Stratejik Zihniyet ve Kültürel Kimlik

 

Stratejik Zihniyet ve Kültürel Kimlik

“Bir toplumun stratejik zihniyeti; içinde kültürel, psikolojik, dini ve sosyal değer dünyasını da barındıran tarihi birikim ile bu birikimin oluştuğu ve yansıdığı coğrafi hayat alanının ortak ürünü olan bir bilincin, o toplumun dünya üzerindeki yerine bakış tarzını belirlemesinin ürünüdür.

Geçmişi kuşatan kadim kavramı da, geleceği belirleyeceği iddiasını taşıyan Devlet-i Ebed müddet kavramı da bu stratejik zihniyetin muhtevasını dokuyan bir tarih ve kimlik bilincini yansıtmaktadır. Gerek Osmanlı Devleti’nin çözülme sürecinde gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana karşı karşıya kalınan uluslararası problemlerde ortaya çıkan en önemli gerilim alanı, bu stratejik bilincin süreklilik unsurları ile cari uluslararası güç dengelerindeki konum arasındaki farkın doğurduğu psikolojik gerilim ve bu gerilimin kimlik bilinci üzerindeki yıpratıcı etkisidir.

Bu açıdan Osmanlı-Türk stratejik bilincinin ana unsurlarının süreklilik ve değişim yönleriyle yeniden tartışılması, yüzleşmemiz gereken en önemli meselelerden birisidir.”

Bugün Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı olarak hizmet eden Sayın Ahmet Davutoğlu, böyle söylüyor kitabında. İleriyi kuşatacak bir enerjiden bahsedildiği böyle bir durumda, elbette kültürel derinlik ve ileriye doğru süreklilik önemli olacaktır.

Sayın Davutoğlu yakın tarihe ait yaşanan şizofreni ve çelişkiyi de şu satırlarla ifade etmiş: “Türkiye’de yaşanan en temel çelişki bir medeniyet çevresine siyasi merkez olmuş bir toplumun tarihi ve jeokültürel özelliklerinin oluşturduğu siyasi kültür birikimi ile siyasi elit tarafından başka bir medeniyet çevresine iltihak etme iradesi esas alınarak şekillenmiş siyasi sistem arasındaki uyum problemidir ve bu durum hemen hemen sadece Türkiye’ye has bir olgudur.”

Olan bir tarafa, geldiğimiz noktada “Kültür ve gönül coğrafyamıza nasıl katkı yapılabilir?” sorusu daha ehemmiyetli olsa gerektir. Ya da “Yüzleşmemiz gereken nirengi noktalarına ve geçmiş ve geleceği kuşatacak fotoğrafa hangi renkle, nasıl fırça vurulması gerekmektedir?”

Öncelikli olarak, geçmişin varlığı şuura taşınmalı ki oraya karşı ilgi uyanabilsin. Fikren tarihe dönen, fiilen de oraya hareket etme kabiliyetini geliştirmek, açığa çıkarmak isteyecektir. Tarihi kırılma sürecini, bu millet elbirliğiyle sürdürülebilir ve aradaki açığı kapatabilir duruma taşınacaktır.

Kültür, bir milletin başıdır. Milleti kültüründen ayrı tutmak, onu başsız bir bedene mahkûm etmek anlamına gelir ki, böyle bir durumda ne tarafa düşeceği belli olmayan canlı cenazeden ibaret bir toplum çıkar ortaya. Bu durum da bugün şikâyet eder olduğumuz pek çok sıkıntının temel kaynağı olsa gerektir.

Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi olarak bizler de kırılanı tamir etmek, eskiyeni yenilemek, unutulanı hatırlatmak, teoride kalanı pratiğe dökmek gayesiyle yaklaşık iki senedir sizlerle birlikteyiz. Karınca kadarınca da olsa işin ucundan tutmaktan gayet memnunuz. Aldığımız neticelerden mesruruz. Sizlerden gelen her yeni öğrenilmiş bilginin varlığından güç alıyoruz. Ve bu güç ve heyecanla her ay sizlerle buluşmaya gayret ediyoruz.

Tarihten gelen vazifemizin bilincinde olarak sizlerle ileriyi kuşatacak çalışmalar yapmaya devam ediyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi yine diyoruz ki “Osmanlıca bilmeden olmaz. Ve Osmanlıca öğrenmek 15 dakika ile başlar.” Strateji sizde. Lütfen kendinizi fark edin.

 

KASIM SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al