gösteren üzücü tablolardır.Bilgiye her yerden ulaşılan bu dijital çağda eksik olan şey malumat değil; bilginin bereketini ve insani dokusunu sağlayan o derin hürmettir. Unutmamalıyız ki; öğretmenin can güvenliğinin ve haysiyetinin sarsıldığı yerde, bilginin de ışığı söner. Edeb kaybolduğunda ilim kuru bir yük haline gelir. Bundandır ki en birinci öğretmenimiz Hazret-i Muhammed (sav), “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.

Osmanlıca DERGİ 01 Haziran 2026
Konu resmiŞair Nâbî’ye Göre İlim ve Hikmet*
Okuma Metinleri

خیریه ده  نابی، علمی یالڭزجه  مدرسه ده  أوگرنیلن بیلكیلر اولارق دگل، انسانی حقیقته  اولاشدیران بویوك بر حیات دیسیپلینی اولارق اله  آلیر. اوڭا كوره  انسانی دگرلی قیلان شی مالی، مقامی ویا شهرتی دگل؛ علمله  قازاندیغی درینلكدر. بو یوزدن اوغلنه  یاپدیغی نصیحتلرڭ مركزینه  علمی یرلشدیریر. فقط بو علم قورو بر ازبر یاخود كوستریش آراجی دگلدر؛ انسانی اللّٰهه  یاقلاشدیران، اخلاقنی كوزللشدیرن و جهالتڭ قراڭلغندن قورتاران بر نوردر.نابي یه  كوره  علم ایله  غیرت بربرندن آیریلماز. انسان چالیشمادن علمه  اولاشاماز. بو یوزدن علم و سعیڭ صاییسی بردر دییه رك امك ایله  بیلكینڭ عین حقیقتڭ ایكی یوزی اولدیغنی سویلر. اوڭا كوره  كیجه  كوندوز علمه  چالیشمق كركیر. چونكه  علم أوگرنمه ین انسان، ساده جه  ییيوب ایچن بر وارلغه  دونوشور؛ حقیقی انسانلق مقامنه  یوكسله مز. بو یاقلاشیم، عثمانلی عرفان دنیاسنده  علمڭ نه دن بویله سنه  بویوك بر قیمت كوردیگنی ده  كوستریر.شاعر، علمی اللّٰهڭ صفتلرندن بری اولارق كورور. بو یوزدن علم صیره دن بر مزیت دگل، مقدس بر امانتدر. پیغمبر افندیمزڭ بشیكدن مزاره  قدر علم طلب ایدیڭز توصیه سنی خاطرلاتیر؛ حتّی چینده  بیله  اولسه  علمڭ آرانمسی كركدیگنی سویله ین روایتله ، أوگرنمه نڭ صینیر طانیمایان بر آراییش اولدیغنی افاده  ایدر. انسانڭ عمری بوینجه  أوگرنمه یه  دوام ایتمه سی كركدیگنی سویلركن اصلنده  انسانڭ دائما اكسیك و دائما محتاج اولدیغنی خاطرلاتیر.نابي نڭ اڭ دقّت چكیجی یوڭلرندن بری، علمی ساده جه  ظاهری بیلكی اولارق كورمه مسیدر. اوڭا كوره  علملرڭ قابوغنده  قالمق یترلی دگلدر؛ انسان معنانڭ أوزینه  اینمه یه  چالیشملیدر. بونڭ ایچون دڭز قییسنده  اویالانان دگل، اینجی بولمق ایچون درینلره  طالان انسان اولمق كركیر. ظاهردن باطنه  كچه مه ین بیلكی اكسیك قالاجقدر. بو یوزدن قورو طارتیشمه لرله ، كوستریش ایچون یاپیلان مناقشه لرله  وقت كچیریلمه سنی ایسته مز. علم انسانی كبرلی دگل، حكمت صاحبی یاپملیدر.جهالت قونوسنده  ایسه  اولدقجه  سرتدر. اوڭا كوره  جهالت انسان ایچون بر اوتانچدر؛ حتّی بر چشیت معنوی أولومدر. ”حق، جهله  أولوم؛ علمه  حیات دیدی“ افاده سیله  بونی آچیقجه  اورته یه  قویار. انسان مقام صاحبی اولابیلیر، ثروت الده  ایده بیلیر؛ فقط جاهل قالدیغنده  كرچك آڭلامده  یوكسله مز. چونكه  عزّتڭ قایناغی علمدر. جهالت ایسه  انسانی قراڭلغه ، ذلّته  و چیقمازلره  سوروكلر.بتون بو نصیحتلرڭ صوڭنده  نابينڭ اورته یه  قویدیغی آڭلایش شودر: علم، انسانی یالڭزجه  دنیاده  كوچلی قیلمق ایچون دگل؛ حقیقتی طانیمه سی، كندیسنی بیلمسی و ربّنه  یوڭلمسی ایچون كركلیدر. بو یوزدن علم، اخلاقله  برلشملی؛ انسانی مناقشه یه  دگل حكمته ، كوستریشه  دگل قوللغه  كوتورملیدر. خیریه ده كی بو بولوم، یالڭزجه  بر نصیحت متنی دگل؛ عثمانلینڭ علم آڭلایشنی، انسان تصوّرینی و حكمت مركزلی اگیتیم دوشونجه سنی یانسیتان كوچلی بر مدنیت متنیدر.Hayriyye’de Nâbî, ilmi yalnızca medresede öğrenilen bilgiler olarak değil, insanı hakikate ulaştıran büyük bir hayat disiplini olarak ele alır. Ona göre insanı değerli kılan şey malı, makamı veya şöhreti değil; ilimle kazandığı derinliktir. Bu yüzden oğluna yaptığı nasihatlerin merkezine ilmi yerleştirir. Fakat bu ilim kuru bir ezber yahut gösteriş aracı değildir; insanı Allah’a yaklaştıran, ahlâkını güzelleştiren ve cehaletin karanlığından kurtaran bir nurdur.Nâbî’ye göre ilim ile gayret birbirinden ayrılmaz. İnsan çalışmadan ilme ulaşamaz. Bu yüzden “ilim ve sa‘yin sayısı birdir” diyerek emek ile bilginin aynı hakikatin iki yüzü olduğunu söyler. Ona göre gece gündüz ilme çalışmak gerekir. Çünkü ilim öğrenmeyen insan, sadece yiyip içen bir varlığa dönüşür; hakiki insanlık makamına yükselemez. Bu yaklaşım, Osmanlı irfan dünyasında ilmin neden böylesine büyük bir kıymet gördüğünü de gösterir.Şair, ilmi Allah’ın sıfatlarından biri olarak görür. Bu yüzden ilim sıradan bir meziyet değil, mukaddes bir emanettir. Peygamber Efendimizin “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz” tavsiyesini hatırlatır; hatta Çin’de bile olsa ilmin aranması gerektiğini söyleyen rivayetle, öğrenmenin sınır tanımayan bir arayış olduğunu ifade eder. İnsanın ömrü boyunca öğrenmeye devam etmesi gerektiğini söylerken aslında insanın daima eksik ve daima muhtaç olduğunu hatırlatır.Nâbî’nin en dikkat çekici yönlerinden biri, ilmi sadece zahirî bilgi olarak görmemesidir. Ona göre ilimlerin kabuğunda kalmak yeterli değildir; insan mananın özüne inmeye çalışmalıdır. Bunun için deniz kıyısında oyalanan değil, inci bulmak için derinlere dalan insan olmak gerekir. Zahirden batına geçemeyen bilgi eksik kalacaktır. Bu yüzden kuru tartışmalarla, gösteriş için yapılan münakaşalarla vakit geçirilmesini istemez. İlim insanı kibirli değil, hikmet sahibi yapmalıdır.Cehalet konusunda ise oldukça serttir. Ona göre cehalet insan için bir utançtır; hatta bir çeşit manevî ölümdür. “Hak, cehle ölüm; ilme hayat dedi” ifadesiyle bunu açıkça ortaya koyar. İnsan makam sahibi olabilir, servet elde edebilir; fakat cahil kaldığında gerçek anlamda yükselemez. Çünkü izzetin kaynağı ilimdir. Cehalet ise insanı karanlığa, zillete ve çıkmazlara sürükler.Bütün bu nasihatlerin sonunda Nâbî’nin ortaya koyduğu anlayış şudur: İlim, insanı yalnızca dünyada güçlü kılmak için değil; hakikati tanıması, kendisini bilmesi ve Rabbine yönelmesi için gereklidir. Bu yüzden ilim, ahlâkla birleşmeli; insanı münakaşaya değil hikmete, gösterişe değil kulluğa götürmelidir. Hayriyye’deki bu bölüm, yalnızca bir nasihat metni değil; Osmanlı’nın ilim anlayışını, insan tasavvurunu ve hikmet merkezli eğitim düşüncesini yansıtan güçlü bir medeniyet metnidir.* Mahmut Kaplan, Nabi, Hayriyye, Matlab-ı Dâniş-i Envaʻ-ı ʻUlûm bölümünden istifadeyle, Ankara 2019

Osmanlıca DERGİ 01 Haziran 2026
Konu resmiİstanbul’un Fethinden Alınacak Dersler
Okuma Metinleri

هدفه  كلیدلنمكاستانبولڭ فتحی، بر شهرڭ آلینیشیندن چوق داها فضله سیدر؛ عصرلر بوینجه  جانلی طوتولان بویوك بر ایده آلڭ كرچكلشمسیدر. زیرا بو ایده آلڭ مركزنده  حضرت پیغمبرڭ شو مژده سی واردی: ”قسطنطینیه  البت فتح ایدیله جكدر. اونی فتح ایدن قوماندان نه  كوزل قوماندان، اونی فتح ایدن عسكر نه  كوزل عسكردر.“بو حدیثِ شریف، یوز ییللر بوینجه  مسلمان طوپلوملرڭ ذهننده  بویوك بر هدفه  دونوشدی. نیجه  حكمدار استانبولی قوشاتدی؛ فقط بو مژده یه  مظهر اولمق فاتح سلطان محمده  نصیب اولدی.فاتح، چوجقلق ییللرندن اعتبارًا بو هدفڭ روحیله  یتیشدی. آلدیغی اگیتیم، علم آدملریله  قوردیغی باغ و فكری قابلیتی اونی یالڭزجه  بر حكمدار دگل، فتح فكرینڭ طاشییجیسی حالنه  كتیردی. قوشاتمه  اوزایوب سورلر دیرندكجه ، عثمانلی اوردوسنی آیاقده  طوتان شی ساده جه  عسكری كوچ دگل؛ قلبلرنده  طاشیدقلری اینانچ و یوكسك هدف دویغوسیدی.خلیجی قپاتان زنجیرلر قارشیسنده  كمیلرڭ قره دن یوروتولمسی قراری ده  بو قرارلیلغڭ اڭ چارپیجی أورنگیدی. هركسڭ چیقماز كوردیگی یرده  یڭی بر یول آچیلمش، امكانسز دینیلن شی اراده  و ستراتژیله  آشیلمشدی.ستراتژیك دهاكمیلرڭ قره دن یوروتولمسی، یالڭزجه  جسور بر حمله  دگل؛ بیلكی، تكنیك و تاریخ تجربه سنڭ برلشدیگی بویوك بر ستراتژی أورنگیدی. فاتح سلطان محمد، كچمشده  اویغولانان یوڭتملری اینجه له مش؛ بونلری كندی دونمنڭ مهندسلك آڭلایشیله  كلیشدیره رك دیوآسا بر لوژیستيك اوپه راسیونه  دونوشدیرمشدی.یاغلانمش كوتوكلر، ماقاره  سیستملری و تیتیزلكله  پلانلانان كذركاه سایه سنده  عثمانلی كمیلری بر كیجه  ایچنده  خلیجه  ایندیریلدی. صباح اولدیغنده  بیزانس ایچون ساده جه  عسكری دگل، پسیقولوژیك بر ییقیم باشلامشدی. چونكه  قارشیلرنده  یالڭزجه  كوچلی بر اوردو دگل؛ دوشونن، چوزوم أورتن و شرطلری آشابیلن بر اراده  واردی.بیلكینڭ كوجی و یڭیلكفتحی ممكن قیلان اڭ أونملی عنصرلردن بری ده  دونمڭ اڭ ایلری تكنولوژیلرندن صاییلان شاهی طوپلریدی. مجار عربانڭ تكنیك بیلكیسی ایله  عثمانلی مهندسلگنڭ برلشمسی صوڭوجی اورته یه  چیقان بو طوپلر، عصرڭ عسكری دنكه لرینی دگیشدیره جك كوجه  صاحبدی.فاتحڭ فرقی، یالڭزجه  كوچلی بر اوردو قورمه سنده  دگل؛ چاغڭ بیلكیسنی تعقیب ایدوب اونی ستراتژیك بر آوانتاژه  دونوشدیرمه سنده یدی. استانبولڭ فتحی، علمله  دستكلنمه ین كوجڭ قالیجی اولامایاجغنی كوسترن تاریخی أونملی بر أورنكدر.بوكون توركیه نڭ صاوونمه  صنایعنده  آتدیغی آدیملر ده  بڭزر بر آراییشڭ دوامی كبیدر؛ تاریخ حافظه سیله  كله جگی بولوشدیرمه  چابه سنڭ ده  سیمكه لریدر. چونكه  چاغلر دگیشسه  ده  حقیقت دگیشمییور: بیلكی یی أورتنلر، كله جگی شكللندیرییور.برلشدیریجی كوچ، اتّحاد و امّت شعوریاستانبولڭ فتحی، امّت شعورینڭ اورتاق بر هدف اطرافنده  ناصل برلشه بیلدیگنڭ ده  كوچلی بر أورنگیدر. آناطولیدن بالقانلره  اوزانان كنیش جغرافیه نڭ انسانلری عین سنجاق آلتنده  بولوشمش، فرقلی ملّتلر اورتاق بر ایده آل اوغرينه  یان یانه  صاواشمشدر.بو برلكده لگڭ تملنده  ساده جه  عسكری دیسیپلین دگل؛ كوچلی بر عائدیت و معنویات واردی. فتح دوشونجه سی، دولت هدفندن أوته  امّتڭ اورتاق أولكوسنه  دونوشمش؛ استانبوله  یوروین اوردو كندیسنی بویوك بر دعوانڭ پارچه سی اولارق كورمشدی.فاتح سلطان محمدڭ باشاریسی ده  بوراده  اورته یه  چیقییوردی. او، فرقلی عنصرلری اورتاق بر هدف و عدالت آڭلایشی اطرافنده  بر آرایه  كتیرمه یی باشارمشدی. بو یوزدن چشیتلیلك آیریلغه  دگل، كوجه  دونوشویوردی.معنویات و شوقفتحڭ كورونمه ین اما اڭ كوچلی طرفلرندن بری ده  اوردونڭ طاشیدیغی یوكسك معنویاتدی. آق شمس الدین حضرتلری كبی معنوی أوڭدرلر عسكرڭ قوۀ  معنویه سنی دیری طوتویور، فتح دوشونجه سنی درین روح اقلیمیله  بسلییوردی. قوشاتمه  كیجه لرینده  یوكسلن تكبیرلر، قرآن تلاوتلری و دعالر، اوردونڭ پسیقولوژیك دیرنجنی كوچلندیرییوردی.استانبولڭ فتحی بو یوڭیله ؛ هدف، بیلكی، ستراتژی و معنویاتڭ برلشدیگنده  تاریخڭ آقیشنی دگیشدیره بیله جگنی كوسترن بویوك بر مدنیت أورنگی اولارق حالا انسانلغه  قونوشمه یه  دوام ایدییور.پكی بز؟...بوكون استانبولڭ فتحنه  ساده جه  كچمشده  قزانیلمش بویوك بر ظفر اولارق باقارسه ق، اونی اكسیك آڭلامش اولورز. چونكه  فتح، اصلنده  هر چاغڭ انساننه  یوڭلتیلمش بویوك بر صورودر: هدفمز وارمی؟ بیلكی أورتمك ایچون چالیشییورمی یز؟ زور آنلرده  برلك اولابیلییورمی یز؟ مادی كوجمز قدر معنویاتمزی ده  آیاقده  طوتابیلییورمی یز؟فاتحی فرقلی قیلان شی یالڭزجه  كنچ یاشده  بر شهری فتح ایتمسی دگلدی. او، چاغنی اوقویابیلن، علمه  یاتیریم یاپان، امّت شعورینی دیری طوتان و امكانسز كورونن انكللر قارشوسنده  یڭی یوللر آچابیلن بر اراده نڭ تمثیلجیسیدی. بو یوزدن استانبولڭ فتحی، ساده جه  سورلرڭ آشیلمسی دگل؛ ذهنده كی صینیرلرڭ ده  ییقیلمسیدر.بوكون بزم أوڭمزده  ده  فرقلی سورلر وار. جهالت، طاغینیقلق، هدفسزلك، أورتیمسزلك و بربرندن قوپمش بر حیات آڭلایشی... اگر فتح روحندن كرچكدن بر درس چیقاراجقسه ق، كچمشله  أوگونمه نڭ أوته سنه  كچوب او روحی یڭیدن آڭلایابیلملی یز. چونكه  بر مدنیت، آنجق هدف صاحبی كنچلرله ، بیلكی أورتن قوروملرله ، برلك دویغوسنی غائب ایتمه ین طوپلوملرله  و معنویاتنی قورویابیلن انسانلرله  آیاغه  قالقابیلیر.Hedefe Kilitlenmekİstanbul’un Fethi, bir şehrin alınışından çok daha fazlasıdır; asırlar boyunca canlı tutulan büyük bir idealin gerçekleşmesidir. Zira bu idealin merkezinde ise Hz. Peygamber’in şu müjdesi vardı: “Konstantiniyye elbet fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”Bu hadis-i şerif, yüzyıllar boyunca Müslüman toplumların zihninde büyük bir hedefe dönüştü. Nice hükümdar İstanbul’u kuşattı; fakat bu müjdeye mazhar olmak Fatih Sultan Mehmed’e nasip oldu.Fatih, çocukluk yıllarından itibaren bu hedefin ruhuyla yetişti. Aldığı eğitim, ilim adamlarıyla kurduğu bağ ve fikri kabiliyeti onu yalnızca bir hükümdar değil, fetih fikrinin taşıyıcısı hâline getirdi. Kuşatma uzayıp surlar direndikçe, Osmanlı ordusunu ayakta tutan şey sadece askerî güç değil; kalplerinde taşıdıkları inanç ve yüksek hedef duygusuydu.Haliç’i kapatan zincirler karşısında gemilerin karadan yürütülmesi kararı da bu kararlılığın en çarpıcı örneğiydi. Herkesin çıkmaz gördüğü yerde yeni bir yol açılmış, imkânsız denilen şey irade ve stratejiyle aşılmıştı.Stratejik DehaGemilerin karadan yürütülmesi, yalnızca cesur bir hamle değil; bilgi, teknik ve tarih tecrübesinin birleştiği büyük bir strateji örneğiydi. Fatih Sultan Mehmed, geçmişte uygulanan yöntemleri incelemiş; bunları kendi döneminin mühendislik anlayışıyla geliştirerek devasa bir lojistik operasyona dönüştürmüştü.Yağlanmış kütükler, makara sistemleri ve titizlikle planlanan güzergâh sayesinde Osmanlı gemileri bir gece içinde Haliç’e indirildi. Sabah olduğunda Bizans için sadece askerî değil, psikolojik bir yıkım başlamıştı. Çünkü karşılarında yalnızca güçlü bir ordu değil; düşünen, çözüm üreten ve şartları aşabilen bir irade vardı.Bilginin Gücü ve YenilikFethi mümkün kılan en önemli unsurlardan biri de dönemin en ileri teknolojilerinden sayılan Şahi toplarıydı. Macar Urban’ın teknik bilgisi ile Osmanlı mühendisliğinin birleşmesi sonucu ortaya çıkan bu toplar, asrın askerî dengelerini değiştirecek güce sahipti.Fatih’in farkı, yalnızca güçlü bir ordu kurmasında değil; çağın bilgisini takip edip onu stratejik bir avantaja dönüştürmesindeydi. İstanbul’un fethi, ilimle desteklenmeyen gücün kalıcı olamayacağını gösteren tarihî önemli bir örnektir.Bugün Türkiye’nin savunma sanayisinde attığı adımlar da benzer bir arayışın devamı gibidir; tarih hafızasıyla geleceği buluşturma çabasının da simgeleridir. Çünkü çağlar değişse de hakikat değişmiyor: Bilgiyi üretenler, geleceği şekillendiriyor.Birleştirici Güç, İttihad ve Ümmet Şuuruİstanbul’un fethi, ümmet şuurunun ortak bir hedef etrafında nasıl birleşebildiğinin de güçlü bir örneğidir. Anadolu’dan Balkanlara uzanan geniş coğrafyanın insanları aynı sancak altında buluşmuş, farklı milletler ortak bir ideal uğruna yan yana savaşmıştır.Bu birlikteliğin temelinde sadece askerî disiplin değil; güçlü bir aidiyet ve maneviyat vardı. Fetih düşüncesi, devlet hedefinden öte ümmetin ortak ülküsüne dönüşmüş; İstanbul’a yürüyen ordu kendisini büyük bir davanın parçası olarak görmüştü.Fatih Sultan Mehmed’in başarısı da burada ortaya çıkıyordu. O, farklı unsurları ortak bir hedef ve adalet anlayışı etrafında bir araya getirmeyi başarmıştı. Bu yüzden çeşitlilik ayrılığa değil, güce dönüşüyordu.Maneviyat ve ŞevkFethin görünmeyen ama en güçlü taraflarından biri de ordunun taşıdığı yüksek maneviyattı. Akşemseddin Hazretleri gibi manevî önderler askerin kuvve-i maneviyesini diri tutuyor, fetih düşüncesini derin ruh iklimiyle besliyordu. Kuşatma gecelerinde yükselen tekbirler, Kur’an tilavetleri ve dualar, ordunun psikolojik direncini güçlendiriyordu.İstanbul’un fethi bu yönüyle; hedef, bilgi, strateji ve maneviyatın birleştiğinde tarihin akışını değiştirebileceğini gösteren büyük bir medeniyet örneği olarak hâlâ insanlığa konuşmaya devam ediyor.Peki Biz?..Bugün İstanbul’un fethine sadece geçmişte kazanılmış büyük bir zafer olarak bakarsak, onu eksik anlamış oluruz. Çünkü fetih, aslında her çağın insanına yöneltilmiş büyük bir sorudur: Hedefimiz var mı? Bilgi üretmek için çalışıyor muyuz? Zor anlarda birlik olabiliyor muyuz? Maddî gücümüz kadar maneviyatımızı da ayakta tutabiliyor muyuz?Fatih’i farklı kılan şey yalnızca genç yaşta bir şehri fethetmesi değildi. O, çağını okuyabilen, ilme yatırım yapan, ümmet şuurunu diri tutan ve imkânsız görünen engeller karşısında yeni yollar açabilen bir iradenin temsilcisiydi. Bu yüzden İstanbul’un fethi, sadece surların aşılması değil; zihindeki sınırların da yıkılmasıdır.Bugün bizim önümüzde de farklı surlar var. Cehalet, dağınıklık, hedefsizlik, üretimsizlik ve birbirinden kopmuş bir hayat anlayışı… Eğer fetih ruhundan gerçekten bir ders çıkaracaksak, geçmişle övünmenin ötesine geçip o ruhu yeniden anlayabilmeliyiz. Çünkü bir medeniyet, ancak hedef sahibi gençlerle, bilgi üreten kurumlarla, birlik duygusunu kaybetmeyen toplumlarla ve maneviyatını koruyabilen insanlarla ayağa kalkabilir.

Osmanlıca DERGİ 01 Haziran 2026
Konu resmiOsmanlı’nın Ruhunu Besleyen Damar: İlmiye Sınıfı
Okuma Metinleri

عثمانلی دولتی ديننجه  عقله  همن أوچ قطعه ده  آت قوشدیران اوردولر كلسه  ده  اصلنده  دولتی عصرلرجه  آیاقده  طوتان اصل اومورغه ، عسكری كوچدن زیاده  عدالت و علمله  أورولمش معظّم یاپیدر. ایشته  بو یاپينڭ معماری علمیه  صنفیدی. سیفیه  دولتی قورویان قیلیچ، قلمیه  ایشله ین چرخ ایسه ؛ علمیه  بو دولتڭ عقلی، وجدانی و حقوقیدی.بو صنفه  داخل اولمق أویله  هر یگیدڭ خرجی دگلدی. مدرسه  قاپیسندن كیرن بر كنچ، ییللر سوره جك دیسیپلینلی بر اگیتیم و سوزكچدن كچردی. چونكه  عثمانلیده  علم ساده جه  كتاب ازبرله مك دگل، صوروملیلق یوكلنمك، طوروش صاحبی اولمقدی. ”اجازت“ دیدیگمز دیپلومه ، بوكونكیندن فضله  اولارق، اصلنده  او كیشینڭ قراقترینه  و بیلكیسنه  وورولمش بر دولت مهریدی. تشكیلاتڭ ذروه سی و ساحه ده كی كوجیعلمیه  پیرامیدینڭ اڭ تپه سنده  شیخ الاسلام اوتوروردی. دولتڭ اڭ قریتیك قرارلرنده  صوڭ سوزی او سویلر؛ آلینان قرارڭ ساده جه  سیاسی بر ترجیح دگل، عین زمانده  شریعتڭ حكمنه  و اسلام حقوقنه  اویغون اولدیغنی بلكه له ین فتوایی ویرردی. بو فتوا، آلینان قراری شخصی وجدانلرڭ أوته سنده ، طوپلومڭ اورتاق اینانچ و حقوق زمیننده  مشروع قیلارق دولته  معنوی بر طوقونولمازلق صاغلاردی. همن آلتنده  ایسه  اگیتیم و عدالتڭ كنل قورمای باشقانلری دییه بیله جگمز قاضیعسكرلر واردی. اونلر، قاضی و مدرّسلرڭ تعیینندن صوروملی، عدالت سیستمنڭ یوروتوجیلریدی.اما خلقڭ ایچنده ، چارشیده ، پازارده  علمیه نڭ اصل یوزی قاضیلردی. بر شهرڭ ”عثمانلی“ اولمسی، اورایه  بر قاضینڭ آتانمسیله  تسجیللنیردی. قاضی ساده جه  دعوالره  باقماز؛ بوكونڭ بلدیه  باشقانی، نوتری و دڭتجیسی كبی هر ایشه  قوشاردی. وقفلری دڭتلر، فیئاتلری قونترول ایدر، خلقڭ دردلرینی پادشاهه  قدر اولاشدیرردی.اگیتیمڭ قلبی: مدرّسلركله جگی انشا ایدنلر ایسه  مدرّسلردی. مدرسه لرده  ساده جه  فقه، تفسیر كبی دینی علملر دگل؛ آصترونومی، ماتماتیك و منطق ده  اوموز اوموزه  اوقوتولوردی. بو دنكه ، عثمانلی علم حیاتنی او دونم دنیاده  پارماقله  كوستریلن بر سویه یه  طاشيمشدی. أوگرنجیلر، علم عشقیله  سمرقانتدن قاهره یه  یول قات ایدر، هر طوراقدن یڭی بر فكر طوپلارلردی.علم كیدرسه  عدالت ده  كیدرطبیعی هر سیستم كبی بو معظّم یاپی ده  زمانله  یاره لر آلدی. ”عالمڭ اوغلی عالمدر“ كبی لیاقتی أولدیرن آڭلایشلر و التماس سیستمه  صیزنجه ، علمیه  صنفنڭ صارصیلماز اعتباری ده  ضعیفلامه یه  باشلادی. پك چوق متفكّرڭ ده  دیدیگی كبی؛ علم ضعیفلاینجه  عدالت، عدالت ضعیفلاینجه  ده  دولت صارصیلدی.بوكون عثمانلی علمیه  تشكیلاتنه باقدیغمزده  كوردیگمز شی، ساده جه  توزلی رافلرده كی بییوغرافیلر دگلدر. كوردیگمز؛ علمی، اخلاقی و عدالتی مركزه  آلمدقجه  بر دولتڭ اوزون سوره  نفس آلامایاجغی كرچگیدر. عثمانلینڭ اصل سری؛ قیلیجڭ فتح ایتدیگی طوپراقلری، شرع شریفڭ عدالتی و عقلڭ رهبرلگیله  وطن قیلابیلمش اولمه سنده  صاقلیدی. دولت، قبا قوتڭ بیتدیگی یرده  علمڭ اوتوریته سنی باشلاتارق قدرتنی قالیجی بر مدنیته  دونوشدیردی.Osmanlı Devleti denince akla hemen üç kıtada at koşturan ordular gelse de aslında devleti asırlarca ayakta tutan asıl omurga, askerî güçten ziyade adalet ve ilimle örülmüş muazzam yapıdır. İşte bu yapının mimarı ilmiye sınıfıydı. Seyfiye devleti koruyan kılıç, Kalemiye işleyen çark ise; İlmiye bu devletin aklı, vicdanı ve hukukuydu.Bu sınıfa dahil olmak öyle her yiğidin harcı değildi. Medrese kapısından giren bir genç, yıllar sürecek disiplinli bir eğitim ve süzgeçten geçerdi. Çünkü Osmanlı’da ilim sadece kitap ezberlemek değil, sorumluluk yüklenmek, duruş sahibi olmaktı. “İcazet” dediğimiz diploma, bugünkünden fazla olarak, aslında o kişinin karakterine ve bilgisine vurulmuş bir devlet mührüydü. Teşkilatın Zirvesi ve Sahadaki Gücüİlmiye piramidinin en tepesinde Şeyhülislam otururdu. Devletin en kritik kararlarında son sözü o söyler; alınan kararın sadece siyasi bir tercih değil, aynı zamanda Şeriatın hükmüne ve İslam hukukuna uygun olduğunu belgeleyen fetvayı verirdi. Bu fetva, alınan kararı şahsi vicdanların ötesinde, toplumun ortak inanç ve hukuk zemininde meşru kılarak devlete manevi bir dokunulmazlık sağlardı. Hemen altında ise eğitim ve adaletin genel kurmay başkanları diyebileceğimiz Kazaskerler vardı. Onlar, kadı ve müderrislerin tayininden sorumlu, adalet sisteminin yürütücüleriydi.Ama halkın içinde, çarşıda, pazarda ilmiyenin asıl yüzü Kadılardı. Bir şehrin “Osmanlı” olması, oraya bir kadının atanmasıyla tescillenirdi. Kadı sadece davalara bakmaz; bugünün belediye başkanı, noteri ve denetçisi gibi her işe koşardı. Vakıfları denetler, fiyatları kontrol eder, halkın dertlerini padişaha kadar ulaştırırdı.Eğitimin Kalbi: MüderrislerGeleceği inşa edenler ise Müderrislerdi. Medreselerde sadece fıkıh, tefsir gibi dini ilimler değil; astronomi, matematik ve mantık da omuz omuza okutulurdu. Bu denge, Osmanlı ilim hayatını o dönem dünyada parmakla gösterilen bir seviyeye taşımıştı. Öğrenciler, ilim aşkıyla Semerkant’tan Kahire’ye yol kat eder, her duraktan yeni bir fikir toplarlardı.İlim Giderse Adalet de GiderTabii her sistem gibi bu muazzam yapı da zamanla yaralar aldı. “Âlimin oğlu âlimdir” gibi liyakati öldüren anlayışlar ve iltimas sisteme sızınca, ilmiye sınıfının sarsılmaz itibarı da zayıflamaya başladı. Pek çok mütefekkirin de dediği gibi; ilim zayıflayınca adalet, adalet zayıflayınca da devlet sarsıldı.Bugün Osmanlı İlmiye Teşki­la­tı’na baktığımızda gördüğümüz şey, sadece tozlu raflardaki biyografiler değildir. Gördüğümüz; ilmi, ahlâkı ve adaleti merkeze almadıkça bir devletin uzun süre nefes alamayacağı gerçeğidir. Osmanlı’nın asıl sırrı; kılıcın fethettiği toprakları, şer-i şerifin adaleti ve aklın rehberliğiyle vatan kılabilmiş olmasında saklıydı. Devlet, kaba kuvvetin bittiği yerde ilmin otoritesini başlatarak kudretini kalıcı bir medeniyete dönüştürdü.

Osmanlıca DERGİ 01 Haziran 2026
Konu resmiTarîk-i Fakr
Beyt-i Berceste

(عجزی و خوفی كندیلرینه شفاعتجی یاپمشلر.) دیگر علاج ایسه ، شكر و قناعت ایله طلب و دعا؛ و رزّاقِ رحیمڭ رحمتنه اعتماددر. أویله می؟ اوت، بتون یر یوزینی بر سفرۀ نعمت ایدن؛ و بهار موسمنی بر چیچك دسته سی یاپان و او سفره نڭ یاننه قویان و أوستنه سرپن بر جوّادِ كریمڭ مسافرینه ، فقر و احتیاج ناصل الیم و آغیر اولابیلیر؟ بلكه فقر و احتیاجی خوش بر اشتها صورتنی آلیر. اشتها كبی فقرڭ تزییدینه چالیشیر. آنڭ ایچوندركه ، كامل انسانلر فقر ایله فخر ایتمشلر. صاقین یاڭلیش آڭلاما! اللّٰهه قارشی فقرینی حسّ ایدوب یالوارمق دیمكدر. یوقسه فقرینی حلقه كوستروب دیلنجیلك وضعیتنی آلمق دیمك دگلدر.(Aczi ve havfı kendilerine şefâatçi yapmışlar.) Diğer ilaç ise, şükür ve kanâat ile taleb ve duâ; ve Rezzâk-ı Rahîm’in rahmetine i‘timâddır. Öyle mi? Evet, bütün yeryüzünü bir sofra-i ni‘met eden; ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevvâd-ı Kerîm’in misafirine, fakr ve ihtiyaç nasıl elîm ve ağır olabilir? Belki fakr ve ihtiyacı hoş bir iştihâ sûretini alır. İştihâ gibi fakrın tezyîdine çalışır. Anın içindir ki, kâmil insanlar fakr ile fahr etmişler. Sakın yanlış anlama! Allah’a karşı fakrını hissedip yalvarmak demektir. Yoksa fakrını halka gösterip dilencilik vaz‘iyetini almak demek değildir. (Sözler, s. 17)1. Beyitمعرفت كوكل شهری مقام دلبر فقری (قصری*) بحری كركدر بحری بو معرفت ایچندە Ma’rifet gönül şehri makâm-ı dilber fakrı (kasrı*)Bahrî gerekdür bahrî bu ma’rifet içinde Yûnus (5)*Ma’rifet: Gönül şehri; Fakr: Gönül şehrinin kasrı, en güzel makamı; Bahrî: Arif olan, gönül şehrinde marifetle dolan.**: Yûnus (4)Bahrî: Göl/deniz ördeğine denir ki vatanı olan suya dalıp çıkmakta mahirdir.Gönül: (fa.) Tecelligâh-ı ilahi2. Beyitعرصۀ فقر ایچره خاك اولدقجه جسم اهل دلذره سندن صد هزاران پادشاه ایلر ظهورArsa-i fakr içre hâk oldukca cism-i ehl-i dilZerresinden sad-hezârân pâdişâh eyler zuhurYenişehirli Avni (6)*Sen fakr arsası içerisinde fani cismini bir parça toprak eyleye gör. Bak (gönül pencerenden) nasıl da o toprağın her zerresinden (tevhid dersiyle) yüzbinler kez padişah zahir olacak. Görüldüğü vakit Allah’ı hatırlatanın tecelli sırrı olsa gerek.3. Beyitفقر ملكی تحت عالم تركی افسردر بكاشكر للّه دولت باقی میسّردر بكاFakr mülki taht-ı âlem terki efserdir banaŞükr lillâh devlet-i bâkî müyesserdir banaFuzuli (2)*Mülkse fakr mülkü: Ne güzel taht… Terkse âlem terki: Ne güzel tâc… Ma-hasal: Her şeye nazarda bekadan tecelli, ne büyük saadet ne kolay nasib. Allah’a şükürler olsun! (Binlerle olsun, nimet ziyadeleşşin!)*Efser: (fa.) Taç4. Beyitاختیار فقر ایدن دركاه وایوان استمززاد غمدن اوزكه هركز كندویه نان استمزİhtiyâr-ı fakr iden dergâh u eyvân istemezZâd-ı gamdan özge hergiz kendüye nân istemezMuhibbi (3)*İhtiyarını fakra mı kullandın, başkalara el açmazsın uzlet köşende izzetle yaşarsın. Riyazetinde bir gam azığı bulursun ki dünya açlığına meyyal ekmek endişesi hiçbir vakit ârız olmaz. *Eyvân: (fa.) KöşkZâd: Azık, rızıkHergiz: (fa.) Kat’iyyen, asla5. Beyitالفقری فحری الفقر فحریدیمديمی اول عالمه فخریفحرینی ذكر ایت فحرنی ذكر ایتمحو فناده بولدی بو كوكلمEl-fakrî fahrî el-fakr fahriDemedi mi ol âlem fahriFahrını zikret fahrnı zikretMahv fenâda buldu bu gönlümHacı Bayram-ı Veli (9)*Fakr ile fahrın en güzeli: الفقرفخری nebevi hitabında. Âlemlerin fahrinin fahrinde. Gönül daha neyi bulsun? Bu âleme hitab olunan fahri kendinde gördü sünnet üzere fahriyle “fahirlendi”. (Hiçlik mesleğinin Üstadının (ks.) zikrindeki) “Mahv bilgisi” de bu fenâ dersinden fasıl değil midir? *Tefahhur: Fahirlenme 6. Beyitسلطنتده اولدی خلقك فخری اولكندوزینه فخر قلدی فقري اولSaltanatda oldı halkun fahrı olKendözine fahr kıldı fakrı olAhmedi (7)*Fakr içinde Fahr-i Kâinat Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz nasıl âlî bir mertebe, nasıl büyük bir makamı gösteriyor. Düşünmeli… Ondan nişane var.     7. Beyitضعیفم صبره یوقدر اقتدارمغریببم یرده كوكده یوق قرارمبیورمشدر نبی الفقر فخرینوله فقرایله اولسه افتخارمفنا بولدی سوای حق هداییخدادن غیری یوق برداخی وارمZa’îfim sabra yokdur iktidârımGarîbim yerde gökde yok karârımBuyurmuşdur Nebî el-fakru fahrîN’ola fakr ile olsa iftihârımFenâ buldu sivâ-yı Hak HüdâyîHudâ’dan gayrı yok bir dahi varımHüdayi (8)*Bekâ görür Hüdâyî fazla kalmaz/Fenâ meskende kendin zâra salmaz //Varub sünnet yolundan sırr-ı fakra/Bin elmâs buldu gönle şîşe almaz// Nazar ettik bir ân tarîk-i fakra/Gör irfân ehli onsuz vâsıl olmaz*Sivâ: Başka, gayriKaynakça1. BEDİÜZZAMÂN, Saîd Nursî, (2009), Sözler, İstanbul: Altınbaşak Neşriyât2. Divan-ı Fuzuli, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Yazma Bağışlar, No: 09048 (v. 59A)3. Divan-ı Muhibbi, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Ayasofya, No: 03970 (v. 62B)4. Divan-ı Yûnus Emre, Milli Kütüphane, Yazmalar, No: 5360/2 (v. 194A)5. Divan-ı Yûnus Emre, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Yazma Bağışlar, No: 07602/2 (v. 101B)6. Eş’âr-ı Müntehabe-i Avni, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, No: TY9285 (v. 122A) 7. İskendername, Rodos Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, No: V1182 (v. 10A)8. Külliyat-ı Hazret-i Hüdayi, Beyazıt Kütüphanesi, Veliyyüddin Efendi, No: VM4223-61 (s. 156)9. Mecmua-i Eş’ar, Milli Kütüphane, Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi, No: Hk1721 (v. 24A)10. https://imla.kabikavseyn.com/ 11. https://kulliyat.risale.online/12. https://portal.yek.gov.tr/

İbrahim SARITAŞ 01 Haziran 2026
Konu resmiKelimelerin Kökenlerine Yolculuk
Kelimelerin Kökenkerine Yolculuk

بوكون دیلمزه كیرمش، ”درس آلمق، درس چیقارمق“ آڭلامنده آرتیق بزدن بر پارچه اولمش، ملّیلشمش، توركجه لشمش كلمه لریمزڭ قوللانیلدیغی بعض دییملریمزی اینجه له یه جگز. بوكون عین معنایه خدمت ایدن، عین آڭلامی باشقه یوڭلردن قارشیلایان لكن آرالرنده بعض اینجه نوآنسلر اولان دییملریمزڭ كوكنلرینه یولجیلق یاپمه یه چالیشاجغز. ایلك دییممز ”عبرت آلمق“Bugün dilimize girmiş, “ders almak, ders çıkarmak” anlamında artık bizden bir parça olmuş, millileşmiş, Türkçeleşmiş kelimelerimizin kullanıldığı bazı deyimlerimizi inceleyeceğiz. Bugün aynı manaya hizmet eden, aynı anlamı başka yönlerden karşılayan lakin aralarında bazı ince nüanslar olan deyimlerimizin kökenlerine yolculuk yapmaya çalışacağız. İlk deyimimiz “İbret Almak”İBRET ALMAK: İbret kelimesi, Kur’an kökenli bir kelimedir. “Görünen bir şeye bakarak, görünmeyen bir şeyi fark etmeyi, anlamayı” ifade eder. “Tabir” kelimesi de aynı kökten türemiştir. Rüya tabir edilirken, rüyada görünen bir şeyin, görünmeyen başka şeylere nasıl işaret ettiği yorumlanır. Türkçemizde “Bir olaydan çıkarılan göz açıcı, uyarıcı ders” anlamında kullanılır. “İbret almak, ibret gözüyle bakmak, ibret nazarı, ibret-i alem” gibi çok farklı kullanım şekilleri vardır. İbret kelimesi ile alakalı olarak Mevlâna Hazretlerinin şu sözü çok etkileyicidir: “Ey insan! Sen senden öncekilerden ibret al! Senden sonrakilere ibret olma!DERS ÇIKARMAK: Ders kelimesi de Arapça bir kelimedir. Bu deyim yaşanan bir olaydan faydalı bir sonuç ve öğüt çıkarmak anlamında kullanılır. İnsan bazı yaşadıklarından veya başkalarının yaşadıklarından “Bunu bir daha yapmamalıyım.” Demek ki şöyle davranmak doğruymuş.” “Şu olay bana şunu öğretti.” gibi dersler çıkarır.AKILLANMAK: Akıllanmak kişinin yaşadığı olaylardan sonra daha doğru düşünmeye ve daha dikkatli davranmaya başlaması demektir. Genellikle, yapılan hatalardan sonra, çekilen sıkıntılardan sonra, verilen öğütlerden sonra insanın davranışını düzeltmesi anlamında kullanılır. İnsanın hatalardan ders alıp doğru davranmaya başlaması anlamında kullanılır.KULAĞINA KÜPE OLMAK: Bu deyim Türkçe kelimelerden doğmuştur. Bir olayın, sözün veya yaşanan tecrübenin insana unutamayacağı bir ders vermesi demektir. Yani kişi o yaşadığı şeyi unutmaz ve artık daha dikkatli davranır. Mesela, “Babamın nasihati kulağıma küpe olmuştu.” Cümlesi ben bu sözü hep aklımda tuttum anlamındadır.KAFAYA DANK ETMEK: Bu deyim de çok güzel bir deyimimizdir. Baş anlamındaki Arapça “kafa” kelimesi ile ses yansıması olan “dank” kelimeleri ile oluşmuştur. Bir şeyi birdenbire anlamak, gerçeği sonradan fark etmek demektir. Genellikle kişi önce anlamaz; ama sonra olayın gerçek yüzünü aniden kavrar. Mesela, “Öğretmenin söyledikleri sınavda kafasına dank etti.” Yani o sözlerin önemini sonradan fark etti. Bu deyim çoğu zaman, geç de olsa anlamak, ayılmak, gerçeği fark etmek anlamında kullanılır.İNTİBAHA GELMEK: Arapça kökenli “intibah” uyanış anlamındadır. Deyimin manası “uyanmak, gerçeği fark etmek, bilinçlenmek” manasına gelir. Burada “uyanış, farkına varış, şuurlanma” durumu vardır. Deyim daha derin bir manevi ve düşünceyle alakalı bir uyanışı anlatır. Mesela bir insan Allah’ın razı olmadığı bir yoldan intibaha gelerek kurtulur ve Rabbini razı edecek bir hale girer.GAFLETTEN UYANMAK: Gaflet “farkında olmamayı” ifade eden Kur’an kökenli bir kelimedir. Kelime “dikkatsizlik, basîretsizlik, aymazlık, gafillik” gibi anlamlara da gelir. “Gafletten uyanmak”, insanın yanlışlarını, hayatın gerçeklerini veya önemli hakikatleri fark etmeye başlaması demektir. Kendine gelmek, bilinçlenmek, gerçeği fark etmek, hayatın anlamını düşünmeye başlamak manasında kullanılır. Mesela, “Yaşadığı hastalık onu gafletten uyandırdı.” Yani artık dünyaya niçin gönderildiğini anlayıp hayatın değerini fark etmeye başladı. GÖZÜNÜ AÇMAK: Bu deyim, bir insanın artık daha dikkatli, uyanık ve bilinçli hâle gelmesi demektir. Çoğu zaman tecrübe kazandıktan sonra, kandırıldıktan sonra, gerçekleri öğrendikten sonra kullanılır. Mana olarak, “saf olmamayı öğrenmek, uyanmak, dikkatli olmak, gerçekleri fark etmek” demektir. Sözgelimi “Bazen sakaldaki bir beyaz kıl, insanın gözünü açar.” Yani insan ölümün olduğunu hatırlar, dünyanın fani, geçici olduğunu fark eder. Ayrıca bu deyim bazen bir başkasını bilinçlendirmek anlamında da kullanılır: Mesela, “Üstadı onun gözünü açtı.” Yani, Üstadı, Ona gerçekleri gösterdi.

Mirza Ayhan İNAK 01 Haziran 2026
Konu resmiKâbe Resimlerinin Lavanta Şişelerine Yapıştırılması Yasaklanmıştı
Biliyor muydunuz?

اسلامی دگرلره  قارشی آوروپه  أولكه لری طرفندن یاپیلان صایغیسزلقلر، اڭ باشده  عثمانلی پادشاهلرینڭ تپكیسیله  و مداخله سیله  أوڭلنمه یه  چالیشیلیردی. عثمانلی بوروقراسیسی ده  بو قونولرده  دویارلی داورانیر، كركلی دڭه تیم و قونتروللری كرچكلشدیریردی. آوروپه ده  اسلام علیهنه  چیقان تییاترولرڭ تعقیب ایدیلمسی، كركن حرمت كوستریلمدن قرآنِ كریم باصیلمامسی و حتّی جامع خالیلرنده كی موتیفلر بیله  دقّتله  تعقیب ایدیلن خصوصلر آراسنده یدی. داخلیه  نظارتنه  عائد ٢٠ مارت ١٩٠٥ تاریخلی بر اوراقده ، باغچه قاپی سمتنده كی بر مغازه ده  لاوانطه  شیشه لرینڭ أوزرنده  كعبۀ معظّمه نڭ رسمنڭ بولوندیغنه  دائر بر اخبار كلدیگندن بحث ایدیلمه كده در. ضبطیه  نظارتی آراجیلغیله  یاپیلان تدقیقلردن آڭلاشیلییوركه ؛ بو مغازه دن بر شی صاتين آلیندیغنده  یاننده  لاوانطه  شیشه سی و أوزرنده  كعبه  رسمی اولان اتیكتلر ویریلییورمش. مغازه  چالیشانلری، كعبه  رسمنڭ لاوانطه  شیشه سنه  یاپیشدیریلمه سنی توصیه  ایدییورلرمش. دڭه تیملرڭ آردندن بر مغازه ده  داها بو ایشلمڭ یاپیلدیغی آڭلاشیلمش و درحال یاساقلانمشدر. یینه  یاپیلان اینجه له مه ده  بو اتیكتلرڭ آوستوریه دن كتیرتیلدیگی آڭلاشیلمشدر. آیریجه  ادرنه  أوزرندن كیمی شهرلره  ده  طاغیتیلدیغی تثبیت ایدیلمش و توم ولایتلرڭ و كومروك مدیرلكلرینڭ بو قونو ایله  ایلكیلی اویاریلمه سنه  قرار ویریلمشدر.İslâmî değerlere karşı Avrupa ülkeleri tarafından yapılan saygısızlıklar, en başta Osmanlı padişahlarının tepkisiyle ve müdahalesiyle önlenmeye çalışılırdı. Osmanlı bürokrasisi de bu konularda duyarlı davranır, gerekli denetim ve kontrolleri gerçekleştirirdi. Avrupa’da İslam aleyhine çıkan tiyatroların takip edilmesi, gereken hürmet gösterilmeden Kur’ân-ı Kerîm basılmaması ve hatta cami halılarındaki motifler bile dikkatle takip edilen hususlar arasındaydı. Dâhiliye Nezaretine ait 20 Mart 1905 tarihli bir evrakta, Bahçekapı semtindeki bir mağazada lavanta şişelerinin üzerinde Kâbe-i Muazzama’nın resminin bulunduğuna dair bir ihbar geldiğinden bahsedilmektedir. Zabtiye Nezareti aracılığıyla yapılan tetkiklerden anlaşılıyor ki; bu mağazadan bir şey satın alındığında yanında lavanta şişesi ve üzerinde Kâbe resmi olan etiketler veriliyormuş. Mağaza çalışanları, Kâbe resminin lavanta şişesine yapıştırılmasını tavsiye ediyorlarmış. Denetimlerin ardından bir mağazada daha bu işlemin yapıldığı anlaşılmış ve derhal yasaklanmıştır. Yine yapılan incelemede bu etiketlerin Avusturya’dan getirtildiği anlaşılmıştır. Ayrıca Edirne üzerinden kimi şehirlere de dağıtıldığı tespit edilmiş ve tüm vilayetlerin ve gümrük müdürlüklerinin bu konu ile ilgili uyarılmasına karar verilmiştir. Transkripsiyonu: Tarih: 20 Mart 1905 (H. 13 Muharrem 1323) (1)Hû (2)Fî 13 Muharrem sene 1323 ve fî 7 Mart sene 1321 (3)Dâire-i Umûr-ı Dâhiliye (4)Mektûbî Kalemi ‘aded (5)Dersaâdet’te Bahçekapısı civârında Loi Kohen nâm mağaza sâhibi tarafından isti‘mâl olunan etiketler üzerinde Kâbe-i Muazzama’nın (6)resmi bulunduğu ve eşyâ mübâya‘ası zımnında mezkûr mağazaya mürâca‘at edenlere birer adedi tevzî‘ ve şişeler üzerine yapıştırılması tenbîh edilmekte (7)olduğu ‘arz ve ihbâr kılındığından münhal-i hürmet olan şu hâlin men‘i şeref-sudûr buyurulan irâde-i seniye-i cenâb-ı Padişahî iktizâ-yı (8)âlîsinden bulunduğu bâ-tezkire-i sâmiye buyurulmasıyla devâir-i lâzımeye icrâ-yı teblîgât olunarak ol-bâbda Zabtiye Nezâret-i Celîlesinden (9)alınan cevâbda sâlifü’z-zikr Kohen mağazasıyla Evmer Efendi ticarethanesinde mezkûr etiketler lavanta şişelerine ta‘lîk olunarak (10)füruht edilmekte ve bunlar Avusturya’da yapılmakta olduğu ve taharriyât-ı vâkı‘a üzerine zikrolunan iki mağazadaki mevcûdu ihfâ (11)olunarak kimseye satılmadığı anlaşıldığından ba‘de-zîn bunların mürûruna mümânaat olunmasının Rüsûmât Emânet-i Celîlesine teblîği iş‘âr (12)kılınması üzerine mezkûr etiketlerin dühûlüne kat‘iyyen meydan bırakılmaması emânet-i müşârun-ileyhâya yazılmıştı Dersaâdet’te Edruz Dibak mağazasından (13)verilip lavanta şişelerine yapıştırılmak üzere Edirne’ye getirilen mârru’z-zikr etiketlerden bir adedi elde edilerek irsâl olunduğu bu kere Edirne vilâyeti (14)vekâlet-i celîlesinden alınan tahrîrâtta dermeyân edilmesine nazaran mezkûr etiketlerin taşraya gönderildiği anlaşılmasıyla ber-mantûk-ı emr u fermân-ı hümâyûn-ı (15)şâhâne bunların idhâl ve intişârına kat‘iyyen meydan verilmemesi ta‘mîmen vilâyât ve elviye-i gayr-ı mülhakaya iş’âr ve taşra rüsûmât nezâretlerine dahi teblîgât icrâsı (16)emânet-i müşârun-ileyhâya izbâr olunduğundan oraca da ona göre takayyüdât-ı lâzıme icrâ buyurulması bâbında

Arif Emre GÜNDÜZ 01 Haziran 2026
Konu resmiÇocuk Islahında Zihniyet Değişimi
Belge Okumaları

Bir medeniyetin ahlâk anlayışı, insana bakışını da yansıtır; özellikle çocuklara yönelik tavrı, onun insan tasavvurunu en açık şekilde ortaya koyar. Sokakta kalan, dilenciliğe sürüklenen yahut toplumun kenarına itilmiş çocuklara karşı geliştirilen tavır; devletin yalnız idarî değil, ahlâkî ve vicdanî karakterini de gösterir. Bu sayımızda ele aldığımız, sokaklarda sahipsiz kalan çocukların topluma kazandırılmasına dair üç ayrı belge; aynı tarihî ve kültürel havzadan doğmuş iki farklı devlet anlayışının çocuk eğitimi ve ıslahına nasıl baktığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.II. Abdülhamid devrine ait 1901 ve 1902 tarihli vesikalarda dikkat çeken ilk husus, meselenin yalnızca bir asayiş problemi olarak görülmemesidir. Padişahın Hırka-i Saadet ziyaretinden dönüşte köprü üzerinde gördüğü çocuklardan etkilenmesi tesadüfî bir ayrıntı olmasa gerektir. Hz. Peygamber’e ait mukaddes emanetten dönülürken karşılaşılan sefalet manzarası, devlet vicdanını harekete geçirmiştir. Çocuk meselesi yalnız idarî değil, aynı zamanda dinî ve ahlâkî bir sorumluluk olarak görülmektedir.Belgelerde çocukların “serseri” diye nitelenmesine rağmen, bunların suçlu yaradılışlı değil; geçim vasıtalarından mahrum oldukları özellikle vurgulanmıştır. Mesele karakter bozukluğundan ziyade sosyal çöküntü olarak teşhis edilmektedir. Çözüm de buna göre geliştirilmiştir. Amaç çocukları cezalandırmak değil, onları sanat ve meslek sahibi yaparak devlete ve topluma faydalı bir şahsiyet hâline getirmektir.Vesikalarda asıl dikkat çekici unsur, “ahlâk terbiyesi”nin merkezî bir yere sahip olmasıdır. Çocuğun yalnız meslek sahibi olması yeterli görülmemiş; onun ahlâken de inşa edilmesi gerektiği düşünülmüştür. Bu sebeple “ıslâhhâne” kavramı sadece teknik eğitim veren bir kurum değil, insanın hâlini ve yaşayışını düzeltmeyi hedefleyen bir terbiye müessesesi olarak görülmüştür.1902 tarihli belgede yer alan bir başka önemli husus da gayrimüslim çocuklarla ilgili mukayesedir. Vesikada, Hristiyan çocuklar için cemaatlerin ve yabancı kuruluşların yardım faaliyetleri yürüttüğü belirtilmekte; buna karşılık Müslüman çocukların sefalet içinde bırakılmasının uygun olmadığı ifade edilmektedir. Bu cümle, Osmanlı devlet anlayışında sosyal yardımın dinî ve siyasî meşruiyetle iç içe geçtiğini göstermektedir. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise dil ve yaklaşım belirgin biçimde değişmiştir. İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından hazırlanan 1943 tarihli raporda mesele daha çok sosyolojik, idarî ve teknik bir çerçevede ele alınmıştır. Raporda II. Dünya Savaşı’nın doğurduğu ekonomik buhran, göç hareketleri, parçalanmış aileler ve şehirleşme problemleri ön plana çıkarılmıştır. Çocukların sayılması, istatistiklerinin çıkarılması, yaş ve cinsiyet dağılımlarının verilmesi modern bürokratik devlet anlayışının tipik örneğidir. Belgede merhamet ve himaye dilinden ziyade sosyal vaka dili hâ­kim­dir. Çözüm önerileri de bu değişimi yansıtmaktadır. Os­man­lı’da çözümün merkezinde ahlâk terbiyesi ve dinî-mane­vî sorumluluk bulunurken, Cumhuriyet rapo­runda disiplin, üretim ve sosyal organizasyon ön plana çıkarılmış, dinî yahut manevî terbiyeye dair hiçbir vurgu bulunmamıştır.Neticede her iki dönemde de devletin himaye rolü sürmekle birlikte, çocuk ıslahı anlayışında ciddi bir zihniyet değişimi yaşanmıştır. Osmanlı’daki yaklaşım insanı ruh, ahlâk ve sanat bütünlüğü içinde ele alırken; Cumhuriyet dönemi yaklaşımı daha seküler ve teknik bir zemine oturmuştur. Birinde çocuk “terbiye edilmesi gereken bir emanet”, diğerinde ise “yönetilmesi gereken sosyal bir mesele”dir.Bugün Türkiye’de çocuk yaşta işlenen cinayetlerin, şiddet olaylarının ve giderek derinleşen ahlâkî çözülmenin artması; meselenin yalnız ekonomik yahut sosyolojik tedbirlerle çözülemeyeceğini açıkça göstermektedir. Çocuğa teknik yöntemlerle düzeltilmesi gereken mekanik bir aygıt yahut idarî bir vaka gibi değil, ahlâken ve manen korunup yetiştirilmesi gereken bir emanet olarak bakılmadıkça toplumsal çözülmenin önüne geçilemeyeceği artık açıkça görülmektedir. Vesika 1 Dilencilik ve sokakta başıboş gezen çocukların topluma kazandırılması, sanayi tesislerine yerleştirilmeleri ve Dârülaceze’nin idari ıslahı hakkında, Yıldız Sarây-ı Hümâyûnu Başkitâbet Dâiresi’nden yazılan İrâde Tezkiresi (20 Nisan 1901).HüveYıldız Sarây-ı HümâyûnuBaşkitâbet Dâiresi9858(1) Tercümân-ı Hakîkat gazetesinin dünkü nüshasında dilenciler unvanıyla münderic makale esâsen insâniyete müteʻallık olduğundan (2) derci mûcib-i memnuniyet-i şâhâne olmuştur. Maʻlûm-ı sâmî-i fahîmâneleri olmak lâzım geleceği vechile veliyy-i niʻmet-i bî-minnetimiz (3) şevket-meâb efendimiz hazretlerinin tahmînen on on bir sene evvel Hırka-i Şerîfe-i hazret-i risâlet-penâhî resm-i ʻâlîsinden ʻavdet (4) buyurdukları sırada köprü üstünde birçok çocukların serseriyâne ve sefîlâne dolaşmakta bulunduklarını (5) müşâhede buyurmaları üzerine lutfen şeref-ısdâr buyurdukları emr ü fermân-ı mekârim-beyân-ı şâhâneleri (6) muktezā-yı münîfine tevfîkan etfâl-i merkūme sanâyiʻ alaylarına kayd ve idhāl olunup bunların kısm-ı aʻzamı dürlü (7) dürlü hüner ve maʻrifetler iktisabına muvaffak olmuş ve hattâ baʻzıları yüzbaşılık rütbesine kadar zabitliğe irtikā (8) eylemiş olduğundan makāle-i mezkûrede sefâlet-i ahvâli beyân olunan çocukların da sâye-i füyûzât-pîrâye-i (9) cenâb-ı pâdişâhîde erbâb-ı hırfet ve sanʻattan olmaları esbabına tevessülen kendilerinin Tophâne ve Tersâne-i (10) ʻÂmire’ye mensûb sanâyiʻ sınıflarına ve Orman ve Maʻâdin Nezâretinin zîr-i idâresinde bulunan Mekteb-i (11) Sanâyiʻe ve ʻaskerî dikimhâne ve feshâne ve debbâğhânesine kayd ve idhâl olunması ve içlerinden nâkısu’l-aʻzā (12) olmalarından dolayı bir iş göremeyecekleri anlaşılacak olanların Dârülaceze’ye yerleştirilmesi ve bir de (13) Dârülaceze’nin gerçi bir müdîri var ise de intizâm-ı idâresi dilhâh-ı hümâyûn-ı hazret-i pâdişâhî ile (14) mütenâsib bir derece-i mükemmelede olmadığı ve binâberîn dâimâ vazîfesi başında bulunmak ve dolgun maʻâşla (15) olmak ve hiçbir meşgūliyeti olmayıp yalnız bununla iştiğāl etmek üzere Dârülaceze’ye ayrıca bir (16) bir nâzır taʻyîni lâzım geldiği anlaşılmakta olmasıyla bu cihetin nizâmnâme-i mahsūsasının teemmül ve tetebbuʻuyla (17) Dârülhayr-ı mezkûrun istikmâl-i esbâb-ı intizâmı neye mütevakkıf ise iktizāsının ʻarz-ı ʻatebe-i ʻulyâ kılınması (18) şeref-sudûr buyurulan irâde-i seniyye-i cenâb-ı hilâfet-penâhî mantūk-ı münîfinden bulunmuş olmakla ol bâbda emr (19) ü fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir.(20) Fî 30 Zi’l-hicce sene 318 ve fî 7 Nisan sene 317(21) Serkâtib-i Hazret-i Şehriyârî bende Tahsîn Vesika 2 İstanbul’da sokakta kalan yoksul ve sahipsiz Müslüman gençlerin eğitim alarak zanaat sahibi olmaları amacıyla bir Islâhhâne kurulması hakkında, Yıldız Sarayı Başkitâbeti’nden yazılan İrâde Tezkiresi (7 Eylül 1902)Hüve / Yıldız Sarây-ı Hümâyûnu / Başkitâbet Dâiresi / 4225(1) Veliyy-i niʻmet-i bî-minnetimiz şevket-meâb efendimiz hazretlerinin bundan akdem Hırka-i Saʻâdet ziyaretinden Sarây-ı hümâyûn-ı mülûkânelerine (2) ʻavdet buyurdukları esnâda güzergâh-ı şâhânelerinde müsâdif-i nazar-ı hümâyûn-ı cenâb-ı şehriyârîleri olan (3) baʻzı serseri gençlerin mahrûm-ı esbâb-ı maʻîşet olmaları cihetiyle ötede beride işsiz güçsüz dolaşmakda oldukları (4) lede’t-tahkîk anlaşılmasına binâen ve şeref-sâdır olan irâde-i seniyye-i hazret-i pâdişâhî mantûk-ı celiline tevfîkan kısmen Tersâne-i (5) ʻÂmire’ye ve kısmen Tophâne-i ʻÂmire’ye kayd olunup tersâneye alınanlardan bir mûsîka bölüğü teşkîl olunduğu gibi Tophâne’ye (6) tefrîk edilenleri de sâye-i lütuf-vâye-i cenâb-ı pâdişâhîde behremend-i hüner ve maʻrifet olarak derece-i liyâkat ve ehliyete (7) göre rüteb-i ʻaskeriyyeye bile nâil oldukları ve’l-hâsıl bunların ʻinâyet-i celîle-i hazret-i hilâfet-penâhî semeresiyle hem ıslâh-ı (8) ahvâl ve ahlâk hem de tahsîl-i ʻilm ve sanʻat ederek evvelce giriftâr oldukları zarûret ve sefaletten tahlîs-i nefis (9) eyledikleri maʻlûm bulunmasına ve el-hâletü hâzihî Dersaʻâdet’te yine o kabîlden mevcûd bulunanlar olmasına ve Hristiyan (silik) (10) o misillüler içün aralarında her dürlü teşebbüsât ve ecânib cânibinden dahi muʻâvenât vukūʻ bulmakta olduğu hâlde (11) birtakım İslâm çocuklarının hâl-i mahrumiyet ve sefâlette kalmaları nezd-i merâhim-vefd-i cenâb-ı pâdişâhîde tecvîz buyurulmadığına (12) mebnî esbâb-ı maʻîşetten mahrûm olan bu gibilerin bir taraftan tehzîb-i ahlâk etmekle beraber bir yandan da iktisâb-ı ʻilm ve maʻrifet (13) eylemelerine medâr olmak üzere ıslâhhâne tarzında bir mahall-i mahsûs tedarikiyle ve bulunacak etfâlin sinnce mütefâvitü’d-derecât (14) olacağına göre sunûfa taksîmiyle kendilerinin orada taʻallüm ve terbiyesi ve sanayiʻe alıştırılması ez-her-i cihet muhassenâta mûcib (15) olacağından keyfiyet Meclis-i Vükelâ’da müzâkere olunarak ve yirmi otuz bin lira ile vücûda gelebileceği muhammenen (silik) (16) dâire-i mezkûre meydâna gelinceye kadar münâsib bir mahal istîcârı kābil olacağına nazaran hemân şimdiden buna da teşebbüs ile beraber (17) karârlaştırılacak mahallin ve lüzûmu olan bir nizâmnâmenin ve me’mûrlarının vezāifini hâvî taʻlîmât kaleme alınarak (18) bâ-mazbata ʻarz-ı hâk-i pây-ı ʻâlî kılınması şeref-sudûr buyurulan irâde-i seniyye-i cenâb-ı hilâfet-penâhî îcâb-ı celîlinden olmakla (19) ol bâbda emr ü fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir.(20) Fî 4 Cemâziye’l-âhir sene 320 ve fî 25 Ağustos sene 318(21) Serkâtib-i Hazret-i Şehriyârî bende TahsînKELİMELERArz-ı ʻatebe-i ʻulyâ: Yüce makama sunma Arz-ı hâk-i pây-ı ʻâlî: Padişah huzuruna sunma Bâ-mazbata: Resmî tutanakla birlikte Behremend: Nasiplenmiş, faydalanmış Bende: Kul, hizmetkârDebbağhâne: Deri işleme yeri Dilhâh-ı hümâyûn: Padişahın yüksek iradesi Erbâb-ı hırfet: Zanaat sahipleri Etfâl-i merkūme: Adı geçen çocuklar Ez-her-i cihet: Her bakımdan Feshâne: Fes üretim fabrikası Füyûzât-pîrâye: Bereket ve feyizlerle süslenmiş Hilâfet-penâh: Halifelik makamının koruyucusu Îcâb-ı celîl: Yüce gereklilik İktisâb: Kazanma, elde etme İrâde-i seniyye: Padişah buyruğu İrtikā: Yükselme, terfi etme İstîcâr: Kiralama İstikmâl-i esbâb: Gerekli sebepleri tamamlamak Lede’t-tahkîk: Araştırma neticesinde Mahrûm-ı esbâb-ı maʻîşet: Geçim vasıtalarından yoksun Mantûk-ı celîl: Yüce ve kutsal ifade Mantûk-ı münîf: Yüce söz ve emir Mekârim-beyân: Kerem ve iyilik ifade eden Muhassenât: Fayda ve güzellikler Muktezâ-yı münîf: Yüce gereklilik Münderic: İçinde yer alan, yazıda bulunan Müsâdif: Rastlayan, tesadüf eden Nâkısu’l-aʻzā: Organ eksikliği olan, sakat Nazar-ı hümâyûn: Padişahın bakışı ve ilgisi Nezd-i merâhim-vefd: Merhamet makamı huzurunda Rüteb-i ʻaskeriyye: Askerî rütbeler Sâmî-i fahîmâne: Yüce ve anlayışlı makam Sanâyiʻ: Sanatlar ve meslekler Sinnce mütefâvitü’d-derecât: Yaş bakımından farklı derecelerde Sudûr buyurmak: Resmen çıkmak, yayımlanmak Sunûf: Sınıflar, gruplar Şeref-ısdâr: Yüce makamdan çıkarılan emir Şevket-meâb: İhtişam ve kudret sahibi Taʻallüm: Öğrenim görme Tahlîs-i nefis: Kurtuluşa erme, sıkıntıdan kurtulma Teemmül: Derin düşünme Tefrîk: Ayırma, sınıflandırma Tehzîb-i ahlâk: Ahlâk terbiyesi Tetebbuʻ: Araştırma, inceleme Tevessülen: Vesile kılarak Veliyy-i niʻmet: İhsan ve nimet sahibiVeliyyü’l-emr: Devlet ve idare sahibi hükümdarZîr-i idâre: Yönetimi altında bulunan

H. Halit ATLI 01 Haziran 2026