Osmanlı Türkçesi Eğitim Şurası

Nazilere karşı kültür mirasını koruma konulu “Hazine Avcıları” isimli filmde geçen şu cümlelere kulak verin lütfen. “Asıl bunun için savaşıyoruz burada; kültür mirasımız ve medeniyetimiz için. İstersen tüm bir jenerasyonu ortadan kaldır. İstersen evlerini yerle bir et. Bir şekilde yeniden çıkarlar karşına. Ama insanların eserlerini yok edersen, tarihlerini yok edersen, o zaman hiç var olmamış gibi olurlar. Havada uçuşan küller gibi. Hitlerin istediği bu zaten, bizim de izin vermememiz gereken tek şey bu olmalı.”

Sosyal medyada bir Türkiye vatandaşı, Osmanlıca faaliyetlerinin yoğunluk kazandığı şu son günlerde şöyle yazıyordu: “Mezar taşı okumak için mi, bunca çalışma?” Ne kadar talihsiz bir cümle diye düşündüm ilk okuduğumda. Ve elbette üzüldüm. Meseleyi indirgediği yer, çok kimsenin başladığı noktaydı çünkü.

Sonra, daha önceki sayılarımızda uzmanlarından sorarak öğrendiğimiz cümlelerden biri geldi aklıma: Osmanlıca öğrenmek, her şeyden önce özgüven kazanmaktır. Osmanlıca öğrenmek, kendini fark etmektir. Osmanlıca öğrenmek, büyük bir medeniyetin kapılarını aralamaktır. Öyle ya! Biz gökten zembille mi indik yer yüzüne? Yoksa hiç varolmamış gibi mi olduk, harflerimizi değiştirmekle.

Keşke o arkadaş da o mezar taşlarını okuyabilseydi. Az şey mi anlatıyordu mezar taşları? Ya kitabeler, çeşme alınlarında yazan o yazılar, nice tecrübeler ve değerlendirmelerden akarak, nice değişik tablolar taşımıyor muydu bugüne?

Yeni şeyler kazanma gayreti, eskileri gözden çıkarmakla değil, bilakis onların birikim ve tecrübesinden istifade etmekle vücut bulmak mecburiyetindedir. Çok şükretmemiz gereken şu güzel günlerde, yapılan bu çalışmalar bizlere şevk ve gayret vermektedir.

Hem “Dünyanın en güzeli olan yazınızı niye attınız; o gâyet kolay yazılan, çiçek gibi yazı atılır mıydı?” diyen Prof. Rossi, bu arkadaşları duysaydı neler söylerdi acaba? Ya da biz, bir yabancı kadarda mı tanıdık değiliz kendimize?

Balkanlarda hizmet eden Adnan İsmaili’nin bu sayımızdaki mülakatını okumanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Osmanlıca öğrenmenin ve bilmenin ne anlama geldiğini, lütfen bir de Balkanların gözüyle görünüz.

Eylül ayında çok önemli bir faaliyet gerçekleşti. Hayrat Vakfı, MEB ile yenilediği Osmanlıca Kursları protokolünü 5 seneye çıkarmakla birlikte yurt dışında kurs açma yetkisini de almıştı. İşte bu protokol üzerine Isparta’nın Barla Köyünde “Osmanlı Türkçesi Eğitim Şurası” gerçekleştirdi.

Biz de bu şuraya katıldık. Osmanlı Türkçesi konusunda hazırlanan ve devam eden yayın çalışmaları konusunda katılımcılara sunumlarda bulunduk. Dergimizin de masya yatırıldığı iki buçuk gün süren eğitim şurasında Osmanlı Türkçesi kurslarının ve çalışmalarının geleceği mercek altına alındı ve planları yapıldı. Önümüzdeki süreçte Osmanlıca adına çok güzel çalışmalar bizleri bekliyor. El birliğiyle bu çalışmalara kuvvet verecek, tarihi miras ve kültürümüzle buluşmanın adımlarını atacağız.

Bugüne kadar yapılan çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Dergimizin her gün daha fazla ellere ulaşmasına vesile olanlara da ayrıca medyun-u şükranız.

EKİM SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al