Kasım 1928

Bir Kasım ayını daha yaşıyoruz. Her Kasım ayında olduğu gibi zihnimiz 1928’lere gidiyor… Harf ve lisanın değişmiş olması içimizi burkuyor.

Arada yaşanan onca problemler, sıkıntılar… İşin anlaşılmaktan çok sulandırılmaya çalışılması… İdeolojik saplantılar…

Hâlbuki yaşanan bir hadise var. O da 1 Kasım 1928’de resmen harf ve lisanın keskin bir tavırla değiştirilmiş olmasıdır. Yani net olarak –gerekçe ne olursa olsun- bize ait olanlardan kopmaya yönelik bir faaliyetin yapılmış olduğudur.

Günümüze geldiğimizde hala meselenin ciddiyetini ve önemini anlamayan veya anlamak istemeyenlerin oluşu da cabası. Arapça varken Osmanlıca mı öğreneceğiz serzenişleri. Herkesin öğrenmesine ne gerek var diyenler. Her şey bitti, sıra buna mı geldi diyenler…

Hâlbuki bazı şeyler vardır ki o meseleyi halletmeden diğerlerinin kıymeti anlaşılmaz. Anahtarsız hazinenin bir mana ifade etmediği gibi… Ya da köksüz bir ağacın meyve veremeyeceği gibi…

İşe neresinden bakarsanız bakın, bu değişiklikten memleket ve millet zarar görmüştür. Ulaşılmak istenen ile feda edilen arasında öyle bir uçurum vardır ki, 88 senedir hala arası telif edilememiştir.

Elbette bu arada hadiseden kopmayanlar da olmuştur. Geçen süre içerisinde meseleyi unutmayan ve unutturmayanlar da olmuştur. Ki bugün Osmanlıca bir dergi bile neşredilmektedir memlekette!

Hem son beş sene içerisinde artarak devam eden çalışmalar, bütün bir millet olarak karşılık bulma potansiyeline ulaşmıştır. Sadece işin üzerinde biraz daha durmak ve neslin bu işin ucundan tutar hale gelmesini temin etmek gerekmektedir.

Dergide Ortaöğretim Genel Müdürünün okullarda Osmanlıca çalışmaları ile ilgili değerlendirmesini bulacaksınız. Bu çalışmaların daha güzele taşınması ve inşallah Osmanlıcanın en kısa zamanda mecburi ders olarak müfredatta yer alması önemli olacaktır.

Bize ait olan ne varsa keşfetmenin ve farkındalıkla özgüven kazanmanın en kısa ve tesirli yolu, Osmanlıca öğrenmek ve bu yazı ile telif edilmiş eserlerden istifade eder hale gelmektir. Bin yıllık kültürümüzün taşıyıcıları olan harf ve kelimelerimizle muhatap olarak, uzun zamanda teraküm edip biriken kelimelerimizle mazi ve istikbali birleştirmektir.

Eksik ve nakıs kalan bütün alanları, geçmişten aldığımız birikim ve güçle doldurup yeniden inşa etmektir.

Yazar derdimizi bile anlatamaz hale nasıl geldiğimizi şu sitemkâr ifadelerle anlatıyordu:

Efendim onurlandırdınız. Ne yani gururlandırdınız mı demek istiyor, şereflendirdiniz mi? Yoksa müftehir mi oldu? İzzetli, haysiyetli, namuslu, vakarlı, erdemli, hatırlı, itibarlı, muazzez, muhterem, saygıdeğer, seciyeli…

Onur, bunların hangisi? Yeni kuşaklar “hepsi” diyecekler, eskiler “hiçbiri!”

Metin Uçar

KASIM SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al