Tarihten Notlar

Milleti Doğuran Da Ana, Yaşatan Da

Harp Mecmuası’nda yer bulmuş gerçek olduğu aktarılan bir hikâye vardır. Hikâyenin şahidi, yaşayanı genç bir subay olan Abdülkadir Kemal’dir… “Bilecik İstasyonu’nda askerî bir tren harekete amade idi, lokomotif istim hazinelerinde fazla geleni keskin bir hışırtıyla semaya savuruyordu. İkinci kampana çalınmış olmalı ki vagonlara inen binen yok… Trenin tam karşısında ve kapısı açık kırk beşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdülkadir Kemal bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte bu bir evlad-ı vatan bekleyen şefkatli bir anneydi.

Yanına yaklaştığı vakit, vücudu manevi kederlerin büktüğü bellerin rükû şeklini andırır bir şekilde biraz önüne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik, sırtında bağlı bir torba vardı. (…) Abdülkadir yaklaştı:

– Valide burada ne duruyorsun, sualiyle aşağıdaki konuşma başladı:

– Şimendiferde asker oğlum var; onu geçirmeye, selametlemeye geldim. Söğüt’ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmud oğlu Hüseyin.

– Çağırayım mı, görmek istiyor musun?

– Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana dua ederim.

Abdülkadir vagona koştu. Bir künye okudu. Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Bir ses:

– Efendim. Benim Mahmud oğlu Hüseyin. Söğüt, Akgünlü’den.

– Gel oğlum, anan seni görmek istiyor.

Delikanlı vagondan atladı. Şimşeğin ışığı altında seçilebilen levendine bir vücut, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat, müheykel gibi hazır ol vaziyetinde sağ el selam ve ihtiram mevkiinde Abdülkadir’in karşısında emre amade idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki:

Bu içerik sadece 6 Aylık Online Abonelik ve 1 Yıllık Online Abonelik üyeler tarafından okunabilir.
Giriş yap Üye ol

Milleti Doğuran Da Ana, Yaşatan Da

Harp Mecmuası’nda yer bulmuş gerçek olduğu aktarılan bir hikâye vardır. Hikâyenin şahidi, yaşayanı genç bir subay olan Abdülkadir Kemal’dir… “Bilecik İstasyonu’nda askerî bir tren harekete amade idi, lokomotif istim hazinelerinde fazla geleni keskin bir hışırtıyla semaya savuruyordu. İkinci kampana çalınmış olmalı ki vagonlara inen binen yok… Trenin tam karşısında ve kapısı açık kırk beşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdülkadir Kemal bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte bu bir evlad-ı vatan bekleyen şefkatli bir anneydi.

Yanına yaklaştığı vakit, vücudu manevi kederlerin büktüğü bellerin rükû şeklini andırır bir şekilde biraz önüne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik, sırtında bağlı bir torba vardı. (…) Abdülkadir yaklaştı:

– Valide burada ne duruyorsun, sualiyle aşağıdaki konuşma başladı:

– Şimendiferde asker oğlum var; onu geçirmeye, selametlemeye geldim. Söğüt’ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmud oğlu Hüseyin.

– Çağırayım mı, görmek istiyor musun?

– Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana dua ederim.

Abdülkadir vagona koştu. Bir künye okudu. Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Bir ses:

– Efendim. Benim Mahmud oğlu Hüseyin. Söğüt, Akgünlü’den.

– Gel oğlum, anan seni görmek istiyor.

Delikanlı vagondan atladı. Şimşeğin ışığı altında seçilebilen levendine bir vücut, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat, müheykel gibi hazır ol vaziyetinde sağ el selam ve ihtiram mevkiinde Abdülkadir’in karşısında emre amade idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki:

Bu içerik sadece 6 Aylık Online Abonelik ve 1 Yıllık Online Abonelik üyeler tarafından okunabilir.
Giriş yap Üye ol