Güzel bir bahar günü… Ama biz baharı görmüyoruz!

“Kelimeler, tecrübelerimizi dizdiğimiz ipliktir.”

Aldous Huxley

Anlatılır ki günlerden bir bahar günü, meşhur Broklin Köprüsü üzerinde gözleri görmeyen bir adam dilencilik yapıyormuş. Oturduğu yere dizlerinin tam dibine de herkesin görmesini arzu ettiği minicik bir tabela koymuş. Üzerinde “doğuştan kör” yazılıymış. Yolu o köprüden geçenler haliyle dilencinin önünden geçip gidiyor, ama yere para bırakanlara pek rastlanmıyormuş. Bu durumu gören ve birkaç dakika izleyen bir reklamcı, hemen dilencinin önünde duran tabelayı alıp arkasına bir şeyler yazmış. Sonra da aldığı yere bırakmış. İşte o andan itibaren ne olduysa olmuş. Gelip geçen ve tabelayı okuyan herkes, dilencinin mendiline para atmaya başlamış. Ne olmuş da insanlar o kadar etkilenmişler dersiniz? Aslında onları etkileyen sadece kelimelerin görünmeyen gücüymüş. Tabelaya yazdığı cümle şöyleymiş: “Güzel bir bahar günü… Ama ben baharı görmüyorum.”

Biz de baharı yaşıyoruz fakat daha birbirimizi göremiyoruz. Çünkü kendi aramızda aynı lisanı konuşamıyoruz. Yabancı lisan öğrenmeye kucak dolusu paralar harcıyor, müfredatlar için kafa yoruyor fakat kendimize ait kelimelerle yazılanı okuyamıyor, okuduğumuzu da anlayamıyoruz.

O da yetmiyormuş gibi, bin yılımızı inşa ettiğimiz temel taşlara yani kelimelere savaş açıyor, yeni zihin inşaları arayışıyla ne kendimiz oluyor ne de başkasına benzeyebiliyoruz. Huxley’in ifadesiyle tecrübelerimizi dizdiğimiz ipliği yani kelimelerimizi helak olmak bahasına heba ediyoruz.

Medya dili, siyaset dili, sivil dil, gençlerin dili “Hangisi biziz?” diye sorduğumuzda devir emoji devri J deyip hepimiz bir bilinmezliğe doğru yol alıyoruz. Bahardayız, fakat içimizde kışı yaşıyoruz.

 

“Kelimelerin gücünü bilmeden, insanı anlamak imkânsızdır.”

Konfüçyüs

İnsan diyor, insanımızı bulmak ve insanımızla buluşmak istiyorsak yine Konfüçyüs’ün ifadesiyle işe kelimelerden başlamak mecburiyetindeyiz. Çünkü insanı ayakta tutan ruhtur. Ruhu harekete geçirecek olan ise kelimelerdir.

“İnsan her nefeste yeni birisi olur ve her nefes, içini doldurduğumuz kelimelerle bilmediğimiz bir âleme yolculuk eder; sonra da oradan hediyelerle geri döner.” diyordu Mevlana Hazretleri. Antoni Robins ise kitabının bir bölümünde şöyle demişti: “Kelime hazinesi yoksul olan insanların duygusal hayatı da yoksuldur. Kelime dağarcığı zengin olanların, o tecrübeyi boyayabilecekleri çeşit çeşit renkleri vardır.”

Madem öyledir; biz de kelimelerimizin gücünü keşfetmeliyiz. Kendimizden ve bizden olanlara sahip çıkıp hep beraber yeniden biz olabilmeliyiz. Bu coğrafyada adam’a âdem derler. Nereden gelip nereye gittiğini unutmasın diye. Kıyam, rükû ve sücudu her haliyle üzerinde taşısın diye.

Bu topraklarda hiçbir kelamı laf olsun diye sarf etmezler. Her söz ictimaiyyatın temel bir taşıdır. Kelime saygıdır. Kelime sevgidir. Kalbimizi ve en ince duygularımızı ihtizaza getirecek birer mızraptır. Kelime kamustandır. Kamus da bizde namustur.

Vatan, bayrak, din ve namus için bu topraklarda gerekirse can verilir. Ne bir karış toprak, ne bir tek kelime heba edilmez.

Metin Uçar

ARALIK SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al