Kendimizi Fark Edelim

Kendinin farkında olmayan harici de tam anlayamaz. Son iki yüz yıldır kendimizden kopuk vaziyette idik. Batıda milliyetçi akımlarla beraber savrulan doğu ülkeleri, küçük parçacıklar halinde kaldılar. Kendileri de olamadılar. Sömürgeci batı devletlerinin temeddün etmiş olduğuna inandıkları hallerine kaptırdılar kendilerini.

Koca Devleti Aliyye de ittihadın bozulmasıyla birlikte misak-ı milli sınırları içerisinde yeni bir devleti netice verdi. Sınırların daralması, ufkun da daralmasına sebep oldu. Yeni anlayış, doğu ülkelerinin çoğunda olduğu gibi yeni Türkiye Devletinde de batıyı örneklemeye yelken açtı.

Dünyaya açılmak önemlidir. Fakat bir o kadar daha önemli olan, tarihe açılmaktır. Yani kendi değerlerinden, birikimlerinden kopmadan hareket edebilmektir.

Bu konuda son 15-20 seneye kadar maalesef zayıf kaldık. Lakin son dönemlerde kendimizi fark etmek noktasında ciddi bir şuur ve çalışmaların olduğunu bütün bir millet olarak idrak ediyoruz. Biz hadiseye Osmanlı Türkçesi üzerinden bakalım.

Tarih ve kültür, ağırlıklı olarak harf ve lisanla kaydedilen veriyle mümkündür. Lisan nasıl ki bütün tarihi kodları taşır ve oranın birikimini buraya aktarırsa, harfler de şiar olarak bağlı olduğumuz kültürün elbisesi ve kıyafetini ifade eder.

Öyle veya böyle çekim alanına girdiğimiz ezilmişlik psikolojisinden çıkmak için kendimize bakabilmek, bunun için de belki en kolay yollardan birisi olan Osmanlı Türkçesi ile muhatap olmak –gördüğümüz kadarıyla- önemli olmuştur.

“Dedemden kalma..” “Kütüphanelerimiz..” “Yazımız…” diye başlayan aidiyet ifade eden cümleler kendimize bakmanın işaretleridir. İş yerinin önüne Osmanlı Türkçesi ile yazılmış tabela asmak, davetiyelerini, notlarını bu harflerle nakş edebilmek varlık ortaya koymanın remzidir.

Yani demem o ki, kendi topraklarında kendi gibi olabilmek faaliyeti olarak da tanımlayabileceğimiz Osmanlı Türkçesi çalışmaları, bizi tarihi ve kültürel anlamda birikime taşıyan çok önemli bir unsurdur. Sırtını muazzam bir güce, özgüvene dayayabilme ameliyesidir. Bu açıdan son derece önemlidir.

2015 Çanakkale Savaşlarının 100. Senesini de ifade ediyor. Bir milletin varlık yokluk savaşı denecek çok önemli bir tarihtir. Ve bu sene bizimle birlikte bütün dünyanın gözü tekrar Çanakkale’de olacaktır. O çok önemli tarihi yarımadadaki yönlendirme levhaları aynı zamanda Osmanlıca olarak da yazılsa nasıl olurdu acaba? Günün kıyafetleri ile gördüğümüz askerlerin bizi o senelere götürmesi kabilinden tarihi bir atmosfere girmemiz daha kolay olmaz mıydı?

Çanakkale’yi solukladığımız bu sayımızda tarihe yol almanın en önemli aracı olan Osmanlı Türkçesini nazarları bir kez daha çekmek isteriz. Bize ait olan görsel unsurlar ne kadar artarsa o kadar biz olacağımızı da hatırlatmak da fayda olacaktır.

Çanakkale aynı zamanda bir diriliş destanıdır. Bizi hatırlatan güçlü bir resimdir. Sadece görmesini ve göstermesini bilmek önemli olacaktır. Ümit ederiz ki bu çalışmalarla tarihi bilinç ve şuurumuz bizleri daha bir biz yapacak, kendimizi fark etmekle yeni dünya düzeninde fark ortaya koyabiliriz.

MART SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al