Neden Osmanlıca?

Fıtrat böyle bir şey işte… ‘Osmanlıca diziler sayesinde mi popüler oldu’ deniliyordu; halbuki tam tersine diziler format değiştirirken aslında Osmanlıca arzusunun hep var olduğu gerçeği kendisini daha net izhar etmeye başladı.

Şimdilerde dergimizin Osmanlıca anlamında başlattığı pek çok güzel şey insanlar arasında yayılmakla birlikte bu durum, Osmanlıcanın daha kabul edilmiş ve daha bir hayatın içerisine girmesine vesile oluyor. Mesela ajanda çalışmamız… 15 dakikada Osmanlıca öğrenmeye başladım diyenlerin elleri bu kez kaleme gidiyor; hiç olmazda kendi ismini, bazıları ifade edebildikleri cümleleri Osmanlıca harflerle sağdan sola hazırlanmış bu ajandaya kaydetmeye çalışıyorlar…

Arkeoloji diye bir bilim dalı ve üniversitelerde bir bölüm var. Ellerinde küçük çapalarla kalıntı arıyorlar. Bu sadece kalıntı bulup müzeye taşımakla mı alakalıdır? Elbette değil. En basit bir muhatap için bile, aidiyeti ifade eder bu tarz çalışmalar. Herkes kendinden öncekilerle iletişim, etkileşim, süreklilik izleri aramaktadır.

Bu aidiyet duygusu ve nereden geldiği bilgisini sorgulama, insanı ileriye götüren, arkada kendinden öncekiler gibi metrukatı olmaya sevk eden önemli bir amildir.

İşte şimdi insanlarımız küçük çapalara bedel, ellerinde kalemlerle özündeki birikmiş hazinenin kapılarını çalıyor. Basit, önemsiz gibi gelse de fıtrat bu işte, kendinden olanı aramaya engel olamıyor. Şimdilerde eylemler bile Osmanlıca yazılmış dövizlere istinad ederek yapılıyorsa bu hem günün anlam ve önemine işaret hem de iletişim sağlanacak geçmiş ve gelecek için –öyle veya böyle- ehemmiyetli bir göstergedir.

Osmanlıca faaliyetleri, özellikle öğrenmenin kolay olduğu vurgusu ve milli iradenin işe sahip çıkması ile hemen her kesimin öne çıkan faaliyetlerinden birisi oldu. Her taraftan pek çok kurum, kuruluş, fert ve toplum Osmanlıca öğrenme gayreti içerisine girdi.

Bu tam anlamıyla şükredilecek bir durumdur. Aynı zamanda buna göre altyapı ve arka plan çalışmalarının artırılmasına sebeptir.

Dergi olarak biz çalışmalarımıza aynen devam ediyoruz. Bu arada ajanda gibi, takvim gibi çalışmalarla birlikte kitap çalışmalarına da gayret ediyoruz. Yine zaman içerisinde panel, seminer ve toplantılarla Osmanlıcanın ehemmiyetine ve kolaylığına dikkat çekiyoruz.

En çok üzüldüğümüz nokta ise, liselilere Osmanlıca öğretilemez tarzındaki beyanlardır. Bu beyanlar, ya eğitimcilerden ya da köşe yazar duruma gelmiş insanlardan gelmektedir. Bu da cidden üzücü bir durumdur.

Biz tecrübeyle gördük ki, ilköğretim çağındaki bir çocuk bile elifba kısmını rahatlıkla çözüp basit kelime ve cümleleri öğrenebilmektedir. Hal böyleyken liseli gençlerimiz hakkında söylenen bu sözler, istikbalimizin teminatı gençlerimizi tanımamak veya onlara güvenmemekten gelir ki, bu son derece anlamsız bir bakış açısıdır.

Günümüzde Osmanlıca öğrenmekle ilgili yeterli çalışma araçları da bu konuyu rahatlıkla öğretebilecek insanlar da mevcuttur. İsteyen herkes kolayca öğrenebilir. Bu da tecrübeyle sabittir. Sadece oluşan ilgiyi canlı tutmak ve bu tarafa hep beraber gayret etmek gerekiyor. Bu da bu memleketin insanları olarak hep birlikte hepimizin vazife ve sorumluluğudur.

Dünyayı kuşatmak geçmişi bilmek ve sahip çıkmakla doğru orantılıdır. Kültür ve medeniyet kodlarımızı içerisinde barındıran yazı ve lisanımız, elbette bize ait olanı inşa edebilmenin de temel taşları olacaktır. Devam eden bütün medeniyetler ve kültürler zamanımıza kadar kesintisiz gelebilenlerdir. Hedeflerinde, terakkilerinde, ideallerinde kesiklik ve kırıklık yaşamayanlardır. Eğer bizler de istikbali kuşatmak, geleceğin inşasında rol almak istiyorsak, bize ait olana ulaştıracak anahtar hükmünde olan Osmanlıcayı öğrenmek ve öğretmek vazifemiz olacaktır. Artık hiçbir şey zor değil. Şimdi durmak değil, şimdiden başlamak için…

Kalın sağlıcakla.

Metin Uçar

ŞUBAT SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al