Az Fakat Devamlı Olan Esastır

İşlerin azalması, bazen başka işlerin önünün açılması noktasından önemli olmaktadır. Ramazan ayı ardından çoğumuz tatile girdiğimiz bu Ağustos ayında umarım yanımıza alacağımız kitap planlaması yapmışızdır. Yine ümit ederim ki bunların arasında Osmanlıca Dergi de vardır.

Lisan çalışanlar bilecektir ki önemli olan devamlılıktır. Bu aynı zamanda Nebevi bir kaidedir. Az fakat devamlı olan esastır. Kendi öz kaynaklarımızın oluşmasında temel olan Osmanlıca, evet bizim özümüzdür; lakin yaşadığımız kopuş Osmanlıcayı hakkımızda adeta yabancı bir lisan yapmıştır. Dönem içerisinde bir şekilde muhatap olan, okuyup yazmaya ve bize yabancılaşan kelimelere aşina olmaya başlayan sizler, tatilde az da olsa bu çalışmaları devam ettirmeniz önemli olacaktır. Bunun için en önemli kaynak da Osmanlıca Dergisi olacaktır.

Dergilerin seyahat ve takip etme açısından kolay oluşunu bir avantaja çevirmek, hem elde ettiğimiz güzellikten kopmamak için dergimizi çantamızda bulunduralım, ola ki elimize takılır ara ara bakarız.

Biz millet olarak bu hale düşürüldük ve bunun için bizim gösterdiğimizden çok fazla gayret edildi. Tahribin kolaylığına rağmen Osmanlıcadan koparılmak adına gösterilen özen ve gayrete karşı bizlerin de elbette daha fazla gayret göstermemiz önemli olacaktır.

Kadim kültürlere sahip olan milletlerin lise mezunu talebeleri iki yüz yıl öncesine ait metinleri o dönem harfleri ile ve anlayarak okuyabildiği dünya konjonktüründe bizler ne durumda olduğumuz orta değil midir? Eğitim sistemimiz içerisinde bazı şair ve yazarların ve eserlerinin isimlerinden başkaca bir şey öğretemediğimiz aşikar. Ömer Seyfettin gibi sade yazan bir müellifi bile sadeleştirerek okutmak durumunda kalan bir halden nasıl bir gelecek inşa edilecektir?

Mutfağınızda ne kadar malzemeniz varsa, o kadar yemek yapabilirsiniz. Bir milletin kelimeleri de o milletin kültür mutfağındaki malzemelerdir. Kelime hazinesi çok olan bir milletin kültür ürünleri de o nispette çok olacaktır.

Öyleyse mutfağımızı zenginleştirmek de elbette bizim elimizdedir. Hiçbir şey durduk yere olacak değildir. Osmanlıca öğrenmek sadece iş olsun, yanımda bulunsun, entelektüel desinler diye öğrenilecek veya çalışılacak bir şey değildir. Bu, toplum olarak kendimizi fark etmek ve ileriyi inşa etmek için olmazsa olmazımızdır.

Bursa valisi diyordu ki, bugün memleketimiz hala ayakta ise bu, Osmanlıca konusunda, lisan konusunda, harflerimiz konusunda çalışmalar yapan gönüllülerin sayesindedir. Evet, Konfüçyüs de devlet idaresi kendisine verilse işe kelimelerden başlayacağını söylüyordu. Peki, bizler ayakta durabilir durumda değilsek bunun sebebi ne ola acep?

Hiç kimsenin bu benim işim mi, yapan yapsın deme hakkı yoktur. Bu mesele, fert fert her birimizi ilgilendiren ve her bir ferdin kametince sahip çıkması gereken bir mevzudur. Sadece kendisi değil eşi, çoluk ve çocuğu ile birlikte üzerinde durulması gereken bir konudur. Yönümüzü kendimize dönmek ve kendimizi fark etmek mecburiyetindeyiz. Global baskı unsurları ve iletişim araçlarının bize, bize ait olana zarar vermesinden uzak durabilmek önemlidir. Eğer dikkat etmezsek bir süre sonra ben veya bizden bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Söz o ki, Osmanlıca öğrenmek ve devam ettirmek, neslimizi bu açıyla geleceğe hazırlamak ne bir partinin, ne bir gurubun ne de herhangi bir meslek gurubuna ait olamaz. Hep beraber sahip çıkarsak kaybettiğimiz yılları tekrar kazanabilir, kendi kültür hazinelerimizin varlığı sebebiyle bizi yüz sene geçenleri biz kısa zamanda yüz sene geçebiliriz. Tatili atalet anlamazsak elbette!

Kalın sağlıcakla.

AĞUSTOS SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al