Osmanlıʼnın İlk İslam Aile Kanunu: Hukuk-ı Aile Kararnamesi

Osmanlı Devleti şerʻî (İslami) ve örfî (geleneksel) kanunlarla yönetilmiş bir cihan imparatorluğudur. Şerʻî hukuk; Kurʼân-ı Kerim, Sünnet-i Seniyye, icmâ ve kıyasa dayanan, Müslümanların hayatını tanzim eden kanunlar bütünüdür. Şerʻ-i şerîfin müdahale etmediği alanlarda ise İslam hukukuna aykırı olmaması şartıyla örfî hukuk uygulanır. Örfî hukuk eskiden beri devam edegelen töre kurallarından oluşur.

İlk zamanlardan beri bu iki hukuk düzeni ile idare edilen Osmanlı Devletiʼnde Tanzimatʼla birlikte müstakil kanunlaştırma hareketleri başlamıştır. Bu kanunların en önemlisi borçlar, eşya ve yargılama esaslarını ihtiva eden Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyeʼdir. Ancak aile hukukuna ait hükümler birtakım sebeplerle Mecelleʼye girememiş, bu eksiklik Mecelleʼnin yürürlüğe girmesinden yaklaşık 40 yıl sonra 1917 yılında Hukuk-ı Aile Kararnamesiyle doldurulmaya çalışılmıştır.

Hukuk-ı Aile Kararnamesi; nesep, boşanma sonrası çocukların velayeti, vesayet gibi konularda eksik olmasına rağmen birçok yönden yenilikçi özelliklere sahiptir. Mesela bu döneme kadar Osmanlıʼda aile hukukundaki düzenlemeler Hanefî mezhebine göre yapılırken bu kararname diğer üç mezhebin de görüşlerini dikkate almış; çok evlilik, küçük yaşta evlilik, velayet, zor kullanılarak yapılan evlilik, boşamada hâkime verilen salahiyetin kapsamı, nafaka gibi konularda Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerinden faydalanmıştır.

Kararnamenin getirdiği bir başka yenilik, Müslümanlar ile gayrimüslimlerin aynı aile hukukuna tabi kılınarak yargı birliğinin sağlanmış olmasıdır. O zamana kadar gayrimüslimlerin aile hukukunda, İslam mahkemelerinde veya kendi cemaat mahkemelerinde yargılanmak gibi iki seçenekleri vardı. Aynı tür davalarda Müslüman ve gayrimüslimlere yönelik farklı kararların çıkması karışıklığa sebep oluyordu. Hukuk-ı Aile Kararnamesi bu ikircikliliği kaldırmayı amaçlamış, Müslümanların yanı sıra İseviler ve Museviler için de hükümler getirmiştir. Böylece eskiden beri var olan çok hukukluluk, bir çatı altında muhafaza edilmeye çalışılmıştır.

Bunların haricinde kararname, nikâh ve talakta devlete daha fazla kontrol hakkı verilmesi; Hanbelî mezhebinin içtihadına göre, kadının evlenirken kocasına evlilik boyunca tek eşi olması şartını koşabileceği esasını getirmesi; Mâlikî mezhebinin görüşüne göre de hâkimin boşama yetkisinin artırılması gibi hususlarda, önceki uygulamalara göre farklı hükümler ihtiva etmiştir.

İki bölümden ve toplam 157 maddeden oluşan kararnamenin birinci bölümü evlenmeye ayrılmakta; bu başlıkta nişan, ehliyet, evlenilmesi yasak olanlar ve nikâh akdi yer almaktadır. İkinci bölüm ise boşanma konularını içermektedir. Bölümlerde özellikle gayrimüslimlerin kendi hukuklarına göre ayrı ayrı hükümlerin bulunması onların akidelerine duyulan hürmeti göstermektedir.

Ekim 1917ʼde kabul edilen Hukuk-ı Aile Kararnamesi Haziran 1919 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Ömrünün bu kadar kısa olmasında iki büyük saik söz konusudur: 1. O zamana kadar yargı imtiyazını ellerinde bulunduran gayrimüslimlerin itirazı ve yoğun gayretleri; 2. Bazı Müslüman fıkıh âlimlerinin, kararname hükümlerinin Hanefî mezhebi dışındaki mezhepler esas alınarak düzenlenmesine yönelik eleştirileri.

Her ne kadar 1,5 yıl yürürlükte kalsa da Hukuk-ı Aile Kararnamesi İslam dünyasında ilk olması hasebiyle birçok İslam ülkesini etkilemiştir. 1939 yılına kadar Hatay topraklarında, 1953ʼe kadar Suriyeʼde, 1951ʼe kadar Ürdünʼde uygulanan kararname, Bosna-Hersek Müslümanlarının aile hukuku meseleleri için de uzun yıllar başvuru kaynağı olmuştur. Ömer Nasuhi Bilmen, bu kararnameden sonra yapılan aile hukuku düzenlemelerinin ne yürürlüğe girebildiğini ne de Hukuk-ı Aile Kararnamesi seviyesine ulaşabildiğini belirterek önemli bir itirafta bulunmuştur.

Etkisi Anadolu’ya nazaran yurt dışında daha uzun süren kararnameden bazı bölümleri sizlerle paylaşıyoruz.

Bu içerik sadece 6 Aylık Online Abonelik ve 1 Yıllık Online Abonelik üyeler tarafından okunabilir.
Giriş yap Üye ol