Gelenek Gelecektir

Bütün yatırımlar geleceğe yönelik oluyor çoğu zaman. Bütün planlar, bütün değerlendirmeler ve benzeri. Neden? Çünkü istikbale ehemmiyet veriyoruz. Her şey hepimiz için daha iyi olsun istiyoruz.

Peki, bunun için ne yapıyoruz? İyi olan örnekler üzerinde duruyor, onları modellemeye çalışıyoruz. Fakat bu örneklerin çoğu, yaşadığımız dünyadan ve çoğu zaman maalesef kendi kültürümüzden olmuyor.

Bunun için diyoruz ki “Gelenek gelecektir!”

Daha önceki sayılarımızda da öne çıkardığımız bir husus vardı. Teknoloji, tıp, coğrafya gibi bilim dallarında güncel örnekler modellenebilir. Nihayetinde bunlar ortak aklın ve tecrübenin mahsulü olarak insanlığın ortak malıdır.

Fakat gelenek, örf, âdet, kültür bunlar her milletin ve memleketin kendine has ürünleridir ve asla ithal edilemez. Her ürün kendi cinsinden ve tohumundan meyve alır. Yemekten iletişime, kelimelerden davranışlara, giyimden muhataplığa kadar her şeyde mahsus özellikler hükmedecektir. Hükmetmelidir de…

Bugün spordan müziğe, estetikten sanata her alanda kendimize özgü çizgileri bulabilmek gerçekten kıymetlidir. Bir söz vardır meşhur: İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Günümüzde bütün dünya bu hali yaşar gibidir.

Baskın devlet ve aklın bütün dünyayı adeta tek kültüre taşımak gayreti içerisinde olduğunu görüyoruz. Sen yoksun, bizim istediğimiz var anlayışıyla hareket ediliyor. Ya da şekil senin olsun fakat muhteva bana ait olmalı anlayışı bütün iletişim araçlarıyla bütün insanların ve ülkelerin gündemlerine taşınıyor.

Bu açıdan bakıldığında biz gelecekte olabilmek için gelenekteki biz’i bulmamız gerekiyor öncelikle. Meyve ağacından azade düşünülemeyeceği gibi, geleceği inşa edecek gençlerin ihyası da kendi kültürel değerlerimizden hariç düşünülemez.

Batı veya başka bir kültürle kendini donatmaya çalışan bir vatandaşımız nasıl olup da bizi temsil edebilir. Nasıl olur da bize ait bir istikbal ortaya koyabilir. Kendi kültüründen beslenmeyen bir nesil nasıl olur da kendine ait bir neticeyi ortaya koyabilir? Elbette koyamaz.

Bugün yaşadığımız savrulmalar bundan değil midir? Neden şikâyetçiyiz biz’den! Birbirimizden!

Dünyayı tanımak, dünyaya açılmak gibi bir problemimiz yok ve olmamalı. Sadece dünyaya açılırken kendi limanımızdan kopmamalıyız. Kendimizi inkâr edecek derecede kendimize yabancılaşmamalıyız. Yeni nesiller hayat bulurken, muhakkak kendi öz değerlerimizi bu çocuklarımıza verebilecek durumda olmalıyız.

Aksi takdirde dev dalgalar arasında boğulur gideriz. Gemimizi demirleyecek ne bir koy ne de bir liman bulamayız.

Evet, gelenek gelecektir. Modern dünyayı çiçekli görüp kışta kalmış kendi gövdemizi hantal ve ölü görmek doğru olmaz. Elbette bahar gelecek ve bu bünye de yaprak ve çiçek açacak, güzel meyveler verecektir. Çok yakın zamanda inşallah.

Kalın sağlıcakla…

 

Metin Uçar

EKİM SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al