Müslümanlarda Aile Hayatı

[1]Avrupa’yı uzaktan duyanlar, Avrupa’nın ne demek olduğunu bilemediklerinden dolayı, Avrupa’nın bütün manasıyla bir cennet olduğunu zannederler. Her iyiliği her varlığı orada bilirler. Hâlbuki Avrupa memaliki gerek içindeki zenginler gerek ceplerini doldurarak gidenler için beş-on günlük zevk ve sefada bulunulacak güzel bir eğlence yeridir. Diğer tarafta orta halliler, amele güruhu için Avrupa memaliki bir insan cehennemidir. Cehennemde huzur ve rahat var ise, bu kısım halk içinde Avrupa’da lezzet-i rahat tasavvur olunabilir. Ben Avrupa’ya ağaç kaşık ticaretiyle birçok kereler gitmişim, müteaddid sergilerde bulunmuşum. Oldukça Avrupa’nın muhtelif memalikine vukuf peyda etmişim nispetle Stockholm ve Cenevre biraz istirahate malik. Hele Paris ahalisi büsbütün tarz-ı maişetleri bizim Müslümanların tarz-ı maişetine uymaz. Orta ve ingin halliler Paris ve civarında bir istibdad-ı mal, ihtikar kâbusu altında ezilmekte ve bu suretle gittikçe tezayüd eden sosyalistler o rahat gezen zenginlerin mallarına gayr-i meşru bir göz atmaktadır.

Öteden beri ehl-i İslam’da tarz-ı hayat ve maişet, Avrupa tarz-ı hayat ve maişetine benzemez bir halde devam ettiğinden kendi göreneklerimizi Avrupa’da görmeyenler bu hayat-ı milliyeyi bir itiyad-ı milli, fakat taassuptan mütevellid bir hayat olarak telakki ediyorlar. Son zamanlarda Avrupa’da adeta kadınlarla erkeklerin arasında fıtraten bir terakki olmadığı iddiasıyla her erkek kadınların her kadın erkeklerin gördüğü işi görebilmek ve kadınlar erkeklerden geri kalmamak daiyesinde uğraşan birçok kadın olduğu gibi, bu sınıf kadınları alkışlaya erkekler de az değildir. Bu esasa binaen tarz-ı hayat ve mesaimiz Avrupa tarz-ı maişetine benzemelidir iddiasında ısrar edenler her şeyi körü körüne Avrupa’da görür ise iyi, göremez ise fenalıkla ithamdan geri kalmıyorlar. Avrupa tarz-ı hayatı bizim tarz-ı hayatımıza taban tabana zıttır. Avrupalılar, gerçi bir hayat-ı içtimaiyeye malik iseler de hayat-ı aileden cidden mahrumdurlar, diyebiirim. Kanun-ı fıtrat bir kere düşünülürse, göz önüne getirilir ise bir sa’y-i ihtiyari mecburiyetinde bulunan ne kadar ziruh var ise kaffesi aile hayatı hususunda fıtraten taksim-i amal kaidesine riayet ettikleri görülür. Taksim-i amal kaidesinin insanlara ne kadar lazım olduğunu son asr-ı medeniyet bize pek güzel ifham ediyor. Açık denizlerin dağlar gibi dalgalarına tahammül gösteren sefainin ne bir kimsenin ne de bir meslekte mütehassıs birçok kimsenn heimmetleriyle gelemeyeceği pek aşikardır. O koca kûh-ı âhenin taksim-i mesai ve amal sayesinde her bir parçası bir mütehassıs elinden çıkarak ez vakitte meydana geliverir.

Bu içerik sadece 6 Aylık Online Abonelik ve 1 Yıllık Online Abonelik üyeler tarafından okunabilir.
Giriş yap Üye ol

[1]Avrupa’yı uzaktan duyanlar, Avrupa’nın ne demek olduğunu bilemediklerinden dolayı, Avrupa’nın bütün manasıyla bir cennet olduğunu zannederler. Her iyiliği her varlığı orada bilirler. Hâlbuki Avrupa memaliki gerek içindeki zenginler gerek ceplerini doldurarak gidenler için beş-on günlük zevk ve sefada bulunulacak güzel bir eğlence yeridir. Diğer tarafta orta halliler, amele güruhu için Avrupa memaliki bir insan cehennemidir. Cehennemde huzur ve rahat var ise, bu kısım halk içinde Avrupa’da lezzet-i rahat tasavvur olunabilir. Ben Avrupa’ya ağaç kaşık ticaretiyle birçok kereler gitmişim, müteaddid sergilerde bulunmuşum. Oldukça Avrupa’nın muhtelif memalikine vukuf peyda etmişim nispetle Stockholm ve Cenevre biraz istirahate malik. Hele Paris ahalisi büsbütün tarz-ı maişetleri bizim Müslümanların tarz-ı maişetine uymaz. Orta ve ingin halliler Paris ve civarında bir istibdad-ı mal, ihtikar kâbusu altında ezilmekte ve bu suretle gittikçe tezayüd eden sosyalistler o rahat gezen zenginlerin mallarına gayr-i meşru bir göz atmaktadır.

Öteden beri ehl-i İslam’da tarz-ı hayat ve maişet, Avrupa tarz-ı hayat ve maişetine benzemez bir halde devam ettiğinden kendi göreneklerimizi Avrupa’da görmeyenler bu hayat-ı milliyeyi bir itiyad-ı milli, fakat taassuptan mütevellid bir hayat olarak telakki ediyorlar. Son zamanlarda Avrupa’da adeta kadınlarla erkeklerin arasında fıtraten bir terakki olmadığı iddiasıyla her erkek kadınların her kadın erkeklerin gördüğü işi görebilmek ve kadınlar erkeklerden geri kalmamak daiyesinde uğraşan birçok kadın olduğu gibi, bu sınıf kadınları alkışlaya erkekler de az değildir. Bu esasa binaen tarz-ı hayat ve mesaimiz Avrupa tarz-ı maişetine benzemelidir iddiasında ısrar edenler her şeyi körü körüne Avrupa’da görür ise iyi, göremez ise fenalıkla ithamdan geri kalmıyorlar. Avrupa tarz-ı hayatı bizim tarz-ı hayatımıza taban tabana zıttır. Avrupalılar, gerçi bir hayat-ı içtimaiyeye malik iseler de hayat-ı aileden cidden mahrumdurlar, diyebiirim. Kanun-ı fıtrat bir kere düşünülürse, göz önüne getirilir ise bir sa’y-i ihtiyari mecburiyetinde bulunan ne kadar ziruh var ise kaffesi aile hayatı hususunda fıtraten taksim-i amal kaidesine riayet ettikleri görülür. Taksim-i amal kaidesinin insanlara ne kadar lazım olduğunu son asr-ı medeniyet bize pek güzel ifham ediyor. Açık denizlerin dağlar gibi dalgalarına tahammül gösteren sefainin ne bir kimsenin ne de bir meslekte mütehassıs birçok kimsenn heimmetleriyle gelemeyeceği pek aşikardır. O koca kûh-ı âhenin taksim-i mesai ve amal sayesinde her bir parçası bir mütehassıs elinden çıkarak ez vakitte meydana geliverir.

Bu içerik sadece 6 Aylık Online Abonelik ve 1 Yıllık Online Abonelik üyeler tarafından okunabilir.
Giriş yap Üye ol