Mazlumun Sığınağı: Osmanlı

Savaş, zulüm, can güvenliği ve doğal afet gibi sebeplerden ötürü vatanlarından göç etmek zorunda kalan insanların başka bir devlet tarafından himaye edilmesiyle ortaya çıkan mültecilik kavramı tarih boyunca pek çok kez karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde uluslararası hukukta bir kişinin mülteci statüsüne kavuşması için üç şart bulunmaktadır: baskıya maruz kalmış olmak, ülkesine geri dönme imkân veya isteğinin olmaması, terör ve insanlık suçu işlememiş olması. Bu üç şartı taşıyanlar mültecilik korumasından faydalanabilmektedir.

İslam hukukunda ise iltica kavramı üç kurum içerisinde yer bulmaktadır: Başka bir devletin vatandaşı olan gayrimüslimin siyasi veya ticari nedenlerle İslam ülkesine girmesine izin verilmesi (eman), cizye karşılığında gayrimüslime ikamet hakkının verilmesi (zimmîlik), gayrimüslim bir yerden göç eden Müslümanların kabul edilerek vatandaşlık hakkının verilmesi (muhacirlik). Bu himaye kurumlarının günümüzdeki mültecilik kavramı ile ortak ve farklı yönleri bulunmakla birlikte, himaye talebinde bulunan kişiye gerekli şartları taşıması halinde güven içinde yaşama imkânı vermesi İslam devletinin dinî ve insani vazifelerinden biri sayılmıştır.

Mazlum ve çaresizlere gönül kapılarının açılması, Anadolu Müslümanlarının karakteristik özelliği olmuştur. Yüzlerce yıldır kitlesel göç, kıtlık, savaş, afet gibi durumlardan ötürü bu topraklarda misafir edilen birçok millet güven içinde yaşamış, kimisi ülkelerindeki şartlar düzelince misafirliğini bitirerek geri dönmüş, kimisi de kardeşçe yaşamaya devam etmiştir. Osmanlı döneminde bu himayelerin sayısız örneği bulunmaktadır. Bunlardan biri, 1709 Poltova Savaşıʼnda İsveç Kralı XII. Şarlʼın (Charles) Ruslara yenilmesi neticesinde günümüzde Ukrayna ve Moldova sınırları içerisinde yer alan Özi ve Bender üzerinden Osmanlıʼya sığınması hadisesidir. Kralın 8 gün kalmayı planladığı bu iltica, değişik nedenlerden ötürü 1714 yılına kadar sürmüştür. Padişah III. Ahmed, XII. Şarlʼa bir mülteci konumunda olmasına rağmen kendi ülkesindeymiş gibi muamelede bulunarak Benderʼdeki ikameti süresince tüm masraflarını karşılamıştır. Bu arada Rusya, bizzat çarın ağzından XII. Şarlʼın bir an önce kendilerine teslim edilmesini talep etmiş, ancak bu talep geri çevrilmiş, hatta bu nedenle 1711 yılında Rusya ile Osmanlı arasında meşhur Prut Savaşı patlak vermiştir.

İsveç Kralı bir gayrimüslim olmasına rağmen kendisine Osmanlı topraklarında eman verilmesi ve ikametine izin verilmesi, İslamʼda insan hayatının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Günümüzde Ukraynaʼda yaşanan savaştan kaçan insanların ülkemize sığınması bu insani tavrımızı kaybetmediğimizi gösteriyor. Güncel konu olduğu için şunu da vurgulamakta fayda görüyoruz. İsveçʼte ikamet ve sığınma talepleri kabul edilen PKK ve FETÖ terör örgütleri mensupları, terör ve insanlık suçu işledikleri sabit olduğundan mülteci konumunda değildir ve aynı kategoride tutulmamalıdır. İsveç, tarihte kendi kralına kucak açan Türkiyeʼye karşı bu ayrımı iyi yapmalıdır.

Öte yandan can güvenliği tehlikesi bulunan Müslümanlara sığınma hakkının verilmesi (muhacirlik) Müslümanlar için daha öncelikli bir durumdur. Tarihte pek çok mazluma kucak açan bu toprakların evlatları olan bizlerin, kendi dindaşlarımıza en azından aynı alicenaplığı göstermesi İslam kardeşlik kültürünün bir gereğidir.


Vesika 1

İsveç ve Rusya arasındaki muharebede İsveç kralının mağlup olarak Özi suyunun öbür tarafına kaçtığı ve Ruslara birçok esir verdiğine dair Boğdan voyvodasından Kapı Kethüdası Koparoğluʼna gelen mektup özeti (22 Temmuz 1709).

Bu içerik sadece 6 Aylık Online Abonelik ve 1 Yıllık Online Abonelik üyeler tarafından okunabilir.
Giriş yap Üye ol

Savaş, zulüm, can güvenliği ve doğal afet gibi sebeplerden ötürü vatanlarından göç etmek zorunda kalan insanların başka bir devlet tarafından himaye edilmesiyle ortaya çıkan mültecilik kavramı tarih boyunca pek çok kez karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde uluslararası hukukta bir kişinin mülteci statüsüne kavuşması için üç şart bulunmaktadır: baskıya maruz kalmış olmak, ülkesine geri dönme imkân veya isteğinin olmaması, terör ve insanlık suçu işlememiş olması. Bu üç şartı taşıyanlar mültecilik korumasından faydalanabilmektedir.

İslam hukukunda ise iltica kavramı üç kurum içerisinde yer bulmaktadır: Başka bir devletin vatandaşı olan gayrimüslimin siyasi veya ticari nedenlerle İslam ülkesine girmesine izin verilmesi (eman), cizye karşılığında gayrimüslime ikamet hakkının verilmesi (zimmîlik), gayrimüslim bir yerden göç eden Müslümanların kabul edilerek vatandaşlık hakkının verilmesi (muhacirlik). Bu himaye kurumlarının günümüzdeki mültecilik kavramı ile ortak ve farklı yönleri bulunmakla birlikte, himaye talebinde bulunan kişiye gerekli şartları taşıması halinde güven içinde yaşama imkânı vermesi İslam devletinin dinî ve insani vazifelerinden biri sayılmıştır.

Mazlum ve çaresizlere gönül kapılarının açılması, Anadolu Müslümanlarının karakteristik özelliği olmuştur. Yüzlerce yıldır kitlesel göç, kıtlık, savaş, afet gibi durumlardan ötürü bu topraklarda misafir edilen birçok millet güven içinde yaşamış, kimisi ülkelerindeki şartlar düzelince misafirliğini bitirerek geri dönmüş, kimisi de kardeşçe yaşamaya devam etmiştir. Osmanlı döneminde bu himayelerin sayısız örneği bulunmaktadır. Bunlardan biri, 1709 Poltova Savaşıʼnda İsveç Kralı XII. Şarlʼın (Charles) Ruslara yenilmesi neticesinde günümüzde Ukrayna ve Moldova sınırları içerisinde yer alan Özi ve Bender üzerinden Osmanlıʼya sığınması hadisesidir. Kralın 8 gün kalmayı planladığı bu iltica, değişik nedenlerden ötürü 1714 yılına kadar sürmüştür. Padişah III. Ahmed, XII. Şarlʼa bir mülteci konumunda olmasına rağmen kendi ülkesindeymiş gibi muamelede bulunarak Benderʼdeki ikameti süresince tüm masraflarını karşılamıştır. Bu arada Rusya, bizzat çarın ağzından XII. Şarlʼın bir an önce kendilerine teslim edilmesini talep etmiş, ancak bu talep geri çevrilmiş, hatta bu nedenle 1711 yılında Rusya ile Osmanlı arasında meşhur Prut Savaşı patlak vermiştir.

İsveç Kralı bir gayrimüslim olmasına rağmen kendisine Osmanlı topraklarında eman verilmesi ve ikametine izin verilmesi, İslamʼda insan hayatının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Günümüzde Ukraynaʼda yaşanan savaştan kaçan insanların ülkemize sığınması bu insani tavrımızı kaybetmediğimizi gösteriyor. Güncel konu olduğu için şunu da vurgulamakta fayda görüyoruz. İsveçʼte ikamet ve sığınma talepleri kabul edilen PKK ve FETÖ terör örgütleri mensupları, terör ve insanlık suçu işledikleri sabit olduğundan mülteci konumunda değildir ve aynı kategoride tutulmamalıdır. İsveç, tarihte kendi kralına kucak açan Türkiyeʼye karşı bu ayrımı iyi yapmalıdır.

Öte yandan can güvenliği tehlikesi bulunan Müslümanlara sığınma hakkının verilmesi (muhacirlik) Müslümanlar için daha öncelikli bir durumdur. Tarihte pek çok mazluma kucak açan bu toprakların evlatları olan bizlerin, kendi dindaşlarımıza en azından aynı alicenaplığı göstermesi İslam kardeşlik kültürünün bir gereğidir.


Vesika 1

İsveç ve Rusya arasındaki muharebede İsveç kralının mağlup olarak Özi suyunun öbür tarafına kaçtığı ve Ruslara birçok esir verdiğine dair Boğdan voyvodasından Kapı Kethüdası Koparoğluʼna gelen mektup özeti (22 Temmuz 1709).

Bu içerik sadece 6 Aylık Online Abonelik ve 1 Yıllık Online Abonelik üyeler tarafından okunabilir.
Giriş yap Üye ol